Chapter 8
Sesin yankısı, zihin kabuklarında acı bir çığlık gibi gezindi. Eren… O karanlık ama tanıdık ses. Sanki her harfi Leyla’nın kemiklerine işlenmişti. Soluk borusunda bir öksürük takıldı, göğsünün içinde flaş gibi bir ağrı belirdi. Zamanın içinde sıkışmıştı, ağır ağır, acımasızca.
Gözlerini açtı. Gözlerinin önünde tekrar eden o sonsuz döngünün gri sis perdesi vardı. Neon ışıklar yanıp sönüyor, gökdelenlerin camlarından yansıyan kısık alevler gökyüzünü deler gibi titriyordu. Şehrin uğultusu, kalbinin hızlanan ritmiyle uyumsuz bir senfoni yaratıyordu. Soluk aldığı hava bile yapaydı.
Leyla, kendini kaldırmak için toprağın üzerindeki buzlu asfaltı eliyle kavradı.
“Hayal ettiğinden daha yakınım Leyla.” O cümle, kulaklarında bir çengelli kanca gibi asılı kaldı.
“Eren... sen...” Kaç kez söylemişti bunu? Kendi kendine… Aynanın karşısında, yalnızlığın içinden, en karanlık gecelerde. Ama işte karanlık gerçeğin ta kendisi, şimdi tenine dokunuyordu; soğuk, çelikten bir el gibi.
Döngünün ortasındaydı; bir kere daha, sonsuza dek tekrarlanan o kabusun tam kalbinde.
Hayatının en büyük sorusuna cevap arıyordu; neden bu defa döngü kırılmıyordu?
---
Leyla, yavaşça ayağa kalktı. Adımları güçsüz, ama kararlıydı. Şehrin ışıklarından yansıyan neon isimler onun boyunca aktı: NeoTek, ChronoCorp, Eternys... Hepsi zamanın tuzaklarına sahip olan devler.
İlk durak, küçük dairesindeki çalışma odası olacaktı.
Kapıdan içeri girdiğinde ev sessizliğe bürünmüştü. Duvarlarda asılı eski fotoğraflar, şimdi bulanıklaşmış anıların gölgeleri gibi zayıf ışıkta titreşiyordu. Masasında eski defterler, holografik dosyalar vardı.
Eline aldığı deftere yavaşça baktı. Her sayfa, önceki döngülerde topladığı notlarla, teorilerle, hipotezlerle doluydu. Zamanın neden kırılmadığı onun kafasındaki bulmacayı büyütüyordu.
“Bu defa... neden duramıyorum?” diye fısıldadı.
Çizdiği şemalarda, zamanın parçalarını birleştiren çizgiler dolaşıyordu. Fakat bu defa, çizgiler birbirine sarılıyordu; çıkmazdı bir labirent. Her teori, dipten yükselen bir umutsuzluk dalgası gibi onu bekliyordu.
"Döngünün kalbinde bir şey var. Kırılmasını engelleyen." Kendine konuşurken, parmakları titriyordu.
---
Kendinden daha derine inmek gerekiyordu.
Leyla, ChronoCorp’un yıllardır gizlediği kayıtları tekrar açtı. Kodlar, zamanın içinde saklanan örümcek ağı gibiydi. Birdenbire bir isim belirdi ekranın köşesinde: Zamanın Kırılma Noktası.
Bu, teorilerin dışındaydı.
Kırılmanın bir bedeli olmalıydı.
Zaman döngülerinin kırılması… bu evrensel kuralı yırtanlar bunun bedelini öderdi. Eğer çıplak gözle göremese bile Leyla’nın alt bilinci bu uyarıyı tekrar tekrar fısıldıyordu.
---
Ellerini saçlarına götürdü. Soğuk bir rüzgâr, pencereden içeri doldu. Oda daha da karanlık oldu, neon ışıkların kırıntıları bile yok olmuş gibiydi. Derin bir nefes aldı; içindeki yumruk sıkıştı.
“Oyun değişiyor,” dedi.
Birden telefonunun ekranı yanıp söndü. Mesaj kutusu açıldı.
Geçmişten… ya da belki gelecekten bir uyarıydı.
“Bedel çok ağır… Kararını dikkatli ver.”
Kendini sıktı. Soğuk terler yüzüne döküldü.
---
Leyla yeniden resmin tamamını görebilmek için zihnini zorladı. Her defasında yenilenmek, her hatayı tekrar yapmak; ama bu defa kaçamamak.
Eren’in sesindeki o soğuk gücün arkasında ne vardı? Üzerinde oynanan zaman oyununu kontrol eden plan neydi?
Kurcaladığı her veri, her ipucu, onu daha da karanlık bir girdaba sürüklüyordu.
Zaman, sadece bir nehir değil, aynı zamanda bir zincirdi. Ve Leyla, bu zincirin en zayıf halkasını kırabilir miydi? Yoksa zincir onu sorgusuz sualsiz yutacak mıydı?
---
“Bu döngüyü kırmak... ama eğer ebedi bir bedeli varsa? Eğer ben...”
Kendini yarıya kesilmiş gibi hissetti; kalbinin derinliklerinde lanetli bir gerçek büyüyordu.
Döngüyü kırmak için kendinden vazgeçmek zorunda kalabilirdi.
Bir anda kapı çaldı pat diye.
Leyla irkildi. İçine sızan korku tavan yaptı.
Kimdi bu saatte? Ne istiyordu?
Kapının ardında hayati bir sırrın beklediğinin farkındaydı.
Elleri titreyerek kapıya doğru yürüdü.
Ve tam kapıya elini uzatırken, gözleri karardı.
---
Zaman durdu.
Ve Leyla, o anı sonsuza dek taşıyacak; çünkü bu defa, zamanın kendisi kırılıyordu.
---
——— Sonraki sayfada devam edecek...