NoveliqaSözleşmeli Aşk: Milyarderin Gizli Teklifi / İlişkide İlk Çatlaklar :0%
Log in

Chapter 7

İlişkide İlk Çatlaklar

Kalın, siyah ahşap kapı, tekrar bir kez daha pat diye çarptı.

Ofisin içinde yankılanan o ses, bir volkanın patlak vermesine benziyordu; duyulduğu anda her şeyi donduruyor, ardından sessizlikle dolu bir fırtına bırakıyordu.

Elif, titreyen ellerini masanın kenarına sıkıca bastırmıştı. Avuçlarının içinde dolaşan soğuk terler, kalbinin düzensiz atışlarına inat, küçük bir isyan görevindeydi.

Emir, derin bir nefes çekip başını yavaşça kaldırdı. Gözleri, Elif’in içine hapsolmuş o endişeyi görebiliyordu ama kelimelerden kaçıyordu.

“Gelen var” dedi sonunda, sessizliği parçalayarak. “Kimse de haber vermedi.”

Süre dolmuştu artık; sözleşmenin kuralı gereğince, mesafe açılmak zorundaydı. Ama asıl mesafe, bedenlerin değil, ruhların arasına girmişti.

Elif’in gözleri, karanlıkta parlayan bir bıçak misali keskinleşti.

“Mesafe... aramızdaki mesafe, sadece fiziksel değil, değil mi?” diye fısıldadı, sözcükler boğazında düğümlenerek.

Emir, kaşlarını çattı. “Ne demek istediğini anlıyorum ama…”

Konuşmak istemediğini bilen Elif, masanın üzerinden kalktı. Yumuşak deri koltuğa çökmek yerine, pencerenin kenarına yürüdü. Dışarıdaki İstanbul, geceye gömülmüş bir labirent gibiydi; parlayan şehir ışıkları, binlerce gizemle dolup taşıyordu.

“Bizim aramızda konuşmadığın sırlar olduğunu hissediyorum,” dedi, sesinde ince bir sızlama vardı. “Gizlediğin şeyler… neden onlardan kaçıyorsun, Emir?”

Gözleri, mahcup bir odaklanmayla yere kaydı. “Elif, bazı şeyler… bazı gerçekler, sözleşmemizin dışına çıkar.”

“Sözleşme,” diye mırıldandı Elif. “Kendi hayatımızı, birbirimizi sınırlandırdığımız bir çerçeve gibi.”

Emir arkasını döndü, ofisin soğuk lambasının altında gölgesi daha uzun ve daha karanlık görünüyordu.

“Bu sadece bir başlangıç,” dedi alçak bir sesle. “Henüz hiçbirimiz neye imza attığımızı tam olarak bilmiyoruz.”

Derken, o ani çarpma tekrar duyuldu; kapı, bu sefer itibar gösterilmeden açıldı. İçeri adım atan kişi, siyah takım elbisesinin içinde gücünü belli eden, yüzünde soğuk bir kararlılıkla ilerleyen Murat Karaca’ydı.

Elif’in bedeni bir anlığına dondu; dokularına kadar hissedilen o ağır nefes, bir uyarı alarımı gibi çalmaya başladı.

Murat’ın dudaklarında sinsi bir gülümseme vardı, karanlıkta büyüyen bir yılan misali.

“Şerefli konuklar,” dedi alaycı bir tonda. “Sözleşmenize hoş geldim.”

Emir adım attı, araya girmeye çalıştı ama Elif öne atıldı; gözlerinde sönmeyen bir ateşle.

“Burada ne işin var, Murat?”

“Senin ve benim geçmişinizde saklı, açığa çıkmamış pek çok hesap var Elif,” dedi Murat, sesini alçaltarak, yaklaştıkça ortama daha fazla soğukluk yayarak. “Ve bu gece, ilk kırılmaya hazır olun.”

Elif, kalbindeki sıkışmayı bastırmaya çalışırken, fark etti: bu sadece bir kapı çarpması değildi, bir çağrıydı — eski sırlar, yeni savaşlardan önce son uyarı.

Bir anlık sessizlikte dış kapı rüzgârlarla hafifçe aralandı, İstanbul’un soğuk gecesi içerideki tüm sıcaklığı adeta emiyordu.

Elif, Murat’ın gözlerine baktı ve orada saklı olan bir şey vardı; söylenemeyen ama hissedilen.

“Bana söylemediğin bir şey var, değil mi Emir? Ama ne?” diye fısıldadı, neredeyse kendini bile ikna etmeye çalışır gibi.

Ve o anda, elektrikli bir puslu gözle, odada aniden dosyaların içinde gizlenmiş bir küçük zarf yere düştü.

Emir hemen ona baktı, parmakları titredi.

“Hayır, bu…” dedi ama kelimeyi tamamlayamadı.

Elif eğildi, zarfı aldı; üzerinde sadece bir isim vardı: “Emir Karaca.”

Ve içinde ne var, şehir kadar karanlık bir sırrın anahtarı mıydı?

Kalp atışları hızlandı. Gazap dolu bir fırtına patlamak üzereydi.

Kapı yeniden kapandı ama kapı ile birlikte, Elif’in içindeki dünya da artık asla aynı olmayacaktı.

Ve o sırra dair cevabı öğrenmeden, hiçbir şeyin tam olarak bitmeyeceğini biliyordu.