Chapter 3
Soğuk bir nefes gibi sürdü içinden, caddelerin gri asfaltına yapışan gece. Eren’in kalbi, göğsünde hapsolmuş bir kuş misali kıpırdanıyordu. Sistem’in sert sesi hala kulaklarında yankılanıyordu: “Gizli sistemin sırlarını keşfetmeye hazır mısın?”
Dudaklarının arasından çıkan kesik nefesle cevap verdi kendi kendine: “Hazırım.”
Ama hazır olmak demek… bu karanlık şehirde ayakta kalmak demekti. Oysa daha önce hiç karşılaşmadığı kadar temel bir gerçeği kavramıştı: Ölüm, burada sadece korkulacak bir ihtimal değil, her an kapıyı çalabilecek soğuk bir misafirdi.
*
Metro istasyonunun girişindeki nem, ciğerlerine inen taze toprak kokusuna karışıyordu. Duvarlardaki çizikler, bu yerin uzun zaman unutulduğunun sessiz kanıtıydı. Eren, omzundaki küçük sırt çantasını sıkıca kavradı; içinde adeta yaşamı ve ölümü tartan o kilitli kutu vardı.
Gözlerini yoldan aldı, çevresine kestirmeden baktı. Siyah-beyaz ışıkların titreştiği mekanın köşesinde, kapkaranlık bir boşluk uzanıyordu. Sistemin gösterdiği rota oradan geçiyordu. Derin bir nefes aldı, içine çektiği nemli havayla soğuk titremeler omuzlarından aşağı döküldü.
Ayakları yere basarken, her adım sanki ağırlaştı. Her taş, kaldırım kenarı bir diken gibi ayak bileğini sarmak istiyordu. Eren’in beyninde tek bir düşünce vardı: Burayı geç, kutuya ulaş, çık.
Ve bir düşman bekliyorsa, hazır ol.
*
Metro istasyonuna girdiğinde, yer altı geniş bir labirent gibi boynunu çevirmeden önceki anladı. Gürültü, boğuk bir uğultuyla yankılanıyordu. Duyduğu her ses, onları gözlerinde büyütüyordu. Ayak sesleri, çekiç vuruşları gibi kafa karıştırıyordu. Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken, ağzındaki kuruluk daha da belirginleşti.
Adımlarını bilinçli, fakat acele ettirmeden attı. Arkasında bıraktığı ışığın ışın demeti gitgide kısaldı, karanlık duvarlar daha da kapladı etrafını.
Birden, duyduğu hırıltı irkildi onu.
Başını aniden kaldırınca, elini sırtındaki bıçağına attı, fakat sessizlik ona izin verdi hareket etmeye. Hırıltı, derin bir nefes alışverişiydi belki de; ama huzursuzluğu da artıyordu.
“Burada yalnız mı?” diye fısıldandı kendi kendine.
*
Önüne çıkan ilk kavşaktan sola dönünce, zeminde eski anons hoparlörünün çatırdayan sesi kulağına çarptı. “Dikkat… Kilitli…” diye başlayan cümle, boğuk bir şekilde kesildi. Bu, bırakılmış bir uyarı mıydı, yoksa bir tehlikenin işareti?
Daha sivri hissetmeli miydi reflekslerini? Belki de olayların ardını anlamalıydı? Ama zaman daralıyordu.
Sistemin soğuk sesi bile birden kesilmiş gibiydi.
Eren, birkaç adımla demir kapıya yaklaştı. Etrafında, gölgelerin dans ettiği beton sütunlar, arkasındaki kuytu koridorun korkunç sessizliğiyle birleşiyordu.
Ve kutu…
Demirin arkasında, soluk ışık altında parıldayan o kilitli kutu vardı.
Eren, tedirgin nefesini tuttu, bıçağını çekti.
Yine hırıltı… Fakat bu sefer daha farklı. Yaklaşıyordu.
Birden, gözlerinin kenarında hızlı bir hareket belirdi. Hızla dönüp bıçağı kaldırdı.
Ve…
Çarpışma anında, zemin titredi.
*
Adrenalin damarlarını delip geçerken, rakibin yüzü karanlık penumbra içinde yavaşça belirdi.
“Ne bekliyordun? Kolay kazanç mı?” diye alay etti, sesi tok, tehditkârdı.
Eren beyaz dişlerini sıktı, kendini savunmakla yetinmedi, karşılık verdi: “İşte buradayım. Karşıma kim çıkarsa çıksın, vazgeçmem!”
Düşman, ısıran bir gülümseme serpti üzerine; hareketleri akrobatik, anlık ve ölümcül.
“İyi. O zaman hayatta kalmaya çalış,” dedi, öfkeli bir nefesle.
*
Kısa bir dance-like düello başladı. Karanlık, sadece gözünü bozuyordu bir an için; fakat Eren ayaklarının ucunu hissediyordu. Bıçak uçları çarpışıyor, soğuk metal gölgeyle dans ediyordu.
Eren, rakibinin karnına saplamak üzereyken, yeni ve keskin bir ses yankılandı.
“Dur!”
Bir an her şey durdu sanki.
Göz göze geldik, nefesler tutuldu.
Karanlığın içinden çıksa da, gelen sesin sahibinin kim olduğu belli değildi. Ama adımları sağlam, kararlıydı.
Kilitli kutu tam iki adım ötede, orada bekliyordu. Eren’in hareketi durdu. Bir düşman mı yoksa beklenmedik bir müttefik mi?
Gözünde beliren belirsizlik, soluğu kesildiğinde sistem yeniden fısıldadı:
“Yeni düşman ortaya çıktı...”
Ve en kritik an geldi.
Karanlık daha da yoğunlaşırken, gölge büyüyordu.
Kapı şiddetle aralandı.
*
Eren, elini kutuya uzattığında, hayatının en tehlikeli anını hissediyordu.
Kim? Neden?
Bilinmeyen bir siluet, keskin bir nefesle ortaya çıktı.
Ve zaman dondu.
Sonraki hamle son değil, başlangıçtı.
---
Bir sonraki sayfaya geçmek için parmağınızı hafifçe kaydırın… İlk Görev, burada sona ermedi. Karanlık, yeni yüzleriyle oyununu oynuyor. Eren’in gücü, hayatta kalma savaşına dönüşüyor. Belki de, şimdi gerçek sınav başlıyor.