Chapter 2
Sessizlik, Defne’nin göğsüne bir yük gibi çökmüştü. O an, sanki odanın karanlığından bir nefes kesecek, keskin bir soğukluk süzülüyordu. Defne, kendini toparlamaya çalışırken, kapı ağır ağır açıldı. İçeri giren adam, tüm odanın havasını değiştirdi.
Emre Demir, donuk ve acımasız bakışlarıyla adım attı içeri. Gözleri, Defne’nin ruhuna nüfuz etmeye çalışır gibiydi. O kadar soğuktu ki, sanki içinde kaynayan bir buz dağının zirvesindeki keskin bir rüzgar gibi sardı defneyi.
Defne, titreyen ellerini masanın kenarına sıkıca bastırdı. Tüm bedeninde dolaşan adrenalin, kelimelerin çıkmasına engel oluyordu. Aralarında ilk defa resmi, yüz yüze bir buluşma gerçekleşiyordu ve bu an, gerilimin damarlarında kan gibi akmasına sebep oluyordu.
"Defne Yılmaz," dedi Emre, sesi kuruydu, sınır çizgileri kesin ve soğuktu. "Seninle bu kadar çabuk karşılaşacağımızı tahmin etmemiştim."
Defne’nin yanaklarında hafif bir kızarma belirdi. İhtiyatsız bir kekeleyişle, "Ben... Bu sözleşmeyi kabul ettim. Anlaşmanın gereklerini yerine getireceğim." dedi nakarat gibi fakat içi sarsılıyordu. Kendi sesinden bile tedirginlik duyuyordu.
Emre, bir saniyeliğine yumuşayan bir tavır gösterdi, ama hemen ardından öfke gölgeleri düştü yüzüne. "Sadece sözleşme maddeleri mi, yoksa gizlenen başka bir şeyler de var mı?" diye sordu, konuşurken kelimeler havada bıçak gibi kesiliyordu.
Defne, gözlerini kaçırdı, içindeki kabuğunu kırmak istemese de cevap vermek zorundaydı. "Sanırım... Her şey ortaya çıkacak, zamanla."
O anda, odadaki ışıklar sanki daha da azalırken, pencereden gelen rüzgar hafifçe kâğıtları uçuruyordu. Defne, bir an için Emre’nin almaya çalıştığı nefesi hissetti. Kalbi, boğazında düğümlenmişti. Kendi içinde bir ses haykırıyordu: Bu adamın soğukluğunun ardında sakladığı gerçekler vardı. Acı bir sır, karanlık bir geçmiş.
Emre yavaşça yaklaştı masaya, bakışları deliciydi. "Bu oyunda kaybedecek hiç kimsem yok." dedi fısıltı gibi. "Ve sen de... bana çok pahalıya patlayabilirsin."
Defne’nin kalbi hızla çarptı, gözbebekleri büyüdü. Kendini savunamasın, sadece bu sessiz darbenin etkisini hissetti.
Tam o sırada, kapı aniden çarptı ve dışarıdan gelen bir tebessümün soğuk sesi yankılandı: "Emre Bey, sizi bekliyorlar."
Emre gözlerini ona çevirdi, o an yüzündeki ifadenin biraz daha sertleştiği açık seçikti.
Ama Defne’nin aklında sadece bir soru vardı; bu kişinin soğuk tavrının ardında ne gizleniyordu?
Bir damla ter şakaklarından süzüldü aşağı...
Ve perde, yeni bir gerilim ve bilinmezlikle kapanıyordu.