Chapter 8
Adı dudaklarına değmişti; o tek hece odada yankılandı, bir bıçak sesi gibi temiz ve ani.
Kaan avucunda tuttuğu beyaz tarihe baktı; ekranın soğuk ışığı parmak izlerinin altından sızıyordu. Parmak uçları titremeye başladı—titreme değil, sarsılma; kalbinin ritmi dışarıdan bir makina gibi vurarak bütün göğsünü doldurdu.
Kapı aralığından yayılan gölge bir an için duvardaki neonun çizgilerini ezdi. Sanki ışık gölgenin içinden çekiliyordu; hava daha ağır, nefes daha pahalı geldi.
"—Kaan."
Ses bir kablo kadar ince, ama derin. Tanıdık olmayan bir tonun içinde bildiği bir sıcaklık vardı; biri onu çağırmış, ama parmaklarının ucunu tutup çekemeyecek kadar uzak.
Kaan geriye yaslandı. Dizlerinin altındaki plakalar metal soğukluğunu cildine iletti. Odayı dolduran buzdolabı tınısı bir anda bir hırıltıya dönüştü; dışarıda yanan reklam panellerinin mırıltısı uzak bir dalga oldu.
"Sen kimsin?" Sesin kaynağını aradı, gözleri kapı aralığına takıldı. Gölgenin içine bakınca, orada bir insan değil, bir yokluk vardı—ama yokluğun kenarında bir hareket; derin, sarsıcı bir huzursuzluk.
Cihazına reflex olarak dokundu; bileğine yerleşik küçük bir terminal vardı. Parmakları titrerken ekranın kenarında bir şifreleme penceresi belirdi—ani, istemsiz. Bu pencereler genelde savaşta, bir ses tarafından tetiklenmezdi; uzaktan bir veri damlasıydı, bir not; anonim bir kaynaktan gelen, anlık bir bağlantı teklifi.
Kaan tereddüt etti. Saniyeler onun için uzunlamasına uzadı; aklı bir yelken gibi rüzgar buldu—Elif. Elif’in ismi içindeki bütün ışıkları, bütün duruşlarını uyandırdı. Kız kardeşinin komadaki nefesi, hastane odasındaki antiseptik tadı, nöro-çekirdeğin soğukluğunu hissetti.
Parmağını ekrana sürer sürmez bağlantı kuruldu. Ses ilk anın dışında farklıydı—ses modüle edilmişti; bir kediye benzeyen bir kırık, ama içindeki nüans tanınıyordu.
"Dinle," dedi ses, normalden daha alçak, dişlerini açmadan konuşan bir adam gibiydi. "Hakan Sancak—o adam senin peşinde."
Kaan’ın ağzında bir metal tadı belirdi. Sancak. Dünya bu ismi her duyduğunda yüzüne bir buz tabakası çöküyordu. Hakan Sancak: şehrin göbeğinde adım adım hatıra pazarı kuran, seviyelerin meta haline getirildiği sistemin mimarı; gülüşleriyle insanların geçmişlerini birer ürün gibi etiketleyen adam.
"Kim?" Kaan sordu; sesinde hem meydan okuma, hem de bir çocuğun korkusuyla karışık bir yalvarış vardı. Elif.
Bağlantı karşısındakini savunmasız bırakmış gibiydi; ekranın kenarındaki yazılar hızlandı, bir tracer çalıştırıldı—Kaan refleksle izledi ama link anonim bir duman gibi dağılıyordu.
"Ben sana kim olduğumu söylemeyeceğim," dedi ses. "Sana söylemem gereken bir şey var. Sancak seni izliyor."
Sözcükler odayı didik didik etti; duvarda asılı eski bir posterin kenarı kıpırdadı. Kaan'ın gözleri daraldı. İzliyor. İzliyor—tek kelime bütün bir kentin izleyici bir mekanizma gibi dönmesine yetiyordu.
"Ne demek izliyor? Nasıl—" Kaan sözcükleri yakalayamıyordu. Bir an için beynindeki arayüz, Elif’in geçen haftaki test raporunu getirdi; orada, köşede Hakan Sancak’ın logosu: bir çapa içinde göz simgesi. Bir tuzlu tat daha ağzına gelmişti.
"Seviyeler, Kaan." Ses keskin ve hızlıydı şimdi. "Onlar sadece yükseliş değil. Her seviye kendi imzanı bırakır; senin bugünkü sıçrayışın, dün gece dokunduğun bellekler—bunların hepsi ağda bir iz bırakıyor. Sancak bu izleri toplar."
Kaan başını salladı, gerçekliğin kıyısına çakılmış bir çiviymiş gibi hissetti. Hafızası bulanık oyuklar içeriyordu; her seviye atlayışı, ondan bir şeyler götürmüştü; ama götürülenin kendisi mi, yoksa bir başkasının anısı mı olduğunun ayrımı belirsizleşmişti.
"Elif..." Kaan'ın sesi bıçak gibi düştü. "Ondan ne istiyor? Niye onu uyandırmıyorlar?"
Seste bir yumuşama oldu—beklenmedik, insan. "Sancak için uyandırmak bir araç, uyanışın ne getireceği bir risk. Onun sisteminde 'uyuşturulmuş' anılar, 'aktif' anılara dönüştüğünde birikim olur—güç. Senin kız kardeşin... o senin genetik izini taşıyor. Sancak, öyle bir yanıltma kurdu ki herkesin kaybı kendi kârına dönüşüyor."
Kaan, "Yalan," diye fırlattı. Gözlerinin kenarında damarlar kabardı. "İyi bir insan olamaz—"
"İyi insan değil," ses arada gülümser gibi oldu, bir acı tadıyla. "Ama o biliyor nasıl oynanacağını. İnsanlar ona hatıralarını satıyor, o da onları katmanlıyor; üst üste koyuyor. Üst kattakiler güçlü oluyor; kimlerin hangi seviyede olduğunu o belirliyor. Ve eğer kendi içinde bir 'Sıfırlı' varsa—bir seviye sıfırlayan, izleri silen, kendi geçmişini geri getiren—o kişi hem en büyük tehdit, hem de en kıymetli araç."
Sıcak bir öfke dalgası geçti Kaan’ın göğsünden. Sıfırlı. O gün laboratuvardaki beyaz ışık, doktorun gözlerinin altındaki çizgi, Elif’in ellerindeki kordon... Hepsi birden gözlerinin önünde dikildi.
"Sen ondan ne istiyorsun?" Kaan daha düşük konuştu. Her harf bir düğmeyi tetikler gibiydi.
"Bir işaret," dedi ses. "Sancak seni izliyor çünkü senin içindeki boşluk—o boşluk onun pazarı için değerli. Sen seviye atladıkça, o boşluk başka insanların anılarıyla doluyor; Sancak onların istatistiklerini kullanarak bir model kuruyor. Sen, modelin dışına çıktın. Bu tehlikeli. Ve tehlikeli şeyler yok edilir ya da araçlaştırılır."
Kaanın içinde bir şey kırıldı. "Yani Beni parçalara ayıracaklar mı?" Sesi kuru bir eşya sesi gibiydi; ağlamaya bir adım uzak.
"Parçalayacaklar. Ama önce seni izleyecekler. Her adımını kaydedecekler. Her kimlik arayüzünü tarayacaklar. Senin seviye imzanı yeniden yaratmaya çalışacaklar—kendi ellerinle verdiğin anılardan bircins yapmaya." Ses yavaşladı; sanki bir şeyleri tartıyordu. "Dinle dikkatli: Bugün daha dikkatli ol. Bağlantıların, arkadaşların, sevdiğin kim varsa—hepsi olabilir. Onları izle. Sancak bir ağdır; ağın içinde sahte kovanlar var."
Kaan pilot refleksiyle bileğindeki terminallere baktı. Detektörler bir an için kırmızı çizgiler çizdi—zaglı bir uyarı. Birkaç saniye önce bağlantı sağlamken, bir dış komut sinyalinin kaydı belirmişti; bir düşük frekanslı pulse arkasından bir tarama. İz.
"Bu kim?" Kaan neredeyse yalvarır gibiydi. "Neden bana yardım ediyorsun?"
"Yardım etmiyorum," ses biraz daha çetinleşti. "Uyarıyorum. Kendi sebeplerim var. Sancak'ın gözü her yerde—ama herkes onu başka türlü görüyor. Senin yapman gereken: kendini görünmez kılmak; seviyeni halka açık yerlerde attırma; eski bağlantılarını temizle. Ve—" ses bir an durdu; belki de düşüncesini tartıyordu—"biriyle buluş. Eski Hatıra Pazarı'nın güney tünelinde, üçüncü mebran kapısı. Gece yarısı. Orada cevaplar var."
Kaan bir adım attı; heyecanla yumruğunu sıktı. Bu bir tuzak olabilir miydi? Hakan’ın adamları bir kapkaç kuruyor, kim bilir ne için. Ama diğer bir gerçek daha güçlüydü: Elif. Her bir adımın onu uyanışa yaklaştırdığını hissediyordu, ya da en azından bir ipucu.
"Peki kimseyi götürmeyeceğim," diye kararlılığını çiğnedi. "Tek başımayım."
"Tek başına gitme." Ses aniden sertleşti. "Yanında taşıdığın her şey—telefonlar, implant kayıtları—onlar iz sürücüye yol veriyor. Siyah bir kutu gibi düşün; her seviye atlayışın bunu besliyor. Bugün bir iz bırakırsan, Sancak o izi alır."
Kaan dudaklarını ısırdı; bileğindeki ter yeni bir soğukluk bıraktı. "Ne istiyorsun, gitmemi mi yoksa gitmememi mi?"
"Git," dedi ses, "ama boş ellerle. Boş ellerle, kimliğini dışarı çıkarma. Ve bir daha asla—" aniden ses kesildi, sanki biri mikrofonu kapatmıştı.
Kaan elindeki tarihi düşürdü; parlak tarih zeminle temas ettiğinde sessiz bir çarpma sesi verdi. O ses küçük ama gerçekti; odayı dolduran gerçeklik hissi tekrar geri geldi.
Ekranın köşesinde bir uyarı iconu yandı: "OTURUM TARAMASI—SONLUK". Sanki bir gölge akşamın önünde kapıyı çekiyordu; sıcaklık daha da düştü.
Kaan hemen karşılık vermek istedi. "Seni tanıyabilir miyim? Kimsin? Kim bana—"
Bağlantı aniden geri döndü, mikrofonun ucundan bir hırıltı gibi. Ses bu kez daha yakındı, bir fısıltı, kulak memesine kadar gelen bir nefes.
"Bir ipucu: Elif'in kolunda eskiden küçük bir dövme vardı. Kalbinin üzerinde bir nokta. Sancak o noktaya bakar; geçmişi oradan okur. Eğer Elif'i uyandırırsan, o nokta Sancak'ın masasına meyve olacak." Ses alçaldı, harfler geceye gömülmüş gibi. "Ve bir şey daha—"
Kaan için zaman uzadı, bir köprünün çözülmesi gibiydi. Cümle tamamlanmadan bir patlama gibi, bağlantı kesildi. Ekranın üst köşesinde kırmızı bir çarpı belirdi; bir sessizlik anıydı; sonrasında oda tekrar normalleşmeye başladı ama içinde bir şey eksikti.
Karanlık kısmından, telefonunda tanımlanamayan bir mesaj titreşti. Kaan eline aldı; ekran boştu—yalnızca bir satır beyaz harf: "Sancak seni izliyor"
Ve bağlantı koptu.