Chapter 3
Ter damlası yanağından süzülürken fark etti Defne; kalbinde, göğsünün tam ortasında bir ağırlık, adeta buzdan bir taş vardı. Arda’nın soğuk bakışları, duvarda yankılanan sessizlikten sonra zihninde ölümcül bir sessizlikle yankılanmaya devam ediyordu.
O an, odanın havası donmuş gibiydi. Etrafında durgun bir enerji dolaşıyor, zaman kıvrılıyor, bileği burkulan saatler gibi sancılı bir vaziyete bürünüyordu.
Defne, yüzünde zor seçilen bir ifade ile derin bir nefes aldı, sanki o nefesle içinde biriken fırtınayı durdurmaya çalışır gibi.
Odanın hemen dışına çıkar çıkmaz, telefonunu çıkarıp annesini aradı. Numaranın tuşlarına basarken elleri hâlâ titriyordu.
Birinci zil çaldığında, annenin sesi neden bu kadar çatallı ve telaşlı gelmişti?
“Defne, neredesin?” diye fısıldadı kadın.
Defne’nin kalbinde acı bir yumruk atıldı.
“Annem, borçlarımız daha kötüye gidiyor mu?” diye sordu, sesi şaşkınlık ve korku ile kırılmıştı.
Arkasından gelen suskunluk, Defne’yi ölümden beter etti.
Bir an sonra, annelerin sesi daha da karanlıklaşıp sertleşti;
“Bazı şeyleri bilmen lazım artık… Bu borçlar sadece Emre’nin işi değil, eski başka hesaplar var ortada. Babanın bırakıp gittiği, yıllardır kimsenin dokunmadığı karanlık bir geçmiş…”
Defne’nin yüreği bıçak gibi kesildi. O geçmişin izlerini hiç görmemişti. Kimler vardı? Neler saklanıyordu?
“Anlat,” dedi.
Telefonun ucunda derin bir nefes geldi.
“Yıllar önce, baban anlaşılması imkansız bir şekilde kayboldu. Arkasında devasa borçlar, hesaplar ve rakipler bıraktı. Emre onun borçlarını devraldı ama şimdi herkes bu paranın peşinde. Tehlikeli adamlar, eski dostlar, eski düşmanlar... Hepsi kapımızda."
Defne’nin elleriyle yüzünü kapatırken, donuk bir fısıltı yükseldi:
“Biz bitmedik anne, bitmeyeceğiz.”
Telefonu kapattıktan sonra, gözleri bulanmış, nefes alışını kontrol etmeye çalışarak kapıdan çıkıp aşağıya, küçük evin dar sokaklarına daldı. İstanbul’un nemli havası burnuna doldu, sıcak ama çözülemeyen bir baskı vardı sokaklarda.
Adımlarını hızlandırdı. Bir anda telefondan gelen yeni bir mesaj ekranını aydınlattı:
“Defne, konuşmaya ihtiyacımız var. Dışarı çık, bekliyorum.”
Mesaj sahibinin adı yoktu.
Defne aklından geçirdi: “Arda mı yoksa o karanlık geçmişten biri mi?
Derin bir sarsıntı hissetti, kalbi tekrar hızlandı. Bu mesaj bir davettendi, ama hangi tehlikenin kapısını açacağı henüz belirsizdi.
Nihayet eve geri dönüp ailesinin yanına çıktı. Mutfakta annesi ve kardeşleri sessizce oturuyorlardı. Bakışlarındaki endişe, yaşadıkları kabusa rağmen henüz dizginlenmemişti.
Defne’nin yanına gelen annesi, titreyen sesle;
“Bu kadar wirdesin ve düşmüşüz, kötü niyetliler kapımızda. Ama sana daha kötüsünü söylemeli miyim…” dedi ve derin bir duraklama yaptı.
“Kardeşin Hakan’ın başı dertte. Emniyetten birkaç adam ona uğradı bugün, borçlu olduğumuz kişilerden biri hakkında.”
Defne’nin kaşları kaskatı kesildi. Hakan, yıllardır sessiz bir çocuktu ama şimdi nasıl oldu da bu kadar derin bir bataklığa saplandı?
“Kardeşin artık onların kontrolünde,” annesi devam etti, sesinin titremesi kırılmışlıkların ve korkunun en çıplak haliydi.
Defne’ye vurulan bu darbe, onun içine çöreklenmiş çaresizliği daha da derinleştirdi.
O anda kapı ani bir şekilde çaldı. Kaba işaretlerle sarsılan ev, sessizce nefesini tuttu.
Defne yavaşça kapıya yürüdü. Tutuk, titrek bir el hareketiyle kapıyı araladı.
Karşısında, suratı gölgelerle yarı yarıya kaplı, yılların yükü ve acı dolu gözlerle bakan bir adam duruyordu.
“Defne,” diye fısıldadı adam, sesinde bir ağırlık vardı.
“Babanın geçmişiyle ilgili bilmen gereken her şeyi anlatmam lazım. Çok geç olmadan.”
Birden, arkadan bir gölge geçti. Defne, sanki o anda kapının arkasında gizlenen, daha derin, daha karanlık sırların soluğunu duydu.
Ve anladı ki, asıl savaş şimdi başlıyordu.
Gözlerini kısarak sordu:
“Gerçekten hazır mıyım, bilemiyorum…”
Ve tam o sırada, dışarıdan aniden yükselen siren sesleriyle, evin dışına doğru atılan sert bir gölge ona doğru ilerledi.
Defne ne olacağını bilmeden, kapıyı aniden çarptı.
...