Chapter 7
Kapıdaki o tıklama, Eren’in kulaklarında bir yankı gibi çınlarken, omuzlarına çöken ağırlık derinleşti. Nefesi daralıyor, kalbi göğsünde bir savaş narası atıyordu. Odayı saran karanlık, daha önce hissettiği soğuktan çok daha yoğun, çok daha canlıydı. Sanki etrafında dolaşan görünmez eller vardı ve her biri bir parça ruhunu avlamaya çalışıyordu.
Eren, titreyen ellerini önünde kenetleyip yere baktı. Karanlıkta, odanın köşesinde gölgesi yerde titrek bir siluet gibi uzanıyordu. Ama gölgesi değil, sanki başka bir şeydi… Sanki o, o karanlıkta başka bir yönüyle birleşiyordu.
“Bu... bu nasıl olabilir?” diye fısıldadı kendi kendine.
Dudakları terli, ciğerleri yanıyordu. Anlamsız bir dirençle, gözlerini kırpmadan karanlığın içine daldı.
İçinde keskin bir kıvılcım parladı.
O kıvılcım, birinin zırhını deler gibi, sınırlarını zorlayan bir gücün işaretiydi. Eren, hafifçe arkasına yaslandı, sol yanından aşağıya doğru kıvrılan karanlık bir enerji dalgası hissetti. Yoğun, yapışkan ve çekiciydi. Kanı bir anda hızlı bir ritmle hareketlendi, sanki bedeninin içine gizlenmiş başka bir canavar uyanmak üzereydi.
Hafifçe yükselen ter kokusu, soğuk havayla karışıyordu. Oda artık sessizlikten ibaret değildi; pürüzsüz, sert bir enerji havada kıvranıyordu.
Birdenbire, Eren’in sağ avcunun içinde, parmaklarının ucunda, zifiri siyah bir duman halkası belirdi. Gözleri irileşti. Gözbebekleri, karanlığın içinden parıldayan küçük mor ışıklarla dans ediyordu.
İçsel bir ses, fısıldadı, hırıltılı ve derinden: “Bana dokun… Bana izin ver. Seni gerçek güce ulaştıracağım.”
Eren gözlerini yumdu.
“Hayır, hayır, hayır…” diye kendini frenlemeye çalıştı ama ses azgınlığını artırıyordu.
“Senin bu korkak, küçük hayatın yetecek mi? Gücü sever misin, Eren? Onu tanımaya hazır mısın?”
Kalbinin altında bir sızı hissetti. Eski hayalleriyle, kaybettiği ailesinin hayaletiyle müthiş bir sessizliği kıran, yükselen feryatlar duyuyordu. Bu sesler, onu çağırıyor gibiydiler. Ama bu çağrı karanlıktan mı, yoksa kötülüğün ta kendisinden mi doğuyordu?
Eren, ani bir hareketle, sol kolunu kaldırıp, yayılan karanlığı yavaşlatmaya çalıştı.
“Bırak! Seni istemiyorum!”
Ama karanlık daha önce hiç olmadığı kadar dirençliydi.
O anda odanın köşesinden bir cızırtı geldi.
Eren başını çevirdi. Gölgelerin arasından incecik bir sis dalgası sızıp, yere yayıldı; o dalga, karanlığın kucağında bir varlık gibiydi.
Kısa bir an için, yüzünde tüyler ürperten soğuk bir gülümseme belirdi. Bu gülümseme, Murat Kaan’ın yüzündeki soğuk, hesapçı ifadeyi hatırlattı.
“Kontrolü ele geçirmiyor muyum, Eren? İtiraf et, korkunun eşiğindesin…”
Eren dişlerini sıktı, acı aksıyordu. Vücudu kendi iradesine zıt hareket etmeye başlamıştı.
“Dur. Senden daha güçlüyüm,” diye mırıldandı kendi kendine.
Ama o karanlık enerji, şimdi tam anlamıyla bedeni ele geçirmeye çalışıyordu. Elleri istemsizce kıvrılıp, pençeye dönüşmek üzereydi.
Gözlerinin çevresinde birdenbire mor bir ışıltı parladı. Nefesi düzensiz, göğsü bastıran bir ağrıyla yanıyor; kalbinden dışarı fırlamaya çalışan bir şey vardı. Karanlık, onun içinde isyan eden bir yaratık gibi kıvranıyordu.
Ve tam o anda, damardan gelen bir güç kıpırdadı.
Bir anlık huzursuzluk, sonra korkunç bir barış.
Eren, içinden yükselen o sese karşı, derin bir nefes aldı.
Ama o karanlık ses, haykırıyordu, bağırıyordu:
“Beni bırak, Eren. Beni yok sayamazsın.”
İçinde bir buz parçası gibi büyüyen o güç, şimdi daha fazla bastı. İradesinin sınırlarını zorluyordu. Küçük varlığı, karanlığın adım adım ona şekil verdiğini hissediyordu.
Eren titreyerek dizlerinin üstüne çöktü.
Karanlığın çekimi, artık onu tamamen kendi içine çekiyordu.
“Bu… bu benim miyim?” diye fısıldadı, gözleri yarı kapalı.
Ve o karanlığın içinden, bir fısıltı yükseldi:
“Evet… ve bundan sonra sonsuza dek seninle olacağım.”
Kapının hemen ardından içeri dolan rüzgarla birlikte, kanat çırpan bir karanlık tüy düşü yere kondu.
Eren başını kaldırdı.
Bakışları oda boyunca gezindi.
Karanlık, şimdi sadece onun etrafında değil, içinde kopan kasırganın kendisiydi.
Tam o anda, kapı sertçe aralandı.
Gövdesiyle kapıyı aralayan kişi, ince ama güçlü bir sesle konuştu:
“Eren, bu karanlık senin dostun da, düşmanın da olabilir. Ama şimdi karar zamanı…”
Eren, titreyen ellerini yumruk yaptı.
Dışarıdan gelen kişi, gölge içinde kaybolurken bir adım daha attı.
“Ya bu gücü kendin kontrol edeceksin… Ya da o seni.”
Eren gözlerini kırpısıyla karşıladı.
Ve kalbinin derinliklerinde bir yerde, o karanlık çekimin farkına vardı: kontrolü elinden kayıyor muydu?
O esnada, küçük bir elektrik hırıltısı duyuldu.
Ve Eren’in sağ eli, istemsizce karanlık içine doğru açıldı.
Bir anda, odanın içindeki bütün ışıklar sönmeye başladı.
Karanlık, onunla birleşiyordu.
Ve Eren’in son nefesi, bir soru gibiydi:
“Bu karanlık… beni yutacak mı?”