Chapter 13
13. Bölüm: Kırık Anılar, Karanlık Gerçekler
Kapı yavaşça aralandığında, Leyla’nın kalbi bir anlığına duracak gibiydi. O an, Mega Şehir’in uzun ve yorucu gecelerinden sızan neon ışıkları, ince toz zerreciklerinin dans ettiği karanlık odanın içine sızdı. Beyaz teni, metalik şeritlerin arasında gizlenmiş o tanıdık siluet, Leyla’ya tekrar tekrar yalan söylediği o adamdı: Eren Demir.
Leyla’nın elleri hafifçe titredi. Yumuşak, ama keskin gözlerle ona bakıyordu. “Neden geldin?” sorusu, boğazında düğümlendi. Sözcükler boğuk, gürültülü dünya dışı bir yankı gibiydi.
Eren, suçluluğu değil, sanki ağırlığı taşıyan bir adam gibi, ağır adımlarla içeri girdi. “Zamanın içinde kaybolmuş anlar var Leyla. Ve ben onları bulmayı seçtim.”
Leyla’nın aklı bir çığ gibi patlamaya hazırdı; anıları, kırık kalıntılar halinde beyninde fısıldıyordu. Gözlerini kapattı bir an. Kendi zihninin labirentinde sürüklendi.
Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışıyordu. Leyla, hatırladığını sandığı o anılardan birine sürüklendi:
Bir zamanlar, yaşadıkları sessiz bir odada, Eren ellerini onun ellerine dokundurmuştu. Ancak bu dokunuş, bir şefkat işareti değil, soğuk ve hesaplı bir oyun başlangıcıydı.
Leyla, bu anıyı kontrol etmeye çalıştı; ama anılar, kendi kurallarına sahipti. Onu adeta kendi bedeni dışında sürükler gibi, anıdan anıya atlıyordu.
Aniden, başka bir görüntü parladı zihin perdesinde: Eren’in yüzünde acı ve pişmanlık ifadeleri, ama gözlerinde donuk ve karanlık bir kararlılık vardı. “Beni anlamalısın Leyla... Tüm bunlar, bizden çok daha büyük bir güç için.” Fısıldadı.
Leyla, duyduğu kelimelerden korkmaya başladı. Bu adamın söyledikleri gerçek midir? Yoksa kendi zihni ona oyun mu oynuyordu? Bu cümleler, geçmişin karanlık gölgelerinden bir tuzak mıydı?
Anılar sürüklemeye devam etti Leyla’yı, bu kez daha da sarsıcı bir görüntü:
Eren, şehrin en yüksek kulesinde, zaman döngüsünü kıran cihazın önünde duruyordu. Elleri titriyordu ama gözlerinde bambaşka bir güç vardı: İhanetin ta kendisi.
Leyla’nın ciğerlerini sıkıştıran bir his yayıldı. Bu anı, onu ihanete sürüklüyordu. O an da kendi kalbindeki ihanet tohumları filizlenecekti.
“Beni dinle... Daha derine inmek zorundayız,” dedi Eren yumuşak ama emredici sesiyle. “Ama dikkatli olmalısın Leyla. Çünkü gerçekler, düşündüğünden daha karanlık.”
Leyla gözlerini açtı. Eren hala oradaydı, aydınlanan odada duruyordu. Ancak Leyla’nın içinde fırtınalar kopuyordu. Anılar ve gerçekler onun etrafında dönüyordu, kontrolü kaybetmek üzereydi.
Ve tam o anda, Leyla’nın omzuna hafif ama keskin bir dokunuş oldu. Arkasına döndüğünde, zamanın unuttuğu sessizlik içinde, hiç beklemediği biriyle yüz yüze kaldı.
İhanetin eşiğindeydi artık.
*
——— Sonraki sayfada devam edecek…