Chapter 6
Kapı tok sesiyle sarsıldığında, Leyla’nın göğsüne ağır bir taş oturdu. Nefesini tutup, kalbinin kulaklarına kadar çıkmasını engellemeye çalıştı. O anı yakalayacak hiçbir kelime yoktu; sadece ardında bıraktığı sessizlik, havada asılı kalmıştı.
“Kim o?” diye mırıldandı kendinden emin olmaya çalışarak.
Adımlar yavaşça yakınlaştı, ardından kapı açıldı. Parlak ışıkta, Selim Arda belirdi. Gözleri soğuk, yüzü ise her zamanki donuk ifadesinin ardında sinsi bir kıvılcım taşıyordu. Leyla’nın içi ürperdi; Selim’in varlığı anlatılmayacak kadar gerginlik yaratıyordu.
“Gece yarısı, kapını çalmak benim alışkanlığım oldu galiba,” dedi Selim, sesi tatlı bir alay karışımıydı.
Leyla, arkasına yaslandı ve kapıyı tamamen açtı, gözlerini ona kilitledi. “Selim, ne zamandır burada olduğunu bilmiyorum ama, içeriye girmeden önce en azından ‘Merhaba’ debilirdin.”
“Biliyorum, biliyorum. Yasak meyve gibi geliyorum sana.” Selim hafifçe omuzlarını silkti. “Ama bunu yapmak zorundayım. Sana yaklaşmak ve gerçek yüzümü göstermek; çünkü sana ihtiyacım var, Leyla.”
Leyla’nın dudakları istemsizce büzüldü. Son zamanlarda Selim’in söylediklerinin arkasındaki gerçekleri çözmeye çalışıyordu. Bu adamın maskesinin ardında ne vardı? İntikam mı? Yoksa… başka bir şey mi?
“İhtiyacın mı var bana?” Leyla, alaycı bir tonla karşılık verdi. “Peki neden bunu şimdi yapıyorsun? Beni yıllarca süründürüp sonra mı seveceksin?”
Selim, Leyla’nın gözlerinin içine derin bir şekilde baktı. “Sevmek mi?” dedi, dudak aralarından neredeyse fısıldar gibi. “Belki de senden çok daha fazlasını istiyorum, Leyla. Ama bunu sana söylemek için senin güvenini kazanmalıyım. İşte tam da bu yüzden buradayım.”
Leyla, yere bakıp orada bir anlığına kendini kaybetti. Güvenmek... Bunu yapmak hayatında hiç bu kadar zor olmamıştı. “Peki, hangi Leyla’ya güvenmemi istiyorsun? Borç batağında sıkışmış kıvranan kıza mı, yoksa sırlarla dolu, dayak yemiş kızına mı?”
Selim, yavaşça içine çektiği nefesi dudaklarından çıkardı. “İkisin de. Çünkü ikisini de tanıyorum. İkisini de yapayalnız bırakmam.”
Leyla’nın kalbindeki buz parçaları küçük çatlamalarla kıymetli bir ışığa dönüştü. “Peki, niyetin ne gerçekten? Sözlerinden başka...”
“Oyun mu?” Selim sözünü kesti, kahkaha atar gibi. “Doğru yerdesin Leyla. Bu, bir oyunun en acımasız hamlesi. Ama bilmeni isterim, benim hamlem sadece intikam değil. Üstelik buna sen de dahil oldun.”
Leyla gözlerini kırptı. “Üstelik ben? Ne demek istiyorsun?”
Selim, ellerini cebinden çıkardı ve Leyla’nın önünde bir an kafasını salladı. “Sen, benim en güvendiğim kişi rolüyle oynadın oynamadı mı? Belki de bilmiyorsun ama, senin üzerine kurduğum plan henüz başlıyor. Ve bana karşı koyacak kadar güçlenene kadar, bu maskeyi çıkarmamalıyım.”
Leyla’nın yüreği tüm gücüyle hırlandı. Bir yandan Selim’e karşı duyduğu garip, karmaşık bağ onu kendine çekiyordu. Öte yanda ise, içine sinmeyen bir tehdit vardı; bu adamın planlarının ne kadar karanlık olduğunu anlamaya başlamıştı.
“Yani,” dedi Leyla, sesi titreye titreye ama kararlı, “bana yüzünü göstermek maskeni çıkarmak değil demek?”
Selim’in yüzündeki sır perdesi yavaşça kalkıyordu; gözlerindeki soğuk parlaklık bir karanlığın habercisiydi. “Doğru. Asıl yüzümü ortaya çıkarma zamanı geldiğinde, inan ki dünya senin için ansızın sarsılacak. O gün geldiğinde yanında olmak isteyip istemeyeceğin sana kalmış.”
Leyla, bir adım geri çekildi. Yüreğinin derinliklerinde bir şey kıvılcımlanıyordu; korku, heyecan ve belki de en tehlikelisi umut.
“Bu gece seni bırakamam Leyla,” dedi Selim alçak bir sesle. “Çünkü artık oyunun en önemli parçasısın. İyi misin?”
Leyla, gözlerinin içine bakan adamı ile karşı karşıya kalmıştı. Her kelimesi, her bakışı, ona bir an önce çıkması gereken bir labirentin haritasını sunuyordu.
“Ben seni bilmiyorum Selim.” Leyla dudaklarının arasından fısıldadı. “Ama biliyorum ki, sen kendinden daha büyük bir şeyin peşindesin. Ve bu beni parçalıyor.”
Selim, Leyla’nın ellerini hafifçe tuttu. “Korkma. Yakında gerçek ortaya çıkacak.”
Tam o anda telefon çaldı, yankısı odanın içine doldu. Leyla ve Selim, sesi duyar duymaz birbirlerine baktılar. Leyla, cihazını cebinden çıkardı. Ekranda görünüşüyle beynini donduran üç küçük harf vardı.
E M İ R
Selim’in kaşları çatıldı. Leyla’nın dudakları sıkıştı. Oda birden sessizleşti.
Nefesler tutuldu. Gerçek intikam planı ne zaman ortaya çıkacaktı? Leyla’nın kalbindeki buzlar erirken, dışarıda karanlık oyunun perde arkası artık aralanmaya başlamıştı.
Ve Leyla, Selim Arda’yı daha önce hiç görmediği bir yüzüyle tanımaya çok yakındı.