NoveliqaSeviye Avcısı: Hatıraların Bedeli / Hatıra Deposu :0%
Log in

Chapter 5

Hatıra Deposu

Kamera boş bir silueti gösterirken Kaan’ın göğsü öyle ağırlaştı ki nefesinin telinin kırılacağını sandı.

Bir an için zaman katmanlandı; odanın soğuk havası, kameranın camındaki tek damla terin yavaşça aşağı kayışı, Elif’in hiçbir yerde olmadığı gerçeğinin yapışkan sesi. Kaan’ın parmakları cebinde kıvrıldı, tırnaklarının içi beyazladı.

Bir adım daha attı. Metal zemin ayaklarının altında bir nota gibi inledi. Koridorun ucunda neonlar kanıyordu; kentin uğultusu camın arkasından bir rüyanın boğuk kalbi gibi geliyordu. Kaan, Elif’in adı ağzında bir şeytana dönüşürken kapıya yöneldi.

Hatıra Deposu binasının cephesi, şehrin diğer yüzleri gibi iki farklı yüze sahipti: dışarıdan bakınca devasa, soğuk bir laboratuvar; içine girince insanın belleğini parçalara ayıran bir pazar. Girişteki reaktif kapı, Kaan’ın kimliğini birkaç saniyede tanıdıktan sonra geçiş ışığı yaktı ama güvenlik kameraları gözlerini kırpmadan sabitledi.

Lobi küçük bir orman gibi titreşiyordu: antiseptik, ozon, ve yıllanmış elektronik kokusunun karışımı. Resepsiyon camının arkasında bir hologram asistandı, kibar fakat ölçülü; "Soru?" diye sordu, gözleri dijital maviyle yanıp sönerek.

Kaan sessizce "Elif Yıldırım" dedi. Sesinin kaybı, vitrin camına çarpan yağmurun tınısına karıştı.

Hologram bir an durdu; sonra "Hasta kaydı: 783-ELF. Ziyaretçiye izin: birincil aile yakını. Ruhsal değerlendirme gerekli." diye serildi. Kaan’ın yüreği bir düğmeye basılmış gibi sıçradı. Ruhsal değerlendirme. O labirentin başıydı: sorular, parmak ucu taramaları, zihin izleri.

"Değerlendirmeyi bekleyin." Hologramı bir zarafetle söndürdü ve banko üzerinde bir de küçük kart bıraktı. Kaan kartı aldı; üzerinde minik bir barkod ve iki kelime vardı: Beklemede Kal. Hava bir an daha sıkıştı.

Bekleme salonu cam bir hücre gibi uzundu; içeride birkaç ziyaretçi, bazıları ağlamayı biliyormuşçasına sessiz, bazıları da telefon ekranlarında başka hayatlar açıyordu. Kaan gözleriyle Elif’in kayıt numarasını taradı. Kaydın olduğu yönde, uzun bir koridorun kıvrımında, kapalı kapılar ardında bir uğultu vardı — depoların, rafların, hatıraların uğultusu.

"Geçiş iznin var görünüşe bakılırsa," dedi bir kadın sesi. Kaan dönüp baktı; genççe, ama yüzünde çok insanın yükünü taşımış kadar çizgi olan bir kadın. Saçları kulaklarının arkasına aşırtılmış, omzunda birkaç iz, elleri yağlı. Üzerindeki iş tulumu kurşuni maviye dönmüş, gözlerinde ısrarcı bir merak vardı.

"İzin veren kim?" Kaan sordu, sesi yine pürüzlü.

Kadın bir gülümseme çaktı—gülümsemesi bir bıçak gibi keskinti. "Lale. Teknisyen. Sana izin veren biri yok. Hoş geldin, Kaan Yıldırım." İsmini söyleme şekli, bir şeyi test eder gibiydi.

Kaan nefesini tuttu. Adını duyduğunda göğsünde bir çarpışma oldu; önüne geçmiş fakat yine de aynı ölçüsüz özlemle doluydu. "Nasıl—"

Lale ellerini cebine soktu ve küçük, metal bir cihaz çıkardı; elindeki cihaz cepten cüzdana benzeyen bir şeydi; üzerinde birkaç ışık yanıp sönüyordu. "Biyometrik izlerin birkaç yetkili sistemde görünüyor. Neden geldiğin belliyken sorgulamak işkence. Gel, seni içeri götüreyim."

Koridorda ilerlerken Lale’nin adımları kesin ve ritimliydi. Duvarlarda hatıra modüllerinin etiketleri titreşiyordu: numaralar, tarih aralıkları, seviye etiketleri. Metal raflar, geceleyin dolanıp hatıraları fısıldayan dev bir kemik yığını gibiydi. Bir birimden diğerine geçerken, havadaki nem bastı, soğuk klimaların nefesi tenine dokundu.

Lale konuşurken elleri bir şeyi düzene koyar gibi hareket etti; parmak uçları küçük bir işçi baladını mırıldanıyordu. "Buraya gelen hatıraların üç yolu var. Birincisi: Tam yedek. Kişinin tüm anıları kopyalanır, kişi istendiğinde geri alabilir. İkincisi: Paylaşımlı. Hatıralar pazara çıkartılır, parça parça satılır. Üçüncüsü ise—" Lale durdu, yüzünde bir gölge aktı. "Üçüncüsü yasak."

Kaan arkasında durdu. İçinde beliren o tanıdık, delici umutla sordu: "Elif hangi kategoride?"

Lale duraksadı. Yüzü tekrar aynı mesafeli teknisyene döndü; gözlerinin içindeki sıcaklık ince bir tel kırıldı. "Elif... kaydı karma. Bir kısmı yedeklenmiş, bazı parça-halindeki anılar pazarlara düşmüş. Ama bazı şeyler, özel etiketlerle ayrılmış."

Kaan’ın aklında bir karanlık hızla genişledi. "Özel etiketler? Hakan’ın işaretleri mi?"

Lale omuz silkti. "Hakan Sancak’ın ofisi bununla uğraşmayı seviyor. Standart işlemlerle ilgilenmiyorum. Biz buradayız, hatıraları koruyoruz, onlarla ticaret yapanlar da bunu yapıyor. Arada ise… anormal kalıntılar çıkıyor." Cümlesinin sonunda dudaklarının kenarında bir ironi belirdi; ama gözleri sertti. "Sana kolay bir yol söyleyeyim: burası resmi olana daha yakın ama gölge de hiç eksik değil."

Kaan sessizleşti, Lale’nin kelimeleri zihninde çiviler gibi çakıldı. Gölge. Eğer Hakan gerçekse, gölgenin içinde onun işaretleri vardı. Birileri Elif’in anılarından çalıyor, parça parça pazara çıkartıyordu. Kaan’ın parmakları tekrar beyazlaştı.

Koridorun sonunda, kalın bir kapı. Üzerindeki levha: HATIRA SALONU - STERİL / YETKİLİ GİRİŞ. Lale parmağını bir skana dokundurdu; kapı bir misafir gibi mırıldanarak açıldı.

İçerisi yarı karanlıktı; sadece modül raflarının tek tek parladığı bir tünel. Her modül, küçük prizmatik kutular gibi rafa yerleştirilmişti; rengi, içindeki hafıza yoğunluğuna göre değişiyordu: sıcak sarı anılar, soğuk mavi unutkanlıklar, kırmızı öfke ve şok. Kaan, rafların birinin önünde durdu. Orada, küçük sarı bir etiket vardı: 783-ELF.

Elif’in modülü. Kaan’ın dünya bir milimetre daha kaydı. Etikete uzandı, parmak uçları modülün soğuk yüzeyine değdi. Metalın altında bir titreşim; sanki içinden uzak bir soluk geçiyordu.

"Onu görmeye izin veriyorlar mı?" Kaan sordu, sesi yavaşça un ufak oldu.

Lale biranlık düşündü. "Fiziksel olarak burada değil. Onun bedenini buraya getirmek için izin, özel izinler gerektirir. Ama modülünü görebilirsin. Yine de uyarırım: bir hatırayı gözle görmek, onu geri almak için ona sahip olmak isteğini körükler."

Kaan daima körüklenen bir istekti. Elif’in yüzü, sesi, küçük alışkanlıkları… Hepsi birer eksik diş gibi arasında çürümeye bırakılmıştı. "Gösterebilir misin?" diye sordu.

Lale nazikçe modülü aldı. Parmakları beklenmedik bir hassasiyetle hareket ediyordu; sanki metal kutu eski bir dostunu saklıyordu. Modülü okuyucuya yerleştirdi; cihaz küçük bir uğultu çıkardı, sonra bir ışık halkası etrafında döndü. Raflardan bir ses yükseldi—bir tür ince, elektronik nefes.

Projeksiyon yavaşça belirdi. İlk görüntü, bir sabah: Elif’in ayak parmaklarının battaniye kenarından sarkışı. Kamera dar, anılardan seçilmiş bir fresk gibi. Kaan’ın gözlerinin çevresinde zaman dondu; görüntü ne kadar gerçekti, o kadar iğreti.

"Elif…" dedi Kaan, dudaklarını ısırdı.

Görüntü akmaya devam etti. Elif’in gülüşü kaydı, sonra bir şarkı yarım kaldı; sesin kenarlarında gürültü vardı—bir çatırtı, belirsiz bir arka plan sesinin gölgesi. Belleğin kenarında bir şey eksikti. Kaan her kareye saldırdı, gözükmeyeni görmek için gözüyle yokladı.

Lale sessizce kafasını eğdi. "Bazı parçalar bozuk," dedi. "Aktarım sırasında sıkıntı çıkmış. Genel halk depolarında böyle şeyler sık olur ama burası... farklı. Senin kardeşinin anıları... bazıları tutulmuş, bazıları kopmuş. Kopanlar pazara gitmiş olabilir."

Kaan’ın ciğerleri bir kış gecesi gibi sıkıştı. "Kim alırdı?"

"Herkes," Lale dedi. Sesinde alaycılık, sonra beklenmedik bir yumuşama. "Kurumlar, çeteler, koleksiyoncular. Hatta bir zamanlar 'Seviye Avcıları' diye anılan bazı gençler bile vardı, hatıra atlayıp seviye kazanmak için hatıra tüketirdi. Senin adını o zamanlar duyduğumu hatırlıyorum." Gözleri Kaan’ın yüzüne saplandı. "Sıfırlı, değil mi? Sen, seviye atlamayı hatıra devşirerek yapanlardan."

Kaan çenesini sıktı. "Sıfırlı," dedi sadece.

Lale hüzünlü bir tebessümle geri çekildi; sanki Kaan’a ait bir yük hafiflesin diye onun sırtından bir parça kaldırmaya çalışıyordu. "Bu depo, resmi raporlara göre sadece yedekleme yapar. Fakat yetkililer her zaman resmi raporlardan daha açgözlü oldu. Burada tutulan bazı hatıralar, standart dosyalamanın dışındaki etiketlerle ayrılır."

Kaan eğildi. "Ne etiketleri?"

Lale modülü çıkarıp yerine başka bir kutu koydu; parmakları hızlı, alaycı. "Standart: kişisel, ortak, travma. Yasaklı: erişim için üst düzey yetki, talep özel onay gerektirir." Gözlerini Kaan’a dikti. "Ve bir de… bazı şeyler var ki, ne etiketlenirler ne de kayıt edilirler. Onlara biz—" Lale bir an durdu. Ellerini cebine attı, kaşlarını çattı. Sesini düşürdü.

Kaan’ın kalbi düğümlendi. Lale’nin bir şey söylemeden önce durması, havada alev alan bir kıvılcım gibiydi. "Söyle," dedi. "Ne bunlar?"

Lale belki de biraz korktu, belki de bir hatırlatmanın korkunçluğunu düşündü; dudaklarını ısırdı. Sonra, tam ağızını açarken, koridorun uzak bir köşesinden bir alarm sesi bıçak gibi geçti. İkisi de dondu.

"Bu deponun sesi," dedi Lale usulca. "Genelde önemsizdir ama—"

Kaan bekleyemedi. "Devam et."

Lale derin bir nefes aldı. Gözlerinin içinde bir şey değişti; konuşması bir kapı aralığının ardındaki fısıltı gibi oldu. "Burada, depoda—" dedi ve yanında duran masanın üzerindeki küçük terminale doğru eğildi. Parmak uçları klavyede bir dans başlattı.

Kaan daha yakın durdu. Etraf sessizleşmiş, rafların soğuk nefesi bir çeper gibi etraflarını sarmıştı. Lale, ışığın altında yüzünde yeni bir kararlılıkla bir kelimeyi aramaya başladı. "Siluetler..." diye mırıldandı, ama daha tam söylemeye başlamıştı ki sesi kesildi.

Lale’nin dudakları kelimeyi ağıza alırken, koridorun bir başka ucundan metallik bir kapı hafifçe açıldı ve içine sokulan bir gölgeyi duyurdı.

Siluetler...