NoveliqaPatronun Gizli Varisi / Yeni Dostlar, Yeni Tehlikeler :0%
Log in

Chapter 4

Yeni Dostlar, Yeni Tehlikeler

Kasetin son cızırtısı kesildiğinde oda, aniden soğuyan bir kemik gibi sustu.

Lale, defterine çektiği çizginin ucunda parmaklarını bir an için birbirine kenetledi. Sesin son hecesi—"Onu durduramadım."—duvarlarda bir yankı gibi dönüp duruyordu. Kuru bir çay bardağı kenarda buharını kaybetmiş, pencereden sızan yağmur şeridi camı boyunca aşağı doğru avuç içi kadar parlak izler bırakmıştı.

Nefesi, boğazında iğne gibi bir acı bırakarak düştü. Kulağında annesinin sesi, taze bir yara gibi. O sesi duymak koridordaki kapıları, mürekkep lekelerini, hiç açılmamış bir dosyanın sarkık köşesini yeniden anlamlandırıyordu.

Yarın atölye, diye fısıldadı kendi kendine. Söz, bir dua gibi takıldı dudaklarına; aynı zamanda bir plan.

Sabahın ilk ışıkları, İstanbul'un ıslak sokaklarını metalik bir parıltıya boğarken Lale, tramvayın camına dayanan alnıyla şehrin solgun yansımalarını takip etti. Rüzgâr, montunun yakasını ters çevirdi. Ayakları alıştığı taşlara bastığında kalbinin ritmi biraz daha hızlandı; gizli mirasçı kimliğinin ağırlığı, kumaşın altında bir çelik parçası gibi sabahı deliyordu.

Karaca Endüstri'nin arka girişinde bekleyen güvenlik kapısı, paslanmış çelikle yağmur suyunun tuhaf kokusunu birleştiriyordu. Atölye kapısından içeri ilk adımını attığında metalik cızırtı, kaynak kıvılcımı ve ağır makinelerin monoton vızıltısı onu karşıladı. Hava, içeride dışarıdaki soğuktan daha yalıtılmış ve yoğun; yağın, temizleyicinin ve taze kesilmiş sacın kokusunu taşıyordu.

"İyi geldin Lale!" Ece'nin sesi, atölyenin kalabalığının arasından bir iple çekilmiş gibi geldi. Ece, küçük bir tezgahın önünde uzun saçlarını başının arkasına savururken çelik bir penseyi ustalıkla tutuyordu. Gözleri çakmak kıvılcımlarından daha parlaktı; yüzünde çabuk ısınan bir samimiyet vardı.

"Sabah," dedi Lale, dudaklarını kıvratarak. Yüzünde uyanmanın verdiği hafif bir dalgınlık, bir şeyden sebep daha dikkatli bir ifade.

Ece, Lale'yi bir çırpıda inceledi. "Gece mi çalıştın yine? Saçların o halle miydi? Neyse, kahve mi istersin? Hakan bugün sabah erken geldi, çay yaparız."

Hakan, omuzlarına yapışmış demir talaşlarıyla yanlarından geçerken Lale'nin dikkati, kişinin ayak seslerine; insanların nefes alışlarındaki değişimlere kaydı. Ekip küçüktü ama birbirine bağlı; onlar işin mekanik hafızasını taşıyanlardı. Lale, bu hafızanın içinde bir yer kazanmaya çalışıyordu. Her yeni arkadaşlık, ona hem güven hem de yeni bir risk penceresi açıyordu.

Öğle molası yaklaştığında Ece, Lale'yi kolundan çekti. "Burası boğuyor," dedi fısıltıyla. "Gel, biraz hava alalım."

Dışarıda yağmur bir ara dinmiş, asfaltta parlak lekeler bırakmıştı. İkisi inatçı bir yalnızlığın üzerine çöreklenmiş gibi duran bir sokağa çıkıp sıralı binaların gölgelerine sığındı.

Ece aniden durdu. Gözleri bir parça şeyden kaçırır gibi hafifçe göğe baktı; sonra Lale'ye doğru eğildi. "Sana bir şey söyleyeceğim ama..." sesi alçaldı. "Bunu konuşurken birileri duyabilir."

Lale, nefesini tutup cebindeki küçük not defterine el attı. Ece girmiş çekmecelere, raflara bakmanın yollarını biliyormuş gibi konuştu. "Arşiv var ya, hatırlıyor musun? Eski evraklar… Genelde kimse bakmıyor. Bugün idari bölümdeki Malzeme İdare Defterleri'nde bir kutu olduğunu gördüm. Üzerinde '2008-2009 - İptaller' yazıyordu. Seninle aynı gün seni görür görünmez aklıma geldi."

Lale'nin kalbi bir kere daha çakıldı. 2008—o yıl. Annemin adıyla ilişkilendirdiği, kaburgaların arasına saplanan o tarih.

Ece, sözünün peşini bırakmadı. "Çat kapı gitme derim. Ben öğleye doğru müdürün kapısını çalacağım; iki dakika dalacağım, bir şey soracağım. Sen arşivde hızlıca göz at. Eğer bulursan bana haber ver. Tamam mı?"

Plan basitti; risk görece küçüktü. Ece, mesai arkadaşlarınca seviliyordu; dikkati dağıtmak onun için kolaydı. Lale, bir an düşündü; sonra annesinin sesi tekrar kulaklarında titreşti: "Onu durduramadım." Bu sefer bir cevap gerektiğini hissetti.

İdari arşiv rüzgârı kesmiş bir depo gibiydi. Tozlu raflar, tarihleri bir arada saklayan kutularla doluydu. Nem, kağıtların köşelerini hafifçe dalgalandırmıştı; arada bir kekik gibi kurum kokusu vardı. Lale, eldivenleri olmadığı halde bir kutuyu çekti; içinden çıkan karton zarfların kenarları sararmış, mürekkep lekeleri yılların ağırlığını taşıyordu.

Kutuların etiketleri arasında gezindi; tarihleri, dosya numaralarını birbirine arayıp bulmaya çalıştı. Kalbi hızla atıyor, her titreme parmak uçlarına yansıyordu. Bir zarfın üzerindeki tarih, nefesini kesmesin mi kesiyor: 03.07.2008—o gün, yıllar sonra bile bir parmak izi gibi.

Ellerinin titremesini zor bastırarak zarfı açtı. İçinden resmi, raporlar, bir miktar resmi yazışma çıktı. Resim, anne—şoför koltuğunda başı hafif yana eğik, çiçek çiçeğe bir iz vardı. Belleğinin bir deliğine o an sokulan bir çivi sancılandı.

Raporlardan biri, bakıma ilişkin bir döküm gibiydi. Araç: Yılmaz Nakliyat, Plaka: 34-… Bir kısım mühendis raporu, diğeri ise şirketin iç yazışmasıydı. Lale, gözlerini kağıttan ayıramadan hızla okumaya başladı. Satırlar arasında kayarak bir kelime takıldı: "İhmal".

Satırın altındaki el yazısı, baştan sona ince ve kararlıydı. Lale, satırı izlerken bir damla ter alnından süzülüp üzerinden süzüldü. Metin, aracın frenine dair, birkaç gün önce yapılan bir tamirin belgelenmediğini söylüyordu. Sonrasında gelen not ise daha da soğuk bir dalga gönderdi: "Talimat: Planlanan bakım ertelemek; gereksiz maliyet" ve imza.

İmzanın baş harfi, gözünü çaktı. D… Harfi bir damga gibi sözün bağlandığı yerde durdu. Sonraki harfler ise tanıdık—hızlı bir bakışta tanıdığı bir simetri. Lale'nin elleri dondu. İmzanın altında, kırmızı bir mühür vardı; mührün ortasında küçük, neredeyse silik bir logo. "Karaca Yönetim Kurulu" yazıyordu.

Yüreği bir kuş gibi kanat çırptı. Bir imza, bir mühür—koca bir şirketin resmi doku içinde kaybolmuş bir emir. O emir, otomobillerin bakımını ertelemiş; bir kaydırma, bir eksik adım ve bir gece. Annemin hayatını almış o gece.

Lale'nin düşünceleri bir kırık ip üzerinde sallanıyor gibiydi. Ece'nin yüzü, öğle molasındaki gülüşü, Hakan'ın şakaları—hepsi şimdi farklı bir ışıkta parıldıyordu. Demir Karaca'nın soğuk portresi, şirket panosunun en solundaki fotoğrafla yeniden anlamlandı. O imzanın D'si, Demir ile örtüşüyordu.

Ama bir an tereddüt—imza gerçekten ona mı aitti? Mührün izi, belki bir takdir damgasıydı, belki yalnızca o günkü bir bölüm müdürünün. Lale, mantıklı olmaya zorladı kendini. Soluk bir mantık, ama yine de mantık: Belgeyi tek başına kanıt olarak kullanmak tehlikeliydi. Ama belge oradaydı. Yazılmış, mühürlenmiş, tarihli.

Kalbi öyle bir hızlandı ki sanki kendi göğsünü bir kapakla kapatıp onu duvara çarpıyordu. Annesinin sesinin son cümlesi kulaklarında yeniden yankılandı. "Onu durduramadım."

Lale, dosyanın kenarını sertçe tuttukça parmak ucunda kağıdın tüyleri dişlerine batıyordu. Gözleri satırdan satıra kaydı; her kelime onu daha da ileriye, daha da derine çekiyordu. Mühürlü yazının altındaki küçük not: "Bakım 03.07 ertelendi - Yönetim talimatı ile." ve altında el yazısı, "D.K."

Tam o anda, bir gölge kapının önünde belirip durdu. Arşiv odasının lambası bir an için titredi, sonra yeniden parladı. Lale, kendini öne atıp dosyayı içeri doğru çekti; kalbinin sesini kulakları çınlatıyordu.

Kapı eşiğinde Ece duruyordu. Yüzünün sağ tarafı gölgede kalmış, gözleri bir şey söylemeden bir şey soruyordu. "Ne buldun?" diye sordu Ece, sesi aynı zamanda endişeli ve acelesi varmıştı.

Lale, imzanın bulunduğu sayfayı gizlemek istercesine kollarını dosyanın üzerine örttü. Gözleri Ece'nin gözleriyle çarpıştı. Sorgulayan bir ateş vardı orada; bir kor gibi, bir güven gibi.

Sadece bir an sürdü, ama o an içinde Lale anladı: Bu yalnızca bir bakış değildi. Bir adım daha atılmıştı; annesinin ölümüyle iş yerinin perdesi arasında bir ip bulunmuştu. İp, şimdi onun elindeydi. Kesilip de atılmadan hemen önceydi.

"Belki de… belki de yanlış bir şey buldum," dedi Lale. Sesi titrekti ama sözcükler bir yalvardı. "Hemen... hemen bir bakış, sonra geri koyarım."

Ece, dosyayı itmek ister gibi ellerini biraz öne uzattı; yüzünde bir savaş vardı—merak mı, sadakat mi ağır basmalı? O esnada arşiv kapısının koridor tarafından gelen ayak sesleri hızlandı. Uzakta birinin telefon çaldığını duydular; sesi adım adım yaklaşıyordu.

Lale, derin bir nefes aldı. Bir el hareketiyle dosyayı daha da kapattı, içindeki sayfaların bir köşesinden hafifçe bakabildi. İmzanın D'si, mührün keskin çizgileri hala gözüne kazınmıştı. Bir yaprak daha çevirdi; altındaki not ise daha küçüktü ve birkaç kelime bir çarpıklık hissi verdi: "Sigorta kapatıldı; kaza olarak raporla."

O anda koridordan gelen ayak sesleri hızla genişleyip kapının önünde dondu. Lale, nefesini içeri çekti; bir gölgenin sesi, bir odam gibi hissedildi. Ece'nin iki dudağı arasından çıkan sessizlik, bir bomba pimini çekmiş gibiydi.

Kapının kolu hafifçe döndü. Lale, dosyayı göğsüne bastı; kağıtların soğukluğu, avuçlarında yanık maden gibiydi. Gözlerini kapıya dikti. Gelen kişi kim olursa olsun, şu an dünyasının merkezindeki gerçeğe bir adım daha yaklaşmıştı.

Ve tam o anda—kapı ardına kadar açıldı.