Chapter 17
Kampın kapısına çarpan o ani tokat sesi, Aras’ın sabrı ve bedeni kadar geceyi de paramparça etti. Nefesi, kıyısı olmayan bir derede boğulmuş gibiydi; kalbi göğsünden hiç olmadığı kadar hızlı atıyor, kulaklarında uğultu yükseliyordu. Her şey durdu. Karanlıkta, yaprakların hışırtısı, uzaktan gelen tek tük ayak sesleri ve ağır kapı gıcırtısı dışında.
Gözlerini hafifçe kırparken, çarpan kapının altından sıcak, nemli bir hava akımı içine doldu. Bu, ölümün kokusuydu. Ellerini bilek bağlarından hafifçe çekmeye çalıştı. Derin nefesler almaya başladı, kulaklarını kapattı sanki, zihninden kaçmak istercesine.
“Aras,” dedi yanında sessiz bir tonda bir ses.
Kısa bir anlığına, Mira’nın o keskin, soğuk bakışlarını hissetti. Oradaydı. İçinde fırtınalar kopuyordu. Sahi, nasıl kaçacaktı? İpler sıkmış, hücresinde çaresizce oturuyor gibi görünüyordu. Ama onun içinde kıvılcım vardı. Yaşam ateşi. Bu gece, opsuz kaçacaktı.
Kımıldadı, her baskı tekniği zihninde canlandı, elleri titrerek bileklerindeki ipleri çözdü. Ancak dış kapı, sadece bekleyen bekçi ve gölgelerden ibaretti. İpler çözülmesine çözülmüştü ama özgürlük onu korkutuyordu.
Tam o anda, kalın tahta kapı tekrar açıldı. Aras odaya giren süpüren ışık huzmesinden etkilenip gözlerini kısmak zorunda kaldı. Bekçi geldi, yerdeki esrarengiz bir kutuyu önünde taşıyordu. Kutunun üzerinde eskimiş harfler vardı: “Plan C.”
Bekçi, korkuyla aniden Aras’a baktı; sanki kalbini okuyormuşçasına… Kafasını salladı, “Zamanınız dar, patron her an kontrolü artırabilir,” dedi.
Aras, eski refleksleriyle sessizce kalktı, dizlerini hafifçe büküp gizlenme pozisyonuna geçti. “Bana yardım edeceksen, şimdi.”
Bekçi dudaklarını ısırdı, ter damladığı alnını eliyle silerken, “Başka seçeneğim yok,” dedi. “Ama dikkat et. Her an biri gelebilir, ya da daha kötüsü…”
Aras, arkasından gelen sessiz adımların hızına dikkat kesildi. Karanlık bir gölge duvarda kıvrıldı ve gözler bir anda ona kilitlendi.
Bu küçük işbirliği, Aras’ın içinde bulunduğu o karanlık cehennemden kurtulmak için tek şanstı. Her nefesi, her adımı tütün kokusu ve paslı demirlerin hafif titreşimiyle doluydu.
Planı önceden birkaç kez kafasında çizmişti. Bekçinin getirdiği küçük kutu, karmaşık kilitleri açmanın anahtarıydı. Kutuyu açtı, içinde parmaklarını yakan teller, küçük keskin aletler vardı. Sıradan biri bunların işine yaramayacağını düşünürdü ama Aras’ın becerileri her an devreye girmeye hazırdı.
Kutu açılır açılmaz, o dar hücreden çıkış yolları kısaca gözlerinin önünde şekillendi. İlk adım olarak merkezdeki koridordan kaçacaktı. Bekçi korkuyla, “Kapılar silahlı… Kameralar aktif...” diye fısıldasa da Aras, “Zamanla yarışıyorum,” dedi.
Yavaşça ipleri çözdükçe, duvarların üzerindeki kapalı devre kameralarının saldıran gözlerinden kaçmaya başladı. İpler ellerine batarken, parmaklarının arasındaki acı, özgürlüğün yaklaştığını fısıldıyordu.
Bekçi onu dışarı çıkarır çıkarmaz, sessizliğin içinde nefes nefese kaldılar. Koridor uzadı; gölgeler sanki onu kapanın elleri gibi sarıyordu. Her köşe başı yeni bir bilmecenin kilidiydi.
İlk dönemeçte kamera alev alamadı ama yaklaşan bir gücün ayak sesleri duyuluyordu. Bekçi “Daha ilerleyemeyiz,” dedi ama Aras başını sallayıp “Zorlamalıyız,” dedi. Önce gizlenip ardından koşacaktı.
Bir kaç adım sonra, bekçinin verdiği siyah tozun küçük torbasını çıkardı. “Bu… ne?” diye sordu bekçi. “Kamera merceğini geçici kör edecek,” dedi Aras soğukkanlı. Tozu havaya doğru savurdu.
Her şey tıkır tıkır işlemeye başladı; kameralar birer birer beyaz perdeye dönüşürken, Aras yürüyüşünü hızlandırdı. Birkaç kez nefesi kesilse de adımlarının ritmi ona güç vermekteydi.
Koridorun sonunda, kalın çelik kapı vardı. Kilidi karmaşıktı ama bekçi, “Burası işte en zor kısım, patronun ofisi,” dedi.
Aras’ın gözleri parladı; evet, bu ofisti. Oraya ulaşırsa, esareti bitten eylemin kendisi için yeni bir başlangıç olacaktı.
Çelik kapının üzerinde eski bir elektronik panel… Bekçi “Buraya beklenmedik bir sinyal gelirse her şey kapanır,” diye uyardı. Vazgeçmek kolay değildi; ama bu sadece bir kaçma kolaylığı değildi. İçinde yeni bir sır saklıydı. İnsanlığın kaderi.
Aras derin bir nefes aldı, panik yerine soğuk bir odaklanmayla elektronik kilide yöneldi. Parmaklarının ucundaki küçük aletlerle kilit açma sesleri yavaş yavaş koridoru doldurmaya başladı.
Bir an geldi; parmakları titredi, kalbi duracak gibi oldu ama hazırlanmıştı. Kitaptaki karmaşık çizimleri aklında tekrar ederek, mekanizma sesleri en sonunda yumuşak bir klik ile durdu. Kapı açılıyordu.
Gözlerinde umut ve korku dalgaları bir araya geldi.
Tam o kapı aralanırken, bekçinin yüzü, aniden solgunlaştı. Aras dönüp ona bakınca, o şimdiye kadar tanımadığı bir şey gördü: ihanetin ilk kıvılcımı.
Bekçinin dudakları titreyerek, “Kimseye söyleme demişti,” diye fısıldadı.
Şimdi aralarında bir karar anı vardı. Sinsi bir gülümseme belirdi bekçinin gözlerinde, ama bu gülümseme Aras için kaçınılmaz bir felaketin habercisiydi.
“Plan tıkır tıkır işliyordu ta ki beklenmedik bir ihanet ortaya çıkana kadar.”
Ve o anda, koridorun sonunda ağır bir adım sesi duyuldu.
*
[Devam edecek…]