NoveliqaSon Şafak: Kıyametin Kıyısında / Çökmekte Olan Dünya :0%
Log in

Chapter 3

Çökmekte Olan Dünya

Aras’ın ciğerlerine dolan gece havası, ağır ve neredeyse boğucuydu. Mira’nın adı zihninde yankılanmaya devam ederken, kasları istemsizce gerilmiş, elleri hafifçe titriyordu. Öfkeden mi korkudan mı belli olmayan bir tür karışımıydı bu. Gözleri karanlığı tararken, ellerini cebine sokmuş, soğuk demiri avucunda hissediyordu.

Yürüdüğü enkaz yığını, her adımda ince bir toz bulutu kaldırıyor, havanın keskin değerlendirme açısını bozuyordu. Kırılmış camlar, pas tutmuş levhalar, unuttuğu kaç tane ceset kalıntısı; her biri ölümün sessiz simgeleri gibi dizilmişti. Kendi içindeki o patlamaya hazır sırdan daha ağırdı etrafındaki yıkım.

Aras durdu. Gecenin karanlığında bir anlığına nefesi kesildiği anda, uzaktan metalin acı çınlaması ve ayak sesleri geldi kulağına. Kalbi aniden hızlandı, boynunu saran adrenalin buz gibi aktı damarlarında. Bir çetenin kıpırtısı başladı etrafında.

Kaynaklar tükeniyordu. Yemek, su, barınak… Her adımda, geleceği daha da belirsizleşiyordu. Çökmekte olan bu dünyada hayat, küçük bir kıvılcım gibi yanıyordu artık. Bir sonraki ateşin nerede çıkacağını bilmeden yaşayamazdı Aras.

“Tam bir cehennem burası,” diye mırıldandı kendine, sesi ufak bir çıtırtıydı karanlıkta.

Her şeyi geride bırakıp kaçmasa, bu gece ilerlemeye devam etse ya da kuvvetini saklasaydı bile, kaçınılmaz sona yaklaştığını biliyordu. Mira’yla arasında ipleri çekiştiren görünmez bir savaş vardı artık. Her şeyin merkezinde o vardı. Ve bu savaşta en büyük silahı, içinde taşıdığı sırdı.

Ayağının altındaki kırık taşlar usulca kıymık gibi batarak hareket etti. Bir an dürüstçe kendine sordu: “Ne zamana kadar tek başıma kalabilirim bu karanlıkta?”

Caddeden yükselen yankılar şimdi hızla yaklaşıyordu. Çeteler, açgözlü haydutlar, kural tanımazlar… Yıkıntıların arasında hüküm süren yeni düzen buydu. Onlar için sırları olan adam, hem ganimet hem de tehditti.

Bir an her şey yavaşladı. Ay ışığı tozla kaplı pencerelerden soluk beyaz ışık hüzmeleri halinde dökülürken, Aras yüzüne vuran soğuktan titreyen dudaklarını araladı:

“Bir yerden başlamalıyım.”

Küçük bir söndürücü feneri cebinden çıkardı, titkilere rağmen parmağı metal düğmeye gitti. Alevli, sarı bir ışık huzmesi keskin bir yay gibi karanlığın içine doğru uzandı. Kaldırdığı fenerin altındaki uzak köşede, kalabalık kıpırdadı, fark etti hemen.

Ayak sesleri artık kesin adımlara dönmüştü; bozuk patika boyunca onlarca gölge hızla kayıyordu Aras’ın üzerine. Kalbi küt küt atıyor, elleri jilet gibi keskinleşiyordu. Yardım diye yalvaracak kimse yoktu.

“Geliyorlar...” diye fısıldadı, tıpkı kendine itiraf edercesine.

Dümdüz ilerleyen yüzü, gölgesinde büyüyen tehlikenin yarattığı korkuyla sinek vızıltısı kadar ince ve yoğun. Çılgınca beklenmedikti aniden başlayan saldırı.

Birden sağdan bir ses kırıldı, komut gibi:

“Onu kıskaca al!”

Aras fırladı, adımları patika yoldan kıvrılarak yıkık dökük eski otomobilin arkasına düştü. Elleri keskin taşlara bulaşırken nefesi yandı ağzında.

Durdurulamaz, vahşi bir kalabalık sardı etrafını. Her yüz, açlığın ve umudun hırçın birer maskesi gibi. Aras’ın beyninde tek bir düşünce vardı: kaçmak, saklanmak, hayatta kalmak.

“Beni yakalayamazsınız!” diye bağırdı, bir adım daha atarken belindeki hançeri çıkardı. Soğuk metal canını rahatlatıyordu.

Gecenin ortasında zamansız bir çığlık yükseldi. Toz ve kan kokusu birbirine karıştı.

Bu eski dünyanın harabelerinde, Aras’ın hayatta kalma mücadelesi her saniye yeni sınavlara sürükleniyordu.

Ama bu karanlıkta, belki de en acımasızı; kimin kaçıp kimin kalacağıydı.

---

Patikanın sonuna kadar koşturdu. Rüzgar, nefesini kesiyor, ciğerlerine soğuk bir bıçak gibi saplanıyordu. Kalabalığın öfkesi arkadan çığlıklar ve ayak sesleriyle boğulmaktaydı.

Aras, kırılmış bir duvarın arasından geçerken fenerin ışığı titredi. Yerde kan lekeleri ve çiğnenmiş kemikler vardı.

Bir anlığına inanılmaz bir sessizlik çöktü üzerine, sanki ölüm bile nefesini tutmuştu.

Tam o sırada, arkasından yankılanan bir kahkaha duydu. Soğuk, derin ve korkutucuydu.

“Kaçabileceğini mi sanıyorsun, Aras Korkmaz?”

Ses, onu bulmuştu. Mira’nın gölgesi, cesedini saracak kadar yakındı.

Kalbinin en derinlerinde patlamaya hazır bir sır, göğsünü sıkıştırıyordu.

Aras’ın kaçıp kaçamadığı, o boşluğa düşen gece karanlığında belirsizliğe karıştı.

Ve dünya… Çökmekteydi.