Chapter 2
Kapının gıcırdayan sesinin yankısı, Leyla’nın kulaklarında uğulduyordu. Ardında beliren gölgeli figürün silueti, odanın neon ışıklarıyla çizdiği karanlık konturdan sıyrılamıyor, sanki zamanın içine işlemiş bir hayalet gibiydi. Nefesini tutmuş, her kası tetikte bekliyordu Leyla. Kalbi, göğsünden kopacakmış gibi çarpıyordu. Ancak bu sefer farklıydı. O anın, her şeyin tekrar başlayacağı anın içinde bir ayrıntı vardı; o artık geçmişin kurbanı değil, kendi kaderinin aktif oyuncusuydu.
“Kim—” diyebildi Leyla, ancak figürün sesi onu daha önce hiç duymadığı bir soğuklukla durdurdu.
“Sakin ol, Leyla. Seni görmek uzun zaman aldı.”
Nefesine ağırlık veren Leyla, hafifçe geri çekildi. Ellerini yumruk yaparken, titreyen parmak uçları ona ihanet ediyordu çünkü o sese aşinaydı. Bu, Eren Demir’in sesi olmalıydı.
“Eren...” Leyla fısıldadı. Tüyler ürpertici bir soğukluk yayıldı omuzlarından aşağıya. “Burada ne yapmak istiyorsun? Zamanın sonunu getirmekle ilgili planlarım var. Beni engelleyeceksen, daha faydalı olurdu.”
Eren’in yüzü henüz netleşmemişti; karanlıkta parıldayan gözleri, sanki şehrin neonunda eriyip yok olacak gibiydi. “Engellemek mi? Yoksa yönlendirmek mi, Leyla? Çok farklı iki şey.”
Leyla, bilinmezlikle dolup taşan o cümleyi yutarken, birkaç adım daha attı. Kapı, arkasında kendi savunma hattı gibi kapanırken, odanın dışından gelen uğultu yavaş yavaş dalga dalga büyüyordu. Zamanın o sonsuz döngüsü, bir kere daha tekrarlamak üzereydi. Leyla bunu biliyor, hissediyordu. Her an her şey yeniden başlayacaktı, ama bu defa o farklıydı. Müdahale edebilirdi.
“Neden buradasın, Eren? Bunu durdurmanın bir yolu var mı hâlâ?” diye sordu Leyla. Sesi, karanlıkta yankılanırken, kendi içindeki kırılgan umutla çatlıyordu.
Eren, ağır ağır hareket edip, gölgelerden sıyrıldı. Yüzünde gizlenen alaycı bir gülümseme vardı. “Biliyorum, sen de benim gibi geçmişe hapsolmuşsun. Ama şunu unutma: Zamanın düzenini bozmaya çalışmak, sadece döngüyü daha da derinleştirir.”
Leyla, o an beyninde şimşekler çaktı; aklında defalarca tekrarlanan kötü anlar, her biri bir öncekini çağrıştırarak zihnini kemiren bir çember gibi. “Ben... bunu kırabilirim. Yeter ki izin ver bana.”
“Seni deneyeceğim Leyla. Her döngü, seni daha da sınayacak; her müdahalen, benim planımı daha da sağlamlaştırıyor. Ama bu oyunda birden fazla hareket alanın olduğunu gönülden isterdim.”
Leyla, Eren’e doğru birkaç adım daha attı. Gözlerindeki karanlık artık bir meydan okuma fırtınasıydı. “Peki o zaman, başlasın. Bu felaketi tekrarlamadan önce durduracağım.”
*
Dışarıdaki Mega Şehir, gökdelenlerin gölgesinde, yılgın yılgın yanıp sönen neon ışıkları arasında donuk bir kabus gibi akıyordu.
Leyla, pencereden dışarı baktı; yeryüzü, zamanın katlanmış katmanları altında çökmeyi bekliyordu. Hava, ağır bir nem yüküyle, asidik metal kokusunu beraberinde getiriyordu. Saçları ensesinde hafifçe kıpırdayan suni rüzgâr, bu kez şehri yutmaya çağıran karanlık bir sessizliğin habercisiydi.
O anda zaman, ilk felaket anına geri döndü. Aynı korkunç patlama, aynı haykırış, aynı aralıklı makinelerin uğultusu… Her şey bir kez daha gerçeklikte çatladı.
Leyla dizlerinin üzerine çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. Felaketin tüm korkunç soğukluğunu yeniden hissetti. Kalbi buz gibi donmuştu, ama farklıydı; bu sefer elleriyle döngüyü kırmaya çalışacaktı. Hafızasında o anın detayları vardı; nerede olmalıydı, ne yapmalıydı.
Koştu. Ayak sesleri metalik koridorlarda yankı yaparken, her adımıyla o felaketin tam kalbine doğru gidiyordu.
“Dur!” diye bağırdı. Bir resmi duvara yapışmış dijital ekranın önünde, can çekişen bir sibernetik robotun metalik kolu, kontrolden çıkmak üzereydi.
Leyla, hızlıca ekrana dokundu, algoritmanın bir satırını değiştirdi.
“Bu sefer farklı olacak,” dedi sesi titreyerek, ama kararlılıkla.
Ama hiçbir şey değişmedi.
Patlamanın dalgası önceki döngülerde olduğu gibi büyüdü, şehri yutmaya devam etti. Leyla’nın müdahaleleri, zaman döngüsünde yankılanan sadece bir yankıydı.
“Tüm bunlar… neden?” diye kendine sordu, gözleri dolarken.
Arkasında izdiham gibi beliren bir ses, görünmez zincirlerle onu yeniden felaketin akışına çekti.
“Bak Leyla, daha yeni sorunların başlangıcındasın.”
Leyla döndü. Gözlerine inanamadı.
Uzun siyah paltosuyla, şehrin neonları arasında siluetini zar zor seçtiği adam, şüpheliydi. Tanımadığı ama aynı zamanda zihninde tanıdığı, geçmişten bir yansıma gibiydi.
“Sen de kimsin?” dedi Leyla, nefesini yutarak.
Adamın gülümseme ihtimali olmayan dudaklarında, zamanın derinliklerinden bir fısıltı belirdi: “İyi ki geldin Leyla. Çünkü döngü artık bizimle oynayacak.”
Ve zaman, Leyla’nın etrafında bir kez daha bükülüp, yeni bir döngünün ilk saniyesine geri döndü.
**——— Sonraki sayfada devam edecek...**