NoveliqaSözleşmeden Öte: Milyarderle Gizemli Evlenme / İlk Tuzak :0%
Log in

Chapter 7

İlk Tuzak

Leyla’nın nefesi hâlâ düzensizdi. Parmakları titrerken, bedeninde dolaşan o buz kesmiş hava, kemiklerinin içine işliyordu. Selim Arda'nın o değişen yüzü, hafızasında bir sarsıntı gibi duruyordu; soğuk, hesapçı... Ve en önemlisi, önceden kestirilemez. Kalbinin derinliklerinde sıkışan bu yabancı hisle boğuşurken, odanın perdeleri ağır ağır kapandı. Dışarıdaki İstanbul geceye boğulmuş, lüks caddelerdeki ışıklar bulanık bir sisin içinden solgun parlıyordu.

Leyla, ağır adımlarla pencerenin yanına yaklaştı. Şehir uzakta, karmaşık ve ulaşılmazdı.

Dışarının uğultusu kulaklarında yankılanırken, telefonunun ekranı titredi. Ekrandaki isminde büyük, koyu harfler: “ÖNEMLİ — EMİR.”

Yavaşça ekranı açtı. Mesaj kısaydı, ama satır aralarında gizli bir baskı vardı:

“Leyla, bugün öğleden sonra finans toplantısına gelme. İş dünyasında bazı çatırtılar var. Önlem al.”

Parmakları bu mesajın üzerine titredi. Emir’in sesi, her zamankinden ciddi olduğu zamanlarda aklına düşerdi; engellenemez bir fırtına gibi.

“Nasıl bir tuzak?” diye mırıldandı kendi kendine.

*

Toplantı salonu, cam duvarlarının dışarısını sarmalayan gri gökyüzüyle birleşiyordu; içerisi ise soğuk ve steril bir ofis havasındaydı. Leyla inandıramıyordu kendini; böyle göz açıp kapayıncaya kadar biten iş dünyası oyunlarının arasında kaybolamazdı.

Yalnız gitti. Toplantı masasının etrafı yarı doluydu. Bazıları yarım gülümsemeleriyle Leyla’yı süzüyordu; diğerleri ise doğrudan gözlerini kaçırıyordu. Onun bu hale gelmesi hoşlarına gitmiyordu, hissediliyordu.

“Leyla,” dedi masada oturan Cem, sanki yıllardır rakipmiş gibi keskin ve alaycı bir tonda. “Bu son senette imzan var mı? Çünkü rakiplerden gelen haberler hayli ilginç, bırak bunu şirketten... Senin için de zor olacak, anladığım kadarıyla.”

Leyla, kalbinde beliren kaygıya yenik düşmemeye çalışırken sesini sertleştirdi. “Bu iddiaları destekleyecek somut kanıtlarınız var mı, Cem?”

Cem hafifçe gülümseyip kaşlarını kaldırdı. “Henüz değil, ama yakında olacak. Yani sen bu şekilde devam edersen, işin düzelmez. Ama tabii senin de seçim şansın yok, değil mi?”

Masadaki sessizlik Leyla’nın üzerine karabulut gibi çöktü.

Kendi içinde derin bir nefes aldı. “Herkese söylüyorum: Şirketin menfaatine olan her türlü işbirliğine açığım. Ama iftira ya da karalamayla savaşmam.”

Sözleri sertti fakat aynada yansıyan o yorgun bakış, herkesten sakladığı bir tehdidi gizliyordu.

*

Toplantıdan çıkarken dışarıda beliren gölgeye bile dikkat etmedi. İstanbul’un yoğun trafiğine karıştı, ama kalbi yavaş yavaş onay veriyordu: Bu, tamamen planlanmış bir tuzaktı. Fenerin ışığı gibi yanıltıcıydı.

Telefonu tekrar çaldı. Bu sefer bilinmeyen bir numaradan arıyorlardı.

“Beni dinliyorsan, Leyla,” dedi soğuk bir ses, “bu şirketi ve o kelimeden başka bir şey olmayan itibarını korumanın bedeli var. Sonunda bir seçim yapmak zorunda kalacaksın. İşin bitecek ya da daha önce bitirileceksin.”

Leyla’nın avuçları terlemişti. “Ama kim?” diye fısıldadı ruh halinin ihtiyacına rağmen. “Bu senaryo... Bu planın arkasında kim var?”

Dışarıda aniden bozulan hava, İstanbul’un karmaşasını daha bir ağırlaştırdı. Soğuk rüzgar saçlarını savururken, bir taksiye atladı.

*

Taksinin arka koltuğunda, ayaklarının üzerine basmışken, gözleri karanlığa bakıyordu. Bilgiyi bulması gerekiyordu. Selim’in o yüzü, çözülemeyen bir bilmeceydi hâlâ. Kafasında dolaşan bir düşünceydi sanki: Bu oyunun derinlerinde Emir’in adı geçiyor olamaz mıydı?

Telefonu tekrar açtı. Emir’den yeni bir mesaj gelmişti:

“Bu oyunu kim kurduğunu öğren. Tehlike kapıda.”

Leyla, kalp atışlarını güçlükle hissederken, gözleri dalıp gitmişti.

Kendini muhafaza etmeye çalıştı; ama içindeki buzlu korku, onunla birlikte titriyor, her adımında çözülüyordu.

Ve o anda, taksinin önünden geçen biri vardı. Kafasında bir şapka, yüzü gölgede. Göz göze geldiler—ama Leyla’yı bilen biri, ya da ona yaklaşan biri.

Taksinin camına hafif bir tıkırtı.

Leyla nefesini tuttu. Kalbinin atışı kulaklarında yankılanıyordu. Gözleri camdaki siluette takılı kaldı.

Kimdi bu ve bu karmaşanın düğümünde hangi perdeyi aralayacaktı?

*

Adımların sahnesi, sessizliğin içinde yankılanırken, Leyla’nın zihninde bir tel kırıldı–Şimdi bildiği tek şey şuydu: Bu tuzak, sandığından çok daha derin, çok daha kin dolu. Ve arkada yalnızca bir değil, birden fazla el vardı.

Peki, Emir bunu öğrenecek miydi?

Taksi kapısı sertçe açıldı ve Leyla dışarı adım attı. İstanbul gecesi, üzerine yapışan gölgelerle birlikte onu içine çekiyordu.

Ve o gölgelerde, bir siluet fazla dikkat çekiyordu.

---

Sessizlik, beklenen fırtınadan önce geldi. Leyla neye uğradığını anlamadan, bir mesaj tekrar titredi:

“Bu planın ardında kim var?”

Ekrandaki üç kelime, Leyla’nın aklını kurcalıyor, kalbini sıkıştırıyordu.

Ve dışarda, siyahın içinden, bir çift göz—her şeyi bilen, gizlenen, kutlanan o oyunu başlatmaya hazır.