NoveliqaÖlümsüzlerin Gölgesinde: Ruhların Yükselişi / Vücudun Çöküşü :0%
Log in

Chapter 8

Vücudun Çöküşü

Kağan’ın ciğerlerinden yükselen nefesi, geceyi delip geçen keskin bir ıslığa dönüşmüştü. Her bir soluk alışında, sanki kendi kanı vücudunda ağırlıkla akan bir demirleşme başladı. Ellerini titreyerek karnına bastırdı, soğuk terler incecik sırtından akıyordu. Lanetin karanlığı, şakaklarına sarkıyordu; gözlerinin çevresinde gizlenen gölgeler daha keskin, daha derinleşmişti.

Ayağa kalkmaya çalıştı, bedeni alaycı bir inatla karşılık verdi. Bacakları, daha önce hiç hissetmediği ağır bir yükün altında kıvranıyordu. Dizlerinin titremesi, dengeyi sağlama mücadelesinde ritmik bir ezgiye dönüşmüştü. Kağan, inadına dimdik durmaya çalıştı ama vücudu neredeyse iplerinden kopmuş bir kukla gibiydi.

“Bu... bu ne böyle?” diye fısıldadı kendi kendine. Sesinde kırılmalar vardı. Sarkık havada nefesinin sesi çıtırtılarla yankılandı, yayılan soğuk hava gözyaşı gibi tükeniyordu ciğerlerinden.

Yatak odasına, küçük masanın üzerine yığılan eşyaların arasından eski, yıpranmış bir şişe aldı. Üzerinde titreyen parmakları, kapağı çevirdiğinde mantarın çıt sesi uzunca sürdü sanki. Bir yudum aldı, ama su içmeye hala gücü yoktu; midede anlık bulantı sardı. Şişeyi kapıp masaya bıraktığında bile elleri istemsizce titriyordu.

O an, bedeninde yankılanan o soğuk çözüntüyü daha da iliklerinde hissetti.

Karanlık bir pus sürükleniyordu damarlarında.

*

Sokağın dışındaki rüzgar, eski tapınağın taş duvarlarına çarparken uzaktan derin bir uğultu getirdi. Dışarıda gece yavaşça kemiklere işleyen bir sessizliğe bürünüyordu. Kağan, küçük odanın köşesine çömeldi. Dizlerini göğsüne çekmiş, alnını dizlerine yaslamıştı. Karanlığın ağırlığı neredeyse fiziksel bir cisme dönüşmüş gibiydi. İçinizden bir ses, “bitiyorsun” diye fısıldıyordu.

Aniden gözlerini açtı. Sol eliyle acıyla kendine yaslandı, kalbindeki ritim düzensizleşmişti. Göğsü öfkeyle kalkıyor, nefesi kesik kesikti. “Yorulmak… buna hakkım yok” dedi dudaklarının arasından; keskin bir yemin gibi.

Ama vücut, her zaman ruhun emrindeydi, değil miydi?

*

Çömelmiş vaziyette, kafasını kaldırıp duvara yapışan ay ışığına baktı. Taşların soğuğu, tenine işledi. Dış dünya bir savaş alanıydı; Varys’in sinsiliği, gölgelerin ardındaki hain planlar hepsi daha keskin, daha yakıcıydı. Ama asıl acı, en derinde, kendi bedeninde kopuyordu.

O anda kapı hızla çarptı. Kalbi ağzına doğru zıpladı. Beş yıl önceki o son geceden sonra, ardında kalan suskunlukta bile duymadığı kadar büyük bir gürültüydü.

“Kağan!” Ses tonu ürkütücü bir aceleciliği barındırıyordu.

Pencerenin ardından, ince gölgeler süzülerek odaya girdi. Gözlerindeki karanlık, kendi karanlığını görüyormuş gibi parlıyordu.

Kağan, zor da olsa doğruldu. Dizlerindeki titreme tüm vücuduna yayıldı. “Kim o?” diye zor duyulan bir haykırışla sordu.

Kapı aralandı. Gölgeler arasında sararmış yüzüyle Leyla beliriverdi, endişeyle dolu gözlerindeki korku okunuyordu.

“Sana yardım etmeliyim,” dedi düşük bir sesle. “Ama bunu birlikte yapacağız. Vücudun… çöküyor.”

Kağan, onu dinlerken ciğerlerinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. “Yılmam… ama bunu durdurmalıyız. Lanetin beni yemesine izin veremem.”

Leyla yavaşça yanına gelip elini hafifçe Kağan’ın omzuna koydu. Elleri donuk, ama varlığı güven vericiydi. Karanlıkta birbirlerine tutundular; sanki bundan sonrası, en azından bir arada dayanacakları bir yoldu.

*

Ancak, vücudundaki zayıflık ölümcül bir tehlike yaratıyordu.

Birden, Kağan’ın göğsü keskin bir sancıyla yıkıldı.

Sandalyeye çarpıp çöktü.

Yüzü solgun, dudakları morarmaya başladı.

Leyla’nın sesi, çığlığa dönüştü:

“Kağan! Kalk, lütfen!”

Ama o, gözlerini kıramadan yere kapaklanırken… bedeninden yükselen lanetin karanlığı, odanın içinde derinleşmeye başladı.

Ve o karanlık, artık eski gücünden çok daha vahşi, çok daha acımasız hâle gelmişti.

---

Bölüm burada kesiliyor.

Kapının ötesinde, sessizce bekleyen başka bir karanlık var. Ölümsüzlüğün sırrı, artık çok daha pahalıya mal olacaktı. Kağan’ın hayatı kadar… ruhu kadar.