NoveliqaSon Şafak: Kıyametin Kıyısında / Güvenin Yıkılışı :0%
Log in

Chapter 13

Güvenin Yıkılışı

Aras’ın eli hâlâ kayıt cihazını sıkıyordu; avuçlarının içinde titreşimler, parmaklarının ucunda sessiz bir kıvılcım yanıyordu. Gözlerini açtığında, kampın geceyi henüz yutmaya hazırlandığını gördü. Gökyüzü, kasvetli bulutların altında, hafif bir pus halinde, yıldızlar bile utangaçça gizlenmişti. Soğuk, kemiklerine kadar işleyip kalbine bir gıdım korku serpiştiriyordu. O an anladı: İnsanlar birbirlerine ne kadar yakın olsa da, içinde taşıdıkları sırlar aralarındaki en derin uçurumlardı.

Kamp sessizdi; ancak sessizliğin içinde birilerinin nefes alış verişi, dizlerinin üstüne çökmüş oyuncak bir yaban köpeğinin huzursuz homurtusu… Aras, yere çöküp başını iki ellerinin arasına aldı. İçindeki ağırlık, adeta yüzyıllardır sırtında taşıdığı bir yük gibi büküyordu onu. “Dostun sırları...” diye fısıldadı dudaklarının arasından, neredeyse kendi sesinden korkarcasına.

Yanına yaklaşan ayak sesleriyle irkildi; karanlığın içinden Yamaç belirdi, gözünde bir soru, ama aynı zamanda ciddi bir endişe vardı.

“Aras… O kayıt ama…” Uzun bir sessizliğin ardından konuştu. “Mira’nın eline geçerse kamp biter. O sır... onlarda dursa, yarınkiler için ölüm fermanı olur.”

Aras başını sıfırladı. “İçinde şeytan var, Yamaç. Biz onun oyununa gelmeyeceğiz.”

Yamaç yüzünü yumruğu gibi sıktı: “Ama bu oyunda numaralar tırnaklarımızı sökebilir. Burada, aramızda... Kol geziyor. Kimseye güvenemez olduk.”

Aras, derin nefeslerini tutarak kampta sessiz adımların arasından geçen birkaç figürü izledi. İnsanların yüzleri, ateşin titrek ışığında giderek gölgeleniyordu. Her bir bakışta zayıflık ve kuşku vardı. Yıllardır kurdukları o küçük dünya, incecik buz tabakası gibi çatırdıyor, neredeyse paramparça olmak üzereydi.

Günün ağır yükü omuzlarında duruyordu, her biri bildikleri ve bilmediklerinin yükü. Kampın yaşlılarından Hilmi amca yaklaşarak, o ürkütücü bariton sesiyle fısıldadı:

“Birisi iplerin ucunu koparıyor, Aras. Kimi zaman dost dediğin, en tehlikeli düşman olur. Yarından itibaren başka bir yaşam başlıyor; dikkatli olmalısın.”

Aras gözlerini ona çevirdi. Hilmi’nin gözlerindeki o karanlık geçmişi biliyordu; ne savaş, ne kayıp, ne ihaneti ilk defa yaşamıyordu koca adam. Ancak bu farklıydı, kadim bir düşman değil, kamplarına sızmış bir virüs gibiydi.

Duyduğu adımlar ona sert bir darbe indirdi. Mira’nın muhaliflerinden Zeynep, gizli bir tebessümle yanlarına katıldı. “Güven mi?” dedi alaycı bir tonla. “Artık sadece kelimelerde var o. Siz, sırlarınızı büyütürken, düşmanımız ayak sesleriyle kapınızı çalıyor.”

Aras, gözlerini daraltıp sertçe karşılık verdi: “Sen bura’da kimsin, Zeynep? Mira’nın elçisi olduğunu biliyoruz.”

Zeynep omuz silkerek karşılık verdi: “Bir elçi değilim, sadece gerçeklerin taşıyıcısı… Mira’nın dünyasında, yıkım doğanın bir parçası. Ya bize katılırsınız, ya da yok olursunuz.”

Bir anlık sessizlik çöktü, ateş hapsetti kalplerini. Herkes, bir sonraki anın yıkımını bekliyordu. Ancak konuşmayı Yamaç bitirdi, keskin bir sesle:

“Bu gece herkes iki kez düşünsün. Yarınki hayatta kalma sınavı… sadece savaşmaktan değil, kimle savaşacağımızı bilmiyor olmaktan da ibaret.”

Aras, parmaklarıyla cihazı sıkarak yerinden kalktı. Karanlıkta Mira’nın tuzağı açıkça hissediliyordu. Bu sinsi plan, çok daha içlerine işlemişti; kurtulmak için artık zamana değil, hamle yapmaya ihtiyaçları vardı.

Gökyüzü, bulutların arasından ansızın parlak bir ışık yakaladı. Kampın kapısına doğru sert bir rüzgar esti, mavi ışık birkaç saniye dans ettikten sonra kayboldu. Bir şimşek gibi beliren o işaret, Aras’ın kalbini duracakmış gibi yaptı.

O an, uzaktaki gölgeler arasında beliren birkaç silüet, kampın sınırından içeri doğru ilerliyordu.

Birisi kapıya vurdu.

Ve Aras, dudaklarından sadece tek bir kelimeyi duydu: “Hazırlanın.”

*

[Devam edecek…]