Chapter 16
Kapı, arkasında büyüyen karanlığı yutmaktan vazgeçmemişti. İçeri sızan soğuk, Eren’in cildinde bir buz hançeri gibi keskin dalgalar bıraktı. Gözleri, ölümle hayat arasında kalmış solgun bir ışık misali titriyordu; nefesi sığ, kalbi kırık cam parçalar gibi paramparçaydı. O koca tapınak, şimdi karşısında içinden kopan fırtınaları anlatan sessiz bir ölüm ocağına dönmüştü.
“Buradayım,” diye mırıldandı Eren, sesi kendine ait bile değildi. Boğazından hapsolmuş bir haykırış, ondan dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Ama ona cevap veren yoktu. Sadece karanlık büyüyordu. Ellerini yumruk yapıp derin bir nefes almaya çalışırken, bedenindeki güç sanki yerle bir olmuştu. Parmak uçlarındaki titreme, kaslarının derinlerde nasıl çözüldüğünü, gücün yavaşça süzüldüğünü fısıldıyordu.
“Ne oluyor bana?” diye mırıldandı. Dudağı hafifçe titredi; elleri minik zincirler gibi hissediliyordu. İçindeki sistemin, o keskin varlığın dahi titremesi duyulur gibiydi.
Bir anda, aklından geçerken yere çakıldı. Dizleri titriyordu; nefesi boğuklaşmıştı.
“Gitme…” sesinin içinde korku vardı. Ancak bu korku, sadece bir insan korkusu değildi. Ani bir ihanetin ve oyunbozanlığın ta kendisiydi.
Karanlık şimdi ağzını açmış, Eren’i sindirmek için bekliyordu. Öyle anlaşılıyordu ki, o kapı sadece bir geçiş değil, aynı zamanda o geçişte yaşamı kemiren bir kara delikti.
*
Toprağın sert soğukluğuna yapışan dizleri üzerinde otururken, Eren tozlu havayı soluğuyla karıştırdı. Böyle zamanlarda, hayatın elle tutulamazlığını, güçsüzlüğün çıplak yüzünü iliklerinde hissediyordu. Gecenin uykusuzluğunda olduğu kadar gerçekti bu.
Kafasının içinde fısıltılar yankılanmaya başladı. Güç istemiyordu, hayatta kalmaya çalışıyordu.
“Vazgeçme, Eren. Gücün senin içinde değil, belki de yanında saklı,” diye duydu kulağında tiz bir ses. Ama gerçek miydi? Yoksa zihni ona oynayan tuzak mıydı?
Başını kaldırdı, yere serilmiş gri taşlara baktı. Çok uzaklarda, şehrin ışıkları karanlığın içinde titreşiyordu. Kendi içindeki karanlık ise bir sis gibi genişliyordu; sarmalayarak boğuyordu.
Bir gölge yaklaştı aniden. O kadar sessizdi ki, ama o adımlar kadar ağır, o nefes kadar soğuktu. Eren hemen doğruldu.
“Beni buldun.” Ses delik deşik bir kemikten çıkıyormuş gibiydi.
Eren arkasına dönmedi, sesin sahibini görmek istemedi. Ama o, Murat Kaan’dı.
Ufak bir tebessüm yükseldi Murat’ın dudaklarında. “Karanlığın içinde kaybolmana izin vermem. Çünkü bu güç, doğru ellerde olmalı.”
“Doğru ellerde mi?” Eren’in sesi karanlığın içinde inceldi. “Benim ellerimde değil artık. Biliyor musun? Gücüm sızıyor, kayıyor elimden…”
Murat’ın gözleri bir an parladı. “Bu, başlangıç. Karanlık seni seni tamamen alsa da, sonunda diz çökeceksin. Benim kurallarımda.”
Eren, yavaşça gözlerini kısmaya zorlandı. İçindeki çekirdeğin yanmayı sürdürdüğü o garip yerde, sanki bir bıçak saplanmış gibiydi. Karanlık ve güç, birbirini parçalıyor, onu kendi içinde eriten bir dervişin ateşi gibi.
“Bırakmıyorum, Murat... Bu sefer vazgeçmeyeceğim.”
“Tamam,” dedi Murat, daha da yaklaştı, nefesi ensesinde soğuk rüzgar gibi kaldı. “O zaman düş.
Sadece düşmeyi unutma, Eren. Çünkü yerçekimi, karanlığı seçene kanat açar.”
*
Eren döndü, karanlık tekrar onu yutmaya başladı. Sürekli içindeki seslerin çığlıkları büyüyordu. Artık kırgınlık değil, krokodil gözyaşları döküldü yanaklarından.
“Sistem...” diye fısıldadı. O karanlığın içinde anahtarlardan biri o olmalıydı. Kendine yürüyerek döndü. İmlemler, görevler, yükselişler; kızgın bir ateş eşliğinde gözlerinin önünden kayıyordu.
Ama o bir şeyden emin değildi artık.
Kendi gücünün karanlıkta yattığı bu an, onun için bir hapsi, yok oluşu müjdeliyor muydu, yoksa bambaşka bir dönüşümün ilk kıvılcımı mıydı?
Bir adım attı ve yere yığıldı.
Bir el aniden onun kolunu kavradı, buz gibi. Gözlerini açtı ve …
Kendini, Murat’ın kararına boyun eğen, boynunu bükmüş biri olarak mı yoksa karanlığın kendisine bir sırrı fısıldayan yeni bir form olarak mı görecekti?
“Seni bu karanlıktan çıkaracak güç—” Murat’ın sesi buz gibi karanlıkta kayboldu.
Ama Eren’in aklında sadece tek bir soru vardı:
Bu karanlığın etkisinden kurtulabilecek miyim?
Ve tam o anda, kapının ardındaki karanlık derin bir nefes çekti.
*
Bölüm Sonu