Chapter 6
6. Bölüm Döngüde Yeni Bir Şüpheli
Yangın kırmızısı neonun yüzüne çarptığı odanın içine, ağırlığı ve sessizliği beraberinde getiren bir nefes gibi çöktü. Leyla, gözlerini kırpıyor ama o anı zihninden silemiyordu. O yırtık, o bilinçsiz ama canlı kod… kalbinin ritmiyle yarışıyordu. Bir adım daha atsa, tüm gerçeklik paramparça olacaktı.
Derin bir nefes aldı, titrek parmaklarıyla bileğini ovaladı. Ellerinin içine sinen elektrik, tüylerindeki diken diken hissi yaratıyordu hala. Gözlerinin ucuyla etrafı taradı; odada, ona doğrudan bakan yeni bir varlık vardı.
O an, ağır bir gölge gibi kapıyı araladı. Uzun, koyu renkli kabanı, sanki karanlığı kendi içinde saklıyordu.
Leyla hemen düştü yerden, refleksleri onu hazırlıyordu. O adam… Eren Demir. Şehrin en radikal ve gizemli zaman manipülatörü. Bu kadar yakına hiç yaklaşmamıştı daha önce.
Eren’in gözleri, Leyla’nın hafızasından çok daha derindi; içinde sonsuzluk saklıydı. Aynı zamanda soğuk, hesapçı ve ölümcül.
“Beklemiyordun, değil mi?” dedi alçak bir sesle, dudaklarının kıvrımında alaya varan bir tebessümle.
Leyla dizlerini kendine çekip kalkmaya çalıştı. “Sen… burada ne yapıyorsun, Eren?” Sesi titredi ama direnci kırmadı.
“Senin döngülerinin arkasındaki sırları araştırdığını biliyorum. İyi iş çıkardın, Leyla.” Gözleri buz gibi parladı. “Ama artık daha fazla oyuncak oynamamalısın.”
Leyla kalbine saplanan kıymık gibi hissetti; kelimelerinin ardında saklı, tehdit ve başka bir şey vardı—bir sır.
“Ne oyuncağı, Eren? Beni neden takip ediyorsun?”
Eren ağır bir adım attı. Odanın parlak neon ışığı altında silueti daha da tehditkar görünüyordu.
“Zamanın anlarını çalıyorum, Leyla. Seninkilerini de.”
Cümle havada asılı kaldı. Leyla’nın içi sımsıkı bir yumruk gibi kasıldı.
“Ne demek? Anılarımı mı çalıyorsun?” Sesinde korkudan ziyade öfke vardı.
Eren ince bir gülümsemeyle yaklaştı, sesini sadece Leyla’nın duyacağı kadar kısarak fısıldadı:
“En özel anların, geçmişin ve hatta hangi kaderi istediğine dair gizli düşüncelerin... Döngünün kilidini açan şeyler. Hepsi bende.”
Leyla geri çekildi, beyninde alarm zilleri çalıyordu. Sanki kendi belleği bir buzlu camın arkasına sıkışmış; her an paramparça olmaya hazırdı.
“Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum ama seninle karşılaşmak… bu döngüde yeni bir şüpheli yarattı,” dedi Leyla, dişlerini sıkarak.
Eren arkasını döndü, kapıya doğru yürüdü fakat geri dönüp daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir ifadeyle ekledi:
“Unutma, Leyla… En karanlık sırların bile değerli. Ve onları alabilecek tek adam benim.”
Kapı, ses çıkaramadan kapandı.
Leyla, yerde hâlâ titreyen ellerini ovuştururken, kalbinde yeni ve çok daha sinsi bir korku büyüyordu: Birisi onun zamanındaki en hassas parçaları çalıyordu. Ve o biri, Eren Demir’den başkası değildi.
Derin bir nefes aldı. Bu döngü, şimdiye dek yaşadıklarından çok daha farklı… ve çok daha ölümcüldü.
Yine de, Leyla’nın içinde yıldırmayı reddeden bir kıvılcım vardı. Zamanın tutsağı olmak mı? O an kararlıydı: Bu döngüyü kıracak, Eren’i durduracaktı — ya da zamanı sonsuza dek kaybedecekti.
——— Leyla ışıkların titreyişi arasında, edecekleri planı kafasında kurarken, dışardan ağır bir adım sesi duyuldu. Kapının altından yansıyan gölge büyüyordu. Kalbine bir buz hançeri saplandı.
“Böyle mi başlayacak oyun? Çok hoş,” dedi kısık bir ses.
Ama bu ses, Eren’e ait değildi.
Yeni bir oyuncu, döngüye adım atıyordu — ve Leyla’nın hayatı artık asla eskisi gibi olmayacaktı.
——— Sonraki sayfada devam edecek...