Chapter 2
Soğuk bir kabullenmeydi bu. Elif’in ciğerlerine dolan havada, Can’ın kelimelerinin ağırlığı hâlâ yankılanıyordu. Gözlerinin önünde dönen binlerce senaryo, birbirini ezip geçerken, avuçlarının terlemesiyle gerçeklik biraz daha kayganlaşıyordu.
“Yani... evlilik mi diyorsun?” Dudakları istemsizce kaydı, sesi soğuk bir soru gibi değil, donuk bir itiraf gibiydi.
Can gözlerini kaçırmadı. Her kelimesinde bir sınır çiziliyordu aralarına. “Evet. Sadece bir sözleşmeden ibaret, ama... ötesinde bir şeyler vaadediyor.” Nefes alırken bir karanlık süzüldü yüzüne, görünmez bir yükün momenti bu, Elif’in anlayabileceğinden çok daha derin.
Elif iki yana açtı ellerini, istemli bir kabullenişin titrek ifadesiyle. “Neden ben?” diye sordu, sesinde hem kırgınlık hem de şaşkınlık vardı. “Bu... böyle olmaz. Nasıl güvenebilirim ki?”
Can’ın kaşları hafifçe çatıldı. Adımları yavaşça odanın ortasında dolaşıyor, her sözü ne kadar tarttığını saklamıyordu. “Çünkü sen, benden daha fazlasısın. Bunu senin yüzüne söylemek kolay olmasa da, başka yolu yok.”
Oda, Can’ın kokusunu üzerlerinde taşıyan ağır perdelerin arasında nefes aldı. Elif’in kalp atışları hızlandıkça, odanın sıcaklığı neredeyse boğucu bir hale geldi. İstemeden, böyle bir şeyin içinde olduğunu, kelimeler değil hareketler anlatıyordu.
“Şartlar ne olacak peki?” diye sordu Elif, gözlerindeki şüpheyi saklamadan. “Sadece kağıt üzerinde mi kalacak? Benim hayatım nasıl etkilenecek?”
Can cebinden çıkarıp açtığı kalın dosyayı, Elif’in önüne bıraktı. Sayfalar arasında parlayan bir madde vardı; elini bilmeden oraya götürdü. “Sözleşmede her şeyi yazdım. Hangi hakların, hangi yükümlülüklerin olduğunu. Ama en önemlisi, bu işin iki taraf için de çıkmaz olmadığını bilmeni istiyorum.”
Elif dosyaya baktıkça, kelimelerin arkasında saklı anlamlar çözüldü; bunu sıradan bir anlaşma olmaktan çıkaran şeyler vardı. “Ama senin geçmişin…” diye başladı, boğazı düğümlendi. “Bana söylemediğin şeyler var. Neler saklıyorsun?”
Furkan geldi o anda aniden aklına. Kendi içinde yükselen alarma rağmen sesi biraz daha sert çıktı. “Karşımda duran Furkan’ın sinsi oyunlarını görmezden gelmek zorundayım ama sen, Can... güvenilir misin gerçekten?”
Can’ın gülümsediği kadar soğuk gözlerle karşılaştı Elif. “Güvenilir olmak ne demek sana, şu an tam bilmiyorum. Ama bu işi bitirmek zorundayız. Yoksa ikimiz de kaybederiz.”
Bir anlığına odada başka hiçbir ses yokmuş gibi hissettiler. Kapının arkasında bir tıkırtı vardı. Elif irkildi, yüzündeki ifadeyle birlikte adımları da dondu. Can’ın kaşları çatıldı, odanın içindeki havayı keskinleştiren o sessiz sınav başladı.
Tam o anda, Can’ın masasında bilinmeyen bir zarf gözüne ilişti. Elif istemsizce ona yöneldi; zarftan sarkan, eski yıpranmış bir fotoğraf belli belirsiz görünüyordu. Can’ın yüzü değişti, aniden açılan kapak gibi kapanmadığı bir sırın ipucuydu o.
“Bu ne?” diye seslendi Elif, nefesinde ani bir kesinti.
Can’ın gözlerini kaçırdığı o an, ardında bıraktığı karanlık gölgeden daha derin bir sır ortaya çıkıyordu. Ve Elif, artık bildiği her şeyin çok ötesinde bir oyun sahnesindeydi.
Dışarda İstanbul’un ıhlamur kokulu gece esintisi, daha sert, daha soğuk bir rüzgara dönüşürken, Elif’in yeni hayatının kapısı aralanıyordu. Fakat arkasında yanan ateş mi yoksa donmuş buz mu vardı, henüz kimsenin bilmediği…
Kapının dışında ani bir tıklama yankılandı, o anın sessizliğini paramparça etti.
Ve arkadan gelen ayak sesleri, Elif’in dünyasında sonsuza dek değişen bir dönemin ilk habercisiydi.