NoveliqaSonsuz Döngü: Zamanın Tutsağı / Karanlık İzler :0%
Log in

Chapter 3

Karanlık İzler

Zamanın ilk saniyesi yere çakılan cam şişe gibi kırılmıştı; titrek parçalara bölünmüş, keskin sessizliği keskinleştirmişti.

Leyla, göğsündeki çarpıntının yükseldiğini duyuyordu. İçi buz gibi bir boşluktan sular gibi hızla akıyordu. Gözlerini karanlığa açtığında biliyordu: Bu kez farklıydı. Bu ses, bu fısıltı... Sadece zamanın yüzeyinde değil, derinliklerinde hapsolmuş karanlık bir çağrışmaydı.

Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu. Cebindeki eski, yıpranmış fotoğrafı tuttu. Bilinci, o anın bir daha dönmeyeceğini, döngünün kırılmasının belki de mümkün olduğunu fısıldıyordu.

#### Gözlerini kısarak geceye karıştı

Mega Şehir’in neon aydınlatmaları, Leyla’nın gözlerinde dans eden virane renkler gibi kaotik ve karmaşıktı. Gökdelenlerin cam duvarları, yıldızsız gökyüzünü griye boyamaya çalışıyordu. Her katında bir milyon insanın hayatı, bilinmeyen biçimlerde tekrar ediliyordu. Leyla hızla yürüyordu, adımları sokak taşlarına acımasızca değiyor, kalabalığın ritmine inat tek başına çarpıyordu.

Zaman döngüsü… Her saniye yeniden başlıyordu.

Ama onun içindeki ses artık sadece korku değil, öfkeydi. Çünkü sesler, deyim yerindeyse ona "biz" diyordu. ‘Biz’, adından öte, bir bilinmeze doğrudan kapı aralıyordu.

"Yeni döngü bizimle oynayacak", diyordu fısıltı.

Leyla düşüncelerini takip ederek yıllardır sakladığı laboratuvara yöneldi. Eski, terk edilmiş şehir kütüphanesinin altındaki gizli kapı hâlâ oradaydı; zamanın sırrını perçinleyen bir tapınak gibi.

Kapının soğuk metal soğuğu avuçlarına yayıldığında, içinde büyüyen bir şey vardı: karanlık ve donuk, adeta bir kuyu gibi çekiyordu onu.

"Burada ne var?" diye fısıldadı kendi kendine.

Laboratuvarın tozlu havası boğuk ve ağırdı. Raflarda sıralanmış zaman analizleri, kanıtlar, eski cihazlar; hepsi sessiz birer bekçiydi.

Bir köşede, Leyla’nın ısıya karşı duyarlı gözleri bir lekeyi yakaladı. Dijital ekranlar yavaşça uyanıyor, her biri kırık bir gecenin savruluşunu anlatıyordu.

Görüntüler aralıksız dalga dalga akıyordu; her biri zamanın acımasız yüzünü yansıtıyordu.

Ama sonra, ekranda aniden beliren kelimeyi gördü. Gözleri dondu. “Eren Demir”.

### Islak parmaklar… Kirli gerçekler

Leyla, durdu. Sanki nefesi boğulmuştu. Eren Demir ismi, mahrem bir sır gibi, hafızasının en karanlık köşesinden çıkıp gelmişti. Şehir efsanesi gibi anlatılagelmiyordu ona—ne de olsa Demir, Mega Şehir’in kalbinde sessiz bir fırtınaydı.

Ekrandaki veriler hızlıca kaydı. Bir zaman agenti ve karanlık süperbilim adamı. İki kutuplu bir savaş alanının merkezinde. Ama dedektifimizin kalbi, verilerin altında gizlenen çok daha derin bir ağı hissetti.

"Nasıl… Nasıl bağlantılı olabilir?" diye mırıldandı boğuk bir sesle. Parmakları ürpererek takip etti ekrandaki çizgileri, gölgelerle dans eden kod satırlarını.

Birden, aralardan kopan bir uğultu odada yankılandı.

Leyla dönüp arkasını kolaçan etti. Ama yalnızdı. Ya da öyle olması gerekiyordu.

#### İçeride değil; dışarda beliren gölge

Bir anlığına, laboratuvarın girişinde yaklaşıp duran bir varlığı hissetti. Soğuk, tehditkar, derin bir sessizlikle kaplamıştı her şeyi.

Ve sonra, fısıltının o bildik sesi… Bu kez sadece zihninde değil, dudaklarının kıyısında:

“Eren Demir… Oyun başlıyor, Leyla.”

Kalbi hızla yumruk gibi çarparken, Leyla varlığın kim olduğunu bilmeden, beklenmedik bir gerilimin kıyısındaydı.

Kapı arkasında duruyordu. Bir gölgeydi.

Ve zaman, yeniden dönmeye durmuyordu artık.

**——— Sonraki sayfada devam edecek...**