Chapter 3
Kapıdaki tıklama Leyla’nın ciğerlerinde bir buz parçası gibi çatladı, zaman bir anda ağırlaşmış, kalp atışları göğsünde toprağa benzer sert bir darbeyle yankılanıyordu. Gözlerini kapıya sabitledi, parmaklarının ucundaki titremeyi cezbetmek imkânsızdı.
Emir’in yüzündeki ifadenin keskin yanı, saklamaya çalıştığı öfke ve korku arasında gidip geliyordu. Leyla onun bu çatışmalı ruh halini, ayak seslerini, ağır nefes alışlarını anlıyordu. Duvarda asılı olan devasa saat, ani bir sessizlikle varlığını hissettiriyordu, tıklamalar ve nefesler dışındaki tek ses o dakikaların ölçüsüydü.
Leyla’nın kalbi, kapı tıklamasının ardından bir saniye bile çürümemişti; sanki ona bakalarak haykırıyordu: “Hazır ol!”.
Derin bir nefes aldı, nazikçe Emir’in koluna dokundu. Gözleriyle soru soruyordu: “Sen... tanıyor musun?” Emir başını hafifçe salladı, o esnada kapıdan sızan gölgeler aksine büyüdü, içerideki ışıkla dans eden belirsiz bir siluetle beraber.
Ses, kalın ve tonlaması net ama içinde yumuşak bir alaycılık vardı: “Sanırım artık günü gelmiş, Leyla Hanım.”
Leyla mideye kadar inen soğuk bir dalgayı hissetti. Yüzüne karmaşık duygular çöreklenirken, sakladığı o kadim korku sinsice uyanmaya başladı.
Kapı yavaşça açıldı, ardında Selim Arda duruyordu; siyah takım elbisesi, mükemmel kesimiyle beraber havalandırılmış bir ölüm tehdidi gibiydi. Siyah saçları, keskin kesilmiş sakalı, soğuk gözleri Leyla’nın geçmişindeki kabusu yeniden hatırlattı.
Emir irkildi, sesini zorla tuttu: “Burada ne işin var, Selim?”
Selim, ağzında eksik bıraktığı tebessümün son harfini oynattı. “Seninle, Leyla. Daha konuşmamız gereken çok şey var.”
Leyla’nın içine hatırlanmak istenmeyen yıllarla beraber, suskunluğa gömülmüş sırlarının ağırlığı çöktü. Duyguları kalplerinin limitlerinde dans ederken, insanın yaşamak istemediği geçmişin gölgesi yavaş yavaş üzerlerine çekiliyordu.
“Geçmişimi karıştırmaktan vazgeç,” dedi Leyla, sesi kırılgan ama sertti. “O artık öldü, gömme zamanı geldi.”
Selim’in gözleri kıvrılarak parladı. “Ölü mü? Kimin sırrı acaba, Leyla? Yoksa bilmediğin bir gerçek mi var? Şimdi açılması gereken kapılar var, kapatana kadar rahat edemem.”
Leyla’nın parmakları, cebinde duran anı defterini sıkıştırdı. O defter, ailesinin itibarını kurtaracak ya da tamamen mahvedecek her şeyi içinde saklıyordu. Tüyler ürpertici sessizlikte, Emir ona baktı; destekleyici ama sorgulayıcı bir bakış.
“Ben sana yardım etmeye çalışıyorum, Leyla,” dedi Emir sertçe, “Ama bunu ben kontrol ediyorum. Bu oyunu Selim değil, biz bitireceğiz.”
“Kontrol mu?” Leyla’nın sesi alaylıydı. “Ben kontrolü çoktan kaybettim. Ailemin üzerindeki karanlık sırlar kül olmuş tuzdan değerli bir hale geldi.”
Selim, birkaç adım daha içeri girdi. “O sırrı patlatmadan önce, doğru kişiye, doğru yerde anlatılması gerekir. Yaramaz kız, o kirli hikâye nasıl örtbas edildi? Kimler suç ortağı oldu? Bunları açıklamak zorundasın.”
Leyla’nın aklında belge yığını, eski mektuplar, annesinin son günlerde söyledikleri ve gündelik yaşantısına sızan küçük ama anlamlı detaylar dönüp duruyordu. Her biri adeta bir iğnenin içinde gizli bir zehirdi.
“Büyüdüğün gölgelerden kaçamazsın,” diye devam etti Selim, sesini daha da alçaltarak, “Çünkü o gölgeler seni doğrudan içine çekecek.”
Leyla’nın karnı kalktı, gözleri istemsizce eski evin kahverengi duvarlarını taradı. Yıllar önce burada yaşanan o felaket aklına geldikçe, elini tutkun bir şekilde avucunda gizlenen anahtar gibi sıktı.
“Bana onun adını söyle, “ dedi Leyla. “Kim bu karanlık içinde parlayan kıvılcım? Kimle bu savaşacağız?”
Selim, gülümsemesini saklamadan yüzünü Leyla’ya çevirdi. “Onun adı... Emir. Ve sen onun hiç bilmediği yaralarını açacaksın.”
Leyla’nın gözleri donuklukla karıştı, adeta kalbiyle kulakları aynı anda çınlamaya başladı. Öfke, korku ve çaresizlik bir yumak olmuştu. Geçmişi o kadar yakınlardaydı ki, nefesi yüzüne serin bir rüzgâr gibi dokundu.
Emir aniden Leyla’nın omuzuna elini koydu, “Burada kalamazsın,” dedi. “Bu senin savaşın, ama beraber olmalıyız.”
Leyla derin bir nefes aldı. “Sözleşme sadece başlangıçtı,” diye fısıldadı, “Şimdi gerçek oyun başlıyor.”
Selim, kapıya doğru adımladı. “Unutma, Leyla, bu sır açığa çıktığında... hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Kapı yavaşça kapandı. Sessizlik sonrası gelen tıkırtı hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
Leyla geceye baktı; onun için hem umut hem de tehdit olan İstanbul ışıkları, karanlığın içinde adeta bekleyen canavarlara dönüşmüştü.
Ancak bir soru, sessizce zihnini sarmaya devam ediyordu:
Geçmişte saklanan o karanlık sır, ne zaman ve kimlerin önünde açığa çıkacaktı? Ve o sırdan sonra kim gerçekten güçlü kalacaktı?