NoveliqaSeviye Atlayan Karanlık / Dernek İçindeki İhanet :0%
Log in

Chapter 11

Dernek İçindeki İhanet

Adımların üzerinde yankılanan ayak seslerim, şehir gürültüsüne karışırken bile sözleri çınlatıyordu kafamda: "Karanlığın mücadeleyi kazanmasına mı izin vereceksin?" O an, soğuk bir gölge gibi boğazıma çöktü. Göğsüm her darbeyle biraz daha sıkışıyor, içimde biriken ağırlık nefesimi daraltıyordu.

Beton duvarlar arasındaki hava, çoktan ağzıma dolmuş tozdan ve terden ağırlaşmaktaydı. Ellerim titriyor, ama bu titreme korkudan değil, öfke ve belirsizliğin verdiği korkunç gerilimden… Kendime sessizce yemin ettim: “Pes yok, Eren. Daha yeni başlıyor.”

*

Derneğin kapısına vardığımda, metalin soğukluğu elimde buz gibi hissedildi. Kapının önünde duran güvenlik görevlisine kısa bir baş selamı verdim, yukarıdan aşağıya süzülürcesine bakışlarımı hissettim. Bazıları göz kırpar gibi bir bakış atarken, bazıları saklı hesaplarla dolduruyordu gözlerini. Bu dernek, sırların ötesinde karanlık bir ağı gizliyordu ve ben o ağın içine adım atmıştım.

İçeri girdiğim anda, klimaların uğultusu cılız bir uğultuya dönüşüyordu. Salonun ortasında, korkunç bir gerginlik vardı. İnsanlar, sessizce birbirlerine bakıyor, hesaplaşmalarını yükseltmeden birbirlerine meydan okuyordu.

Kafamı kaldırdım, bir an için o tanıdık yüzü aradım kalabalıktan: Murat Kaan. Ama orada yoktu. Bu, daha da tehlikeliydi.

O sırada, Ceyda’nın fısıltısı kulağıma çalındı. "Birileri derneğin içinde, onun adamları hareket halinde."

Başımı yavaşça döndürdüm. Ceyda’nın yanındaki genç adam, gözlerindeki paranoyayla etrafı kolaçan ediyordu.

“Kimseye güvenme, Eren… Emniyet içinde olduğumuzu sanma,” dedi biraz daha yüksek sesle, kelimeleri neredeyse çatlıyor, yutkunuyordu. "Geçen hafta içeride biri bize ihanet etti. İhanetin kökü, dışarıdan düşündüğümüzden daha derin."

İçime buz gibi bir soğuk yayıldı. O ihanet neydi? Kim, hangi yüzle, hangi maskeyle bu derneği içten çökertiyordu?

*

Dar koridorların bir köşesinde, karşılıklı bakışan birkaç kişi arasında bir sessizlik vardı. Sonra biri sırıttı zoraki, gözünde sinsice bir parıltı. Hüseyin, Murat Kaan’ın en kudretli adamlarından biri, beni görünce sahte bir dost edasıyla yaklaştı.

“Eren, bekliyoruz seni,” dedi alçak bir tonda, “Derneğin işleri seni de aşacak.”

Gözlerimin içine bakarken, yüzündeki o kaygan gülümseme, kelimelerinden çok daha fazla şey anlatıyordu.

“Öyle mi? Peki nasıl aşacak? Bana söyle, Hüseyin. Yoksa bu işlerin içinde bir başka plan mı dönüyor?”

Sorduğumda, cevap vermedi. Hatta bir anlığına yüzü değişti, derin bir nefes aldı, ağız kenarı titredi. Sonra dönüp uzaklaştı, hızlı adımlarla koridorun aşağısına doğru kayboldu.

O an anladım. Bu sadece bir ihanet değil, bir sokak kavgası değil. Bu, gün yüzüne çıkmamış bir savaşın ön provalarından biriydi. Ve Hüseyin, bu savaşın içinde oynayan bir piyon.

*

Bir odanın kapısından hafifçe sızan ışık, içeriden gelen fısıltılı konuşmalarla birleşince dikkatimi çekti. Yavaşça yaklaştım, sessizce kapıya doğru kulak verdim.

“Plan tamam,” dedi bir adamın sesi, soğuk ve kesin.

“Savunma hatlarını delmeliyiz. Eren’i köşeye sıkıştırmanın zamanı geldi,” dedi bir diğeri, daha yaşlı, kararmış ses tonuyla.

“Bu, Murat Kaan’ın talimatı. Kendi halkıyla başlayacak zemin kaydırma,” fısıldadı başkası.

Öfke ve hayranlık, şaşkınlık ve korku dalgalandı içimde. Murat Kaan, kendi derneğindeki adamları kullanarak bana karşı bir ağ örüyordu. Savaş sadece dışardan gelmiyordu, içerideki ihanet zehiriyle sızıyordu.

Kapı hafifçe aralandı. İçerideki üç adam ellerini ceplerine sokmuş, soğuk bir hesaplaşmayı planlayan devasa bir oyun kuruyorlardı. Ben orada dururken, farkında olmadan kendi hapisini örüyorlardı.

Gözlerimi kısarak adımlarımı geri çektim. Bu oyunun içine düşmemeye çalışacağım, ama işin aslı neymiş öğrenmeden çıkamam buradan.

“İhanet… bu hangi planın parçası?” diye fısıldadım kendi kendime.

*

Gölgeler arasında uzun bir sessizlik vardı; fakat o sessizliğin içinde, davet edilmeyen kâbuslar fısıldanıyordu.

Dernek, adeta bir kale gibiydi; ama surların içinde çürüyen topraklar, sonradan keşfedilen zehirli bir kök gibi yayılıyordu.

Ve ben, Eren Demir, bu kokuşmuş toprakların altında kalan sırları kazmaya kararlıydım.

Ama bir yandan da, sorular önümde set çekiyordu.

İhanet, sadece bir taş mıydı, yoksa devasa bir satranç oyununun ilk hamlesi mi?

Ve Murat Kaan neden, kendi adamlarını karşıma çıkarıyordu?

*

Ayak seslerim bir kez daha derneğin taş zeminine vuruyordu. İnanmak istemedim ama adetleri değişmişti artık. Karanlığın rüzgarı sadece dışarıdan değil, içeriden de esiyordu. Derneğin kalbinde atıyordu, geçtim her duvarın ardından.

Bir an için arkamdan bir tereddüt fısıltısı duyuldu.

“Eren…”

Başımı çevirince, Ceyda önümdeydi; yüzündeki endişenin içinde küçücük bir umut ışığı yanıyordu.

“Biliyorum... Çok tehlikeli sulara girdin ama… yalnız değilsin.”

Göz göze geldiğimizde, ortada dönen karanlık içinde küçük bir direnç kıvılcımı vardı.

Fakat kapı aniden hızla açıldı. Geri çekilir çekilmez, o tanıdık soğuk ve derin ses salona yayıldı:

“İhanetin tam olarak hangi planın parçası olduğunu öğrendiğinizde, hepinizi çaresiz bırakacak.”

Ve bu sözle birlikte... kapı keskin bir şekilde kapandı.

*

Karanlık içinde, donuk bir sessizlik vardı. Gözlerim kapanacak gibi ağırlaştı. O an anladım ki, gerçek savaş şimdi başlıyordu.

Ve bu savaşın kazananı, sadece en karanlık şeyi kucaklayabilen olacaktı.

---

Bölüm Sonu