NoveliqaSon Şafak: Kıyametin Kıyısında / Kıyametin İlk İzleri :0%
Log in

Chapter 1

Kıyametin İlk İzleri

Patlayan gökyüzü, Aras’ın gözlerine ham bir çakmak taşı şamandırası gibi çarptı. Kendi kalbi değil, sanki binlerce bomba onun damarlarında patlıyor, vücudu sarsılıp kalbi acımasızca delinmiş gibiydi. Gözleri, gri betonun altında kararan gökyüzüne gömülü kaldı bir an.

Bir saniye önce, sessiz ve görünmez bir tehlike çağırıyordu onu. Ardından o patlama.

Vücudu, aynı anda hem yanıyor hem de donuyor gibiydi. Sanki dünya onun içinde parçalanıyordu ama o hâlâ tutunmaya çabalıyordu. Ayağa kalktı. Etrafına bakarken, gözleri kan kırmızısına bulanmış hava boşluğunda uçuşan kül bulutlarını takip etti.

Kendisini sarmalayan acıya rağmen, parmaklarının ucundaki titreme terk etmiyordu. Alnının kılları terle kaplanmıştı. Uzun süredir görmediği keskin koku, dumanın ve yanıkların kokusuydu. O an dünyada tamamlanan şey sadece bir felaket değil, insanlığın da yavaş yavaş sonu olabilirdi.

*

Aras, yere düşen çatlamış beton parçaları arasında dimdik durdu. Gözleri etrafı tararken, yanık kokusunun ağırlaştırdığı nefesimi verirken, aklında tek bir soru vardı: “Yaşıyor muyum?”

Cevap, etraftaki karmaşadaydı. Yıkıntılar yığılmış, metal parçaları bükülmüş, kuru toprak kırmızıya bulanmıştı. Ama hayat, hâlâ kendini teslim etmiyordu.

Aras’ın elleri avuç içi yer yer kana bulanmış, kesikler parmaklarının arasından sızmaktaydı. Her hareketinde küçük kıymıklar tenini deliyordu ama o, etrafındaki kaosun içine gömülmüş düşüncelere direniyordu.

“Burası… burası bir mezar mı yoksa…” derken sesi kendi korkusunun yankısıydı. Gözlerinin hemen önünde, çatıdan çöken devasa kirişler tozu ve enkazı beraberinde getirmişti. İnsanlar, hayvanlar, bir zamanlar canlı olan her şey belli belirsiz sesler çıkarıyordu, ama görünmez bir tabaka üzerindeki huzursuz sessizlik hâkimdi.

*

Birden, Aras’ın ense köküne buz gibi bir damla indi. Başını yavaşça kaldırdı, gökyüzünde hala parlak bir kızıl hilal vardı. Sonra, titreme başladı.

Bu sadece titreşim değil, ruhunun derinliklerine inen bir uyarıydı.

Çünkü içinde tuttuğu sır, sesini duymaya başlamıştı.

Yıllardır bastırdığı, kapattığı, unuttuğunu sandığı o muamma... Şimdi ilk kez, hafif bir kıpırdanma halinde, hislerini yol açıyordu.

“Beni bırakma,” diye fısıldadı kendi kendine. Gözleri, hafifçe parlayan o çıplak sinyal üzerinde kilitlendi.

Gözlerini ovuşturdu, sarsıcı acı hafifledi ama sonu gelmeyen sıkıntı yüreğine kazınıyordu.

Etrafındaki dünya, koca bir mezarlığı andırıyordu.

Ama Aras Korkmaz için o an, korkunun ve umudun yanı sıra, dünyanın sonunu getirecek bir sırrın kıyısındaki ilk titremeydi.

Kapkara gökyüzünün altında, yavaşça parçalara ayrılan şehrin tozları arasında, ufukta kırmızı alevler dans ediyordu. Ve o alevlerin arasında bir figür vardı: Hayatta kalan.

Ama bu sadece bir başlangıçtı.

---

Dış kapıdan, belirsiz bir ses yükseldi.

Aras donakaldı. İçindeki sır, küçük bir kıvılcımla alev aldı.

Ve o an, zaman durdu.