Chapter 6
Kapının üzerindeki sessiz tıklama, Kağan’ın beyninde bir savaş başlatmıştı. Her adımı, kalbinin ritmiyle hizalanmış, ayak sesleri külçe demir gibi ağırlaşmıştı. Adım adım yaklaşıyor, ancak ayrıntılar keskinleştikçe anlıyordu; bu yer, sadece taşlardan ibaret değildi. Burada, her yüzey, her gölge, binlerce yıllık sırları fısıldıyordu.
Kağan avuçlarını hafifçe terletirken, parmak uçları kapının üzerindeki kabartmalı sembollere değdi. Soğuk taş, onun teninde adeta canlıymış gibi titriyordu. Metalden yapılmış eski bir anahtar deliği yoktu; giriş, daha karmaşık bir bilmeceydi. Elleriyle yüzeyi taradı, eski dillerde kazınmış yazıtların içinde gizlenmiş anahtarı arıyordu.
Birden, yazıtlardan biri gövdesinde hafif bir titreşim yaydı. Kağan gözlerini kısarak sembolleri taradı; “Sürekliliğin korkusu, yüreğin en karanlık anında açar kapıyı.” Duyduğu cümle hafifçe yankılandı kulaklarında, bir bilmece mi yoksa uyarı mıydı?
“Gerçek ölümsüzlüğün sırrını, korkularını yenen bulur...” fısıldadı kendi kendine. Bir an durdu. Kaybetmekten değil, yenilmekten korkuyordu. Derin nefes aldı, avcunu sıkıp yeniden kapıya yöneldi.
Yavaşça, sembollere dokunduğu parmaklarını belli bir düzen içinde hareket ettirerek, minik bir döngü çizdi. Yüzey, alttan altta, sessizce gıcırdadı; taş parça hafifçe çözüldü ve gizli bir mekanizma harekete geçti. İçeriden demir dişlilerin döndüğünü, tavanın hafifçe titreştiğini hissetti.
“Tamam...” derken dudaklarını ısırdı, gözlerindeki ateş alev aldı.
Fakat o anda aniden, tapınağın kendi kendine nefes alıyormuşçasına sessizliği bozuldu. Kapının tam ortasında, üzerindeki sembollerin içinden ince bir çizgi mavi bir ışık halinde yükseldi. Karanlığın içinde dans ediyor, havadaysa görünmez bir gerilim oluşturuyordu.
Kağan’ın kalbi daha hızlı çarptı. O an, ellerini kapıdan çektiğinde, yerdeki taş döşemenin bir kısmı hafifçe gözüktü – adeta bir çukur gibi açılıyordu. Ama bu çukurdan değil… içinden fısıltılar yükseliyordu. Daha çok kadim bir varlığın boğuk öfkesi gibiydi sanki.
“Bu bir tuzak...” Kağan fısıldadı, dünya bir anda daralmıştı. Arkasını döndü. Arkasında, rüzgarın uğultusuyla birlikte eski tapınağın taşları çatırdadı. O karanlık yerleşke sanki uzun zamandır uyuyan bir devin uykusundan yeni uyanmasını simgeliyordu.
“Geri çekilmen mümkün değil artık,” söyledi kendi kendine. “Bir seçim yapmalısın. Ya buraya girip o sırrı alacaksın ya da son basamağında yenileceksin.”
Adımlarını sıklaştırıp, tekrar kapıya yaslandı. Bu sefer ellerinin basıncını arttırdı. Yüzey hafifçe esnedikçe, mekanizma hızlandı. Son bir kez parmağını sembollerin ortasındaki hareketsiz taşa bastı ve içeriden derin bir inleme sesi yükseldi.
Tam o anda, mavi ışık birden alev gibi yükseldi ve göz alabildiğine büyüyen ateşi bir anda donuk, buz gibi bir karanlığa bıraktı.
Kağan nefesini tuttu; o karanlık içinde, tapınağın kapısının tam ortasında, yere gömülü eski yazıtlar harekete geçti: Kadıın birdenbire açılan taş penceresinden içeriye buz gibi soğuk bir rüzgar geldi. Sanki ölümün nefesiydi.
Ama daha şiddetli olan şey, sessizliği delen o mekanik tıkırtıydı. Zeminde gömülü taş plakaların ardında gizlenmiş bir düzenek harekete geçmişti.
“Buradan sonra...” dedi Kağan, kendi kendine. Gözlerinden çıkan ateş, içindeki azmi koruyor, kararlılığı sağanak halinde artıyordu. “Buradan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Kilin, tapınağın sırlarını korumak için hazırladığı ölümcül tuzak, yavaş yavaş canlanıyor, Kağan’a doğru sinsice sürükleniyordu.
Ve o an kapının önünde, ilk tuzak tetiklendi.
Birden sağ yanındaki taş levha hafifçe kaydı, yerinden fırlayan ince, zehirli mızraklar havada parlamakta, Kağan’ın cildini deler gibi hızla ona doğru süzülmekteydi.
Kağan yerde yuvarlanarak mızrakların arasından sıyrıldı, taş tozu falağan düşerken, nefes nefese durdu. Ama bilinci ona fısıldıyordu: “Daha yeni başladın. Her adım, yüzlerce ölüm demek burada.”
Ayağa kalktı, gözlerini karanlık içerde gizli yeni tehlikelere dikti ve sessizce mırıldandı:
“Ölümsüzlük bunu gerektirir; cesaret, akıl ve güç...”
Ve tam o anda, tapınağın kapısında, yerde yanan eski sembollerden birinde, kıvılcım gibi hafif bir alev başladı. Karanlık büyüdü, tuzaklar daha da hızlandı.
Ölümün nefesi, Kadim Tapınağın Kilidinden içeri doluyor, Kağan’ı hakikatle yüzleştiriyordu.
---
Bölüm burada kesiliyor. Kağan, tuzakların ortasında, daha büyük bir bilinmezliğe doğru ilerlerken, okuyucu nefesini tutacak. Gerçek sınavına daha yeni başlamıştır.