Chapter 12
Bembeyaz ışığın kırılganlığı, odayı sarmışken Leyla, gözlerini arenada açtı. Göz kapaklarının ardında yoğun bir karaltı, titreyen gölgeler dans ediyordu. İçindeki kalp, göğsünde zincirlenmiş bir uyanışa direniyordu. Nefesi kesik, süzülen bir dalga gibi boğazında düğümlenmişti. O an, zamana karşı direnişinin en derin kıyısında vardı ve her saniye, sanki hem düşmanla hem de dostla aynı anda yüzleşiyordu.
“Kendine gel. Hala buradasın Leyla.” Bir ses... Kendisinden geliyor gibi ama soğuk, ominöz bir tını taşıyordu. Kelimeler, zihninde yıldırım gibi çakıyor; bir yandan tanıdık, bir yandan yabancı. Eren’di. Sahnenin gölge perdesinin arkasından, sinsice fısıldayan iblis. O an, Leyla’nın ruhundaki fırtına çok daha derindi, çünkü bildiği ve bildiğini sandığı her şey başka bir oyunun parçasıydı.
Saydam ışıkta, odanın donuk yüzeyi aniden sarsıldı. Leyla’nın elleri yere yapışıyordu; parmak uçları nanokarbon zeminle çatışıyor, buz gibi bir elektrik arayüzü gibi üşüyordu. “Eren... ne yapıyorsun?” kelimesi, boğuk ve acı dolu çıktı. Ama Eren sessizdi, sadece gülümsemesi vardı — o korkutucu, psikotik gülümseme ki, içinde dünyanın bütün geleceğinin soğuk hesapları yatıyordu.
Zihninin en karanlık kıvrımlarında, Eren’in planı yankılanıyordu. Sadece zaman döngüsünü kırmakla kalmıyor, geçmişin derinliklerine, Leyla’nın en gizli kırıntılarına gömülüyordu. “Eren’in Operasyonu” sadece bir adımdı; gerçek bir labirent. Karanlıkta pusuya yatmış satranç taşları gibi: Beyin, kalp, hafıza ve zamanın akışı.
*
Mega Şehir’in derinliklerinde, neon ışıklar rüzgârla yarışırken, Eren’in gizli üssü mekanik devasa ekranlarla parıldıyordu. O, yaşam ve ölüm arasındaki o sonsuz çizgide adım adım ilerliyordu. Dev dijital saat, tehlike gibi yaklaşıyordu: Geleceği yeniden şekillendirmek için kodlanmış bir zaman deneyi. Leyla’nın hafızasında inceden inceye açılan yaralar, Eren’in algoritmalarına yem olmuştu.
“Bu sefer tüm şehir sana tanıklık edecek,” dedi Eren, kendinden emin ve alaycı bir tonla, soğuk metal sandalyesine yaslanırken.
Kameranın yüksek çözünürlüklü görüntüleri, Leyla’nın çocukluğuna, ailesine, hatta unutulmuş o anılara odaklandı. Eren’in yeni hamlesi açıktı: Kişisel geçmişine nüfuz ederek, Leyla’yı hem içten hem dıştan paramparça etmek.
“Mükemmel zamanlama,” diye fısıldadı Eren. “Sana her şeyi göstereceğim. İstersen... en derin korkularını bile.”
*
Leyla, bembeyaz ışık içinde kendini kısa süreliğine kaybederken; bir yandan da beyninin içinde yepyeni bir savaş yükseliyordu. Hatırlamak istemediği anlar, parçalanmış anılar sis bulutlarına karışıyordu. Kalbinde korku değil, keskin bir kararlılık filizleniyordu. Zamanın döngülerini aşmak, yeniden başlamak, ama bu defa kendi anılarını saran karanlığı parçalamak zorundaydı.
Her bir saniye, Leyla için hayati bir sınavdı: Geçmişin en gizli cepleri, şimdi düşman tarafından ele geçirilmişti. Eren, sadece zamanın değil, onun ruhunun esiriydi artık.
Ve tam o anda, kapıdan metalik bir tıkırtı yükseldi. Zamanın ve gerçekliğin ince bir çizgisinde, Leyla nefesini tuttu.
Kapı aralandı. Ardında... hiç beklemediği bir figür belirdi.
*
——— Sonraki sayfada devam edecek…