Chapter 6
Kapıya çarpan o ani tıklama, soğuk bir bıçak gibi derinlere saplanmıştı. Eren’in nefesi boğuk, kalbi munis bir tempoda değil; adeta göğsüne sıkışıp kalmıştı. Ellerini hafifçe titreyen kalça hizasında yumruk yaparken kapıyı açmaya yöneliyordu, ama içindeki seğirme ona dur diye bağırıyordu aynı anda.
"Kimin var orada?" diye fısıldadı, sesi kendine ait olmakta zorlanıyordu.
Kapı tekrar tıklattı, ama bu kez yavaş, neredeyse kibirli bir tempo ile. Eren içeriye girmeye hazırlanırken, gölgenin uzunluğu koridorun kapkaranlık duvarlarına vurdu.
Kapı yavaşça açıldı.
Karşısında, en az Eren kadar oturmuş, sakin ve tehditkâr bir figür belirdi. Gözlerindeki ateş, şehrin kirli ışıkları altında parıldayan çelikten bir kılıç gibi keskin ve soğuktu.
Murat Kaan.
Kendisini yıllardır düşüncelerin kıyısında hissettiren adam. Eren’in silik, kırılgan kalbindeki gölge. Fazlaca tanıdık ama hiçbir zaman yüz yüze gelinmemiş bir düşman.
Murat Kaan’ın gözleri, sanki karanlığın içinde yanan bir fener gibi, Eren’i ilk gördüğü andan itibaren hiç kaymadı.
"Beklemiyordun, öyle değil mi Eren?" dedi, sesi yumuşak ama altında yatan tehdit çelik gibiydi. Kıpırtısız durduğu hali bile, mekanın havasını aniden değiştirmişti.
Eren bir adım geri çekildi, dizleri titredi ama avcı ruhu teslim olmadığını haykırıyor gibiydi: "Sen... buraya neden geldin?"
Murat Kaan hafifçe gülümsedi, ama o gülümseme gülmekten çok tiksinti doluydu. "Seninle özel bir ilgim var. Seviyeni atlayan herkes gibi, sen de benim planlarımda bir parçadan fazlasısın."
Eren omzuyla kapıyı kapamaya çalıştı ama Murat hızla çıktı o anda araya: "Dur!" Eren durdu, gözleri kısıldı, kalbindeki ateşi söndürecek gibi karanlığa bakıyordu.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu, kelimeleri biraz patlayıcıydı. "Ben senin geçmişini, ailenin gizemini bildiğimi söylemiyorum ki? Daha da fazlasını..."
Murat adım adım yaklaştı ve elini hafifçe Eren’in omzuna koydu. Bu dokunuş soğuk, ağır ve tehditkârdı. Kalbinin attığını hissettiriyor ama aynı zamanda soluklarını donduruyordu.
"İntikam almak istiyorsun, güçlü olmak istiyorsun…" dedi Murat, sesinin altında sinsi bir memnuniyet vardı, "Ama bu şehirde, bu sistemde, güç sadece silah veya büyüden ibaret değil."
Eren gözlerini kısarak Murat’a baktı. "Ben bu karanlığı yıkacağım." diye inledi.
Murat ağır bir kahkaha attı, ve o kahkaha, etrafını sarmalayan gölgeleri bile titretir gibiydi.
"Çok büyük konuşuyorsun, çocuk." diye kısık ve tehditkâr bir tonla ekledi, "O karanlık senin sandığından çok daha derin. Benim sırlarımı öğrendiğinde, hayal kırıklığına uğrayacaksın."
Birdenbire sessizlik çöktü, bu sessizlik hiç bir yere gitmek istemeyenölü bir sessizlikti. İki adam arasındaki hava, patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
Eren içinden yükselen ateşi yok etmeye çalışıyor, Murat’ın sırlarını çözme sözüyle dolan oyunun parçalarını toplamaya çalışıyordu.
"Gizemin ne? Ya da neden bana takıntılısın?" diye fısıldadı son bir umutla.
Murat yavaşça başını eğdi, yüzünün yarısı gölgede kaldı, diğer yarısı ise sinsice parladı. "Belki de bir gün öğrenmeye değer." dedi, ardından adımlarını geri çekip, karanlığa doğru yürüdü.
Ama kapı arkasında bıraktığı gölge, Eren’in üzerine ağır ağır çöreklenmeye devam etti.
Adımlar uzaklaşırken, Eren nefesini serbest bıraktı, içindekiler karmaşayla birlikte ayyuka çıkıyordu.
Bir an için, ardında kalan o soğuk sessizlik içinde yalnızca tek bir soru yankılandı: Murat Kaan gerçekten kimdi? Ve neden yaşamını bu kadar takıntı haline getirmişti?
Çünkü bu şehirde, bilemediği sırlar, iyi saklanmış karanlıklar vardı.
Ve Eren şimdi, o karanlığın merkezindeki en kırılgan - ama en tehlikeli parçaydı.
Kapı bir kez daha tıklandı.
Ama bu tıklama, artık daha ürkütücüydü.