NoveliqaSözleşmeli Aşkın Karanlık Yüzü / Gölgedeki Tehdit :0%
Log in

Chapter 10

Gölgedeki Tehdit

Can’ın gözlerindeki o karanlık hüznün izleri, odada aniden ağırlaşan havayı keskinleştirmişti. Etraf sessizleşti; kalp atışları, konuşmaların önüne geçti, sanki zaman durmuştu.

Ebru, gözlerini Can’ın üzerinden çekemedi. İçinde bir fırtına kopuyordu; “O adam kimdi?” diye sormak istedi ama dudakları kelimeye değmeden kapandı. Çünkü kapı koluna bırakılan o küçük zırıltı sesi, herkesin dikkatini aniden dağıttı.

“Bir mesaj... telefonundan,” diye mırıldandı Can, titrek parmaklarıyla cihazı aldıktan sonra.

Mesaj, aylar öncesinden kalma eski bir e-posta zincirinin yeniden canlandığını gösteriyordu. İçinde kritik bir ifade vardı:

“Hesaplaşma zamanıdır. Sen de bu oyunun bir parçasısın. İzleniyorsun.”

Ebru’nun kanı buz kesildi.

Can, gözlerini ekrandan kaldırdı, bakışları sertleşerek çevresindekileri süzdü. “Biliyorum, artık sadece Can Demir değilim,” dedi, “Bu oyunun içindeyim. Ama kim nerede, kim dost kim düşman, hâlâ çözemedim.”

O anda ofisin kapısı hafifçe açıldı. Aralık kalan kapıdan Yusuf’un soğuk, hesapçı ifadesi sızdı içeri.

“Bekliyordum sizi,” dedi Yusuf, yavaş yavaş odaya girdi, gözleriyle etrafı didik didik süzüp, önce Can’a sonra Ebru’ya kaydı.

Ebru’nun içini soğuk bir titreme sardı. Yusuf’un varlığı, sanki üstüne yığılan karanlık bir bulut gibiydi; nefes almak zorlaşıyordu.

“Can, bu oyunu oynuyorsunuz,” diye sürdürdü Yusuf, yüzünde kırmızı bir tebessüm belirdi, “Ama ben bu satranç tahtasında kaybetmem. Kimle anlaştığınıza dikkat edin… Hangi düşmanın peşindesin, Can?”

Can’ın kaşları çatıldı. “Yusuf, buraya onu konuşmak için gelmedin. Bunu biliyorum.”

Yusuf bir adım daha yaklaştı, Ebru’nun omzuna bakışı kaydı, derin bir sesle devam etti:

“Ebru, sende öyle bir izlenim bıraktın ki… Dile kolay, ama bu oyunu seninle oynayacağım.”

Ebru dudaklarını ısırdı; içinde dengeler yerinden oynuyordu.

Yusuf’un yakınlığı, kadın için hem ürkütücü hem de etrafında kurduğu bu güç ağının bir yansımasıydı.

O sırada Can’ın telefonu kırmızı bir uyarıyla titredi. Ekranda “Bilinmeyen” olarak gözüken numara, odanın sessizliğini paramparça etti.

Can telefona bakarken Yusuf göz kırpar gibi yaptı.

“Bak bakalım kim arıyor?” dedi alaycı bir ses tonuyla.

Ebru kalbini yumruklar gibi tuttu. Can telefonu açtı.

“Konuş,” dedi alçak bir ses, ardında yankılanan tehdit gizlenmiş.

Can “Bize ihanet eden içimizde ya,” dedi, göz kapaklarının altında hızlıca bir hareket.

“Kim?” diye fısıldadı Ebru, sesindeki tedirginlik saklanamazdı.

Can başını yavaşça sallayarak, “İşte o sorunun cevabını bulmalıyız.”

Yusuf odayı terk ederken, “Kimseye güvenmeyin,” diye son bir cümle bıraktı; sesindeki keskinlik derin bir karamsarlık yayıyordu.

Kapının kapanmasıyla birlikte odadaki gerilim iğne ucu kadar inceldi ama yok olmadı.

Ebru, Can’a döndü; gözlerinde karanlıkta bir kıvılcım yanıyordu.

“Peki ya biz? Biz birbirimize karşı dürüst müyüz gerçekten?”

Bu soru, odadaki havayı daha da ağırlaştırdı.

Tam o anda dış kapıdan birkaç hızlı adım sesi geldi.

İçeriye, gizemli bir kadın girdi; yüzünde korku da vardı, kararlılık da.

“Bana inanın,” dedi nefes nefese, “İhanet eden sizden uzakta değil. Daha da kötüsü, içimizde…”

Ebru, Can ve Yusuf’un arasındaki görünmez ipler bir anda sıkıştı.

Gözler birbirine kenetlendi.

Ve hepsi şu soruyla boğuşuyordu:

Kim ihanet ediyor? Kim güvenilir?

O andaki sessizlik, bir kasırganın gelişini haber veren sessizlikti.

*

Sonraki sayfada:

İçeriye giren bu kadın, Can’ın ve Ebru’nun kaderini nasıl değiştirecek? Yalanlar, ihanetten nasıl dönüp gerçeklere dönüşecek?

*

Devam edecek...