NoveliqaSonsuz Döngü: Zamanın Tutsağı / Gerçeklik Paramparça :0%
Log in

Chapter 11

Gerçeklik Paramparça

Kapı açıldığında içeriye sızan soğuk hava, Leyla’nın teninde inadına titremelere yol açtı. Eren, kapının aralığında duruyordu; gözlerinde o anlamsız, donuk kararlılık vardı. O an Leyla, tüm zamanların bir araya gelip ona saldırdığını hissetti. Nefesi daralıyor, ciğerlerinden sızan her oksijen damlası daha da boğucu oluyordu.

“Yine mi?” diye fısıldadı Leyla, kelimeleri zorlukla çıkararak. “Döngüler... artıyor, Eren. Bu şehir paramparça oldu.”

Eren’ın dudaklarında acı bir gülümseme beliriverdi. “Paramparça olmak için önce bütün olmak gerekir, Leyla. Ama şehir, bedeninle aynı şeyi yaptı zaten. Çöküyor.” Gözlerinin içine bakarken, topladığı zaman enerjisinin ürkütücü titreşimi bütün odayı sardı.

Leyla'nın göz kapağı ağırlaştı; zihninde sis çökmeye başladı. Oturduğu sandalyenin soğukluğu ayağına kadar inmişti ama en çok da hafızasında tuhaf bir karışıklık hissediyordu. Kısa süreli anıları çağırmak istedi ama hepsi birbirine karışmış gibiydi. Sanki hatırlaması gerekenler geçmişin sisleri arasında eriyip gidiyordu.

Düşünceleri keskin bir bıçak gibi parçalanırken, kulağına gelen fısıltılar da zihin haritasını bozuyordu. “Leyla... Leyla... unutma...” Sesler stereo gibi sağa-sola çalınıyor, kelimeler anlamını yitiriyordu.

Gözlerini kapatıp derin bir nefes almaya çalıştı. Ancak nefes, ciğerlerinde yangın yerine soba tütünü gibi ağırlaştı. Ellerini dizlerinin üzerine koymuştu; parmak uçlarında titreme daha da artıyordu. Düşüncelerinin arasında gerçek ile hayal arasındaki sınırlar silikleşiyordu.

“Eren, ne yaptın?” diye sordu sertçe, sesi ince bir kırılmayla.

“Zamanı şekillendirdim. Döngüyü hızlandırdım.” Eren adım adım ilerliyordu. Her adımı, yerin çatlaklarını genişletiyordu sanki. “Artık Mega Şehir yalnızca bir arenadan ibaret değil; burası bir labirent. Bir ipucuna dokundun mu, hepsi paramparça olur.”

Leyla gözlerini açtı. Etrafında duvarlar eriyor, neon ışıklardan sızan renkler yavaş yavaş soluyor, rüya ile gerçek birbirine karışıyordu. Bir anda, odanın içinde kendi yansımasını pek çok kez gördü – ama her biri farklı bir yüz ifadesi taşıyordu.

Birinde korku vardı, diğerinde öfke, bir diğerinde ise mahcup bir şekilde açığa çıkan çaresizlik.

Leyla irkildi; “Bu... Ben değilim,” dedi, ama sesinden eminlik değil titreşim duyuluyordu.

Eren, Leyla’nın yansımasına yaklaşırken sözüne devam etti: “Bu şehir... sen... herkes... Zaman kayboluyor. Sen o gerçekliğe tutunamazsan, her şey yok olur.”

Leyla gözlerini yumdu. Kendi sesini duyuyordu; ama kulakları ona uzak bir yerden hitap ediyordu, sanki başka bir boyuttan çağrılıyordu. Bir an için, odanın dışındaki dünya ile arasındaki bağ koptuğunu fark etti.

Bedenine ağırlık çöktü ve bir anda savrulduğu yeri kaybetti. Başının çevresinde renkler parıldayıp uçarken, zamansal döngülerin neden olduğu gri pusun içine çekiliyordu.

Küçük bir fısıltı tam duyduğu sırada patladı: “Leyla... gerçeğe yapış... kaybolma...”

Ama kelime tamamlanmadan, zihninin bir köşesinde bir boşluk açıldı; duymaya çalıştığı o fısıltı eriyip yok oldu.

Leyla yavaşça açtığı gözlerinin yerine, yükünün altında ezilen bir silüet olarak baktığını gördü. Her şeye rağmen ayakta durmaya çalışıyordu ama bedeninden yayılan güç kaybı, ona yenik düşeceğinin habercisiydi.

“Gerçeklik... paramparça oldu,” diye fısıldadı kendi kendine.

Adımlar duydu, yaklaştı. Ama gelen Eren değildi. Kapının arkasından gelen hışırtı, başka bir gölgeyi ima ediyordu.

“Leyla,” dedi o ses tanıdık ama bir o kadar tuhaftı—sanki zamanın başka bir noktasından gelmiş gibiydi.

Leyla, etrafındaki silüetlerin çözülmeye başladığını, gerçekliğin bir bulut gibi eriyip uzaya karıştığını hissetti. Artık sadece kendi varlığını değil, nerede durduğunu bile bilemez haldeydi.

Zihninin kale kapıları gardiyanları tarafından yavaşça kendi elleriyle kapatılıyordu.

O an anladı:

Döngüler sadece şehri değil, kendi zihnini de esir almıştı.

Ve en tehlikelisi, gerçek ile hayalgücünün arasındaki o ince çizginin tamamen silinmek üzere oluşuydu.

Leyla’nın gözleri, bilinmezliğe düşmek üzereydi.

Tam o sırada dışarıdan ani bir ışık patlamasıyla odanın köşesi bembeyaz oldu.

“Leyla!” diye yankılandı o ses. Ses, hem düşman hem de dost arasında gidip geliyordu.

Zaman dondu.

Ve... gerçeklik, paramparça olmaya devam etti.

---

——— Sonraki sayfada devam edecek…