Chapter 4
Kapı ağır ağır kapandıktan sonra Elif, odanın soğuk havasını içine çekti. Can’ın yüzündeki o keskin ifade hâlâ gözlerinin önündeydi, tam da değişen oyunun ortasında olduğunu sertçe hissettiriyordu. Kalbindeki sıkışma, ciğerlerine dolan buzlu bir rüzgâr gibi yayılıyordu.
“Gerçek savaş...” diye mırıldandı kendi kendine, ofisinin neon ışıkları altında.
Bilgisayar ekranına döndü, fakat ekranda beliren rakamlar ona adeta bir haber vermek ister gibi sırıttı. Ajansın mali durumu, kelimenin tam anlamıyla alarm veriyordu.
*
Gelecek ayın faturaları, vergi borçları, çalışan maaşları... hepsi art arda dizilmiş, üstüne kırmızı alarm simgeleri düşmüş bir liste gibiydi. Elif’in parmakları titredi. Her sayfanın kenarında, açıklanamayan masraf fazlalıkları; geç ödenmiş çekler, açılan ancak hiçbir sonuç alınamamış kampanya faturaları vardı.
Kapı gıcırtısı kulaklarını tırmaladı. İdari müdür Ceyda içeri süzüldü, yüzünde zor gizlenen bir endişe vardı.
“Elif Hanım, en kötüsü bu değil,” dedi yavaşça, “Furkan’ın şirketinden geldi bir şey.”
“Ne oldu?” diye sordu Elif, yutkunarak.
“Büyük müşterimiz, PrimeTech, sözleşmeyi yenilemek yerine Furkan’ın ajansıyla anlaştı.”
Elif’in göğsü bir anlığına boşaldı. O müşterinin tüm gelir kaynağının yüzde otuzunu oluşturduğunu biliyordu.
“Nasıl? Neden?” diye yıktı sözcüklerini, “Onlarla işe yarayan ne yaptılar da biz kaybettik?”
Ceyda derin bir nefes aldı, yüzü aydınlanmış gibi baktı, ama kararlılığı düşüktü.
“Sebep olarak bizim performansımız gösteriliyor. Ama ben Furkan’ın arkasında bir oyun olduğunu düşünüyorum. Geçen hafta ofisine gelen gizemli adamı mı hatırlıyorsunuz?”
*
Elif, o anı tekrar yaşadı. Tüm ajansın üzerinde süre gelen bu karanlık gölge, Furkan Demir’in sinsice bıraktığı izlerdi. Sadece rakip değil; her adımda onları baltalamak isteyen bir savaşçıydı.
“Ciddi olalım,” dedi Elif sessizce, “Bu sadece bir kayıp değil. Bu, bizi ayakta tutan temelin yıkılması anlamına geliyor.”
Masaya kapanırken, telefonun titreyen sesi odanın sessizliğini parçaladı. Mesaj bildirimleri arasından o ismi gördü: “PrimeTech – Furkan Demir”.
Ekranda beliren mesaj, buz gibi bir soğuklukla çarptı yüzüne.
“Yeni kampanya teklifimizi kabul ettik. İş birliğimiz için teşekkür ederiz.”
*
Elif’in parmakları titreyerek telefonu kapattı. Gözleri bulanmışken, derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti. Sonra yavaş yavaş doğruldu, sert bir kararlılıkla.
“Bu bir savaş,” dedi yüksek sesle, “Ve biz kaybetmek için burada değiliz.”
Ancak ödediği bedelin ne kadar ağır olacağını daha o an göremiyordu. Furkan’ın planlarıyla cezalandırılmış, güveni kırılmış bir ajansın küllerinden doğması gerekiyordu. Ama zaman daralıyordu.
Birden kapı tekrar hafifçe aralandı. Ceyda’nın yüzündeki ifade farklıydı; daha ciddi, daha tehditkar.
“Elif Hanım,” dedi alçak bir sesle, “Furkan sadece müşterimizi mı aldı? Söylemeliyim ki, aşağıdaki bordro listesini gördüğünüzde şok olacaksınız.”
Elif’nin yüreği buruk bir hisle bir adım attı. Ceyda’nın elinde tuttuğu dosya, birçok ismi içeriyordu. İsimlerin yanında, işten ayrılma tarihleriyle birlikte birkaç “teklif” notu vardı. Elif anladı ki, sadece müşteri değil, çalışanları da Furkan avlıyordu.
“Bir dahakine, bizi tamamen sahadan sileceğinden emin olsam da, onun bu kadar hızlı ve sistematik hareket etmesine izin veremeyiz,” dedi Elif, gözleri karanlığa inat parıldayarak.
Ceyda başını salladı, “Durmamalıyız. İlk adımı atmalıyız.”
O anda, telefon bir kez daha titredi. Bu defa gizemli ve tehditkar bir sessizlikle yankılanan bir çağrıydı. Elif telefonu kaldırırken, görüşmenin diğer ucundan gelen soğuk ses, karanlık bir gülümsemeyi beraberinde getirdi.
“Bu oyunda daha yeni başlıyoruz, Elif Hanım.”
Ve kapandı.
O an, ajansın kapısının sadece finansal değil, aynı zamanda psikolojik savaşın da ortasında olduğunu fark etti. Kalbindeki buz kütlesi yerinden kıpırdamadı, sadece büyüdü.
O gece, uyuyamadı. Çünkü Furkan, sadece dışarıdan değil, içeriden de yavaş yavaş ilerliyordu. Ajans, çöküş yolundaydı. Ama Elif’in vermesi gereken çok kritik bir karar vardı.
Kurtarmak mı? Yoksa teslim olmak mı?
Gecenin en karanlık saatinde, İstanbul’un ışıkları bile söndürülmüş gibiydi.
Ve ajansın kapısı... Sonunda, bir kez daha açıldı. Bu kez, çok daha büyük bir tehlikeyi içeri çağırıyordu.