NoveliqaSon Şafak: Kıyametin Kıyısında / Büyük Çatışma :0%
Log in

Chapter 14

Büyük Çatışma

Kapıya vurulan o tek kelime, “Hazırlanın,” Aras’ın kulaklarında bir uğultu gibi çınladı. Nefesler havada asılı kaldı, zaman yavaşladı, her saniye tırmanan bir fırtınanın ön sesi gibiydi.

Elleri titredi, avuç içleri terliyordu ama yüzünde koca koca damlalar şeklinde ter değil, korkunun ve adrenalinin karışımıydı. Birkaç adım ötedeki destekçileri gözlerine kilitlenmişti; Mira’nın gölgesi her birinin kalbine ağır ağır sızıyordu.

“Kazım, mevzilerini al!” diye kısık bir sesle komut verdi Aras, sesi göz açıp kapayıncaya kadar titredi ama kontrolünü kaybetmedi.

Kazım, uzun boylu, sert hatlı adam, gözlerindeki ateşle hemen kayıtsızca süzüldü karanlığa doğru.

Diğerleri sessizce, ancak içten içe çırpınan kalplerle harekete geçti. Kampın etrafındaki çalılıklar, ay ışığının solgun pistili üzerinde titreyerek sinsice gizlenmişti. Bir etrafa birer birer yayan soluk adımlar.

“Aras...” Nisa’nın sesi parmak uçlarından bile donduran bir soğukluğa büründü. “Bunun bir tuzak olduğunu biliyorsun, değil mi?”

Aras dönüp ona baktı. Yüzündeki çizgiler derindi, gözlerinin içindeki korku kesif, ama kararlıydı. “Biliyorum. Ama beklemek hiçbir işe yaramaz. Bu gecenin sonunda, ya Mira’yı durduracağız, ya da kişi başımıza yıkılacak dünya kalacak.”

Bir anlık sessizlik çöktü, sessizliğin içine dışarıdaki rüzgarın hışırtısı, kurumuş yaprakların çıtırtısı ve uzaklardan gelen ince bir metal tınısı karıştı.

“Tüm ekip, iletişim açık,” diye ekledi Aras. “Görüş alanımızı kaybetmeyin. Herkes dikkatli olsun ve saklanmayı unutmayın. O, bizim karanlığımızın en dipsiz kuyusu.”

Birden, uzaktan elektrikli bir motorun cılız uğultusu duyuldu. Kırık camlardan yansıyan ışık kıvılcımlara dönüştü. Hareket başladı.

*

Kampın sınırındaki ağaçların arasından sızan soğuk hava, Aras’ın boğazına kadar indi. Kalbinin her atışı, kan damarlarında yankılandı. Adımlar sessiz, nefesler derindi. Her biriyle bir başka hayatı, bir başka hikayeyi koruyordu.

Kazım, siperden yükseldiğinde çevresindekilerin nefesini tuttuğunu duyabiliyordu. Ellerini sıkı yumruğa dönüştürdü, gözleri karanlığın içinde elektrik keskinliğiyle parlıyordu.

“İleri!” diye fısıldadı Kazım.

Her biri, Mira’nın planlarını çökertmek için bir zincirin halkası gibi ilerliyordu. Önlerindeki harabe binalar, devrilmiş direkler, çürümüş arabalar, kıyametin kanıtları gibi dizilmişti yol boyunca. Her köşede ölüm sessizce bekliyordu.

Bir an geldi ki, Aras, bir patika boyunca yavaşladı. Kayalık zeminde parmak uçlarını hissedebiliyordu. Çevresinde, destekçilerinin yüzlerinde kare kare dikkatle işlenmiş korku ve umudu görebiliyordu.

“İşte burası...” diye mırıldandı kendi kendine. “Burası Mira’nın merkezi.”

*

Saat, gece yarısını çoktan geçti. Aras ve ekibi, binaların içine sarmaya başladılar. Kaldırılmış cam kırıkları, hava kanalından sızan soğuk hava, metalik bir koku... Korkunç bir duygu yerleşti yüreklere.

“Gözlerinizi dört açın,” fısıldadı Aras. “Mira burada olmalı.”

Koridorlar daraldı, adımlar ses çıkarmamak için yavaşladı. Ancak tam o esnada, koridorun sonunda, sessizce duran bir silüet belirdi. Aras’ın içi sızladı; Mira’ya çok benziyordu.

Ama sonra figür geri çekildi, arkasını döndü.

“Bizi bekliyordu,” dedi Kazım.

“En kirli oyunlar henüz başlamadı,” dedi Aras.

Bir anda, arkadan gelen metalik tıkırtılar duyuldu. Ekipyi saran sessizlik parçalandı.

“Tuzağa düştük,” dedi Nisa, nefesi kesilerek.

Her bir köşeye saklanmış sinsi düşmanlar saldırıya geçti. Tetikler tıklandı, ateş patladı. Kurşunların ıslığı bir-iki saniyeliğine Aras’ın kulaklarını sağır etti.

Her kafadan bir kurşun sıkıldı. Karanlık bir oyun başlamıştı, hayatla ölüm arasında ince bir çizgide.

Aras, kendini yere attı. Çelikten bir soğuk dokundu bacağına. Kan hızla yayıldı.

“Yılma!” diye bağırdı Kazım. Ama gerçek tehlikeyi hissetmiş olmalıydı ki, etrafındaki adamlar aniden geri çekildi.

“Kaçın!” diye emretti Aras, acıyla.

“Neden?” diye sordu Nisa, arkasına dönüp baktığında. “Burada kalırsa, onu yakalayabilirler!”

Metalin soğuk ve keskin bir şeye dönüşmesiyle, Aras’ın gölgesi birden karanlık bir yükselişle kuşatıldı.

Bir el, çelik prangalar gibi titrek ama sağlam bir şekilde kolunu kavradı.

“Aras!” Kazım’ın haykırışı, sanki zamanın içinde hapsolmuştu.

Bir an için zaman durdu. Tüm planlar, umutlar, nefes alışlar o anın içinde dondu.

Ve ardından sert bir darbeyle, Aras yere düştü.

Karanlıkta yankılanan ayak sesleri onu sararken, soğuk eller koluna vurmuş ve onu esir almaya başlamıştı.

Bir ihanetin soğuk nefesi ensesine üflendi.

“Aras... dikkat et!” diye bağırdı Nisa. Ama sesleri, başka bir dünyaya karıştı; uzaklaştı, uçup gitti.

Aras’ın gözleri karanlıkta arandı, uyanmaya çalışan bilinçle birleştiğinde tek bir şey vardı aklında:

Bu, bitmemişti.

Ve o an, kampın sınırındaki çocukça umutlardan, ağır adımlarla esaretin koynuna çekildi.

*

[Devam edecek…]