NoveliqaÖlümsüzlerin Gölgesinde: Ruhların Yükselişi / İhanetin Tohumları :0%
Log in

Chapter 5

İhanetin Tohumları

Ay ışığı, ormanın meşakkatli nefeslerinde titreyerek Kağan’ın yüzüne süzüldü. Soğuk gece, göğsünde ağır bir taş gibi oturuyor; her nefes alışında sanki içindeki karanlık biraz daha derinleşiyordu. Parmakları, sertçe kenetlenmiş yumruklarda hafifçe titriyordu; çünkü aklının en karanlık köşelerinde bir düşünce yankılanıyordu: Hain... hain sadece bir düşman değil, en yakınımdı.

Toprağın hafif nemli kokusu, yaprakların hışırtısı arasına karışıyordu. Uzaklardan gelen geyik çığlığı, sessizliği delip geçen tek canlıydı. Ama Kağan için gece artık sessiz değildi. İçinde kopan fırtına, dışındaki huzuru paramparça ediyordu.

*

Kampta salınan kamp ateşinin çıtırtısı, dostlarının hafif mırıltılarına karışırken Kağan, gözlerini çevirdi ama kimse onun derinlerde hissettiği çelişkiyi fark etmiyordu. O gece, en yakın dostu Mert’in hareketlerinde gizli bir sarsıntı vardı; Kağan’ın gözleri onu yakalamıştı. Mert, ateşin yanında otururken ellerini gere gere, sürekli bir şey gizliyormuşçasına ürkekçe çevresine bakınıyordu.

Kağan, yanına yaklaştı. “Ne oluyor, Mert? Gecenin bu saatinde neden bu kadar huzursuzsun?”

Mert, saniyeliğine göz göze geldi, ama ardından bakışlarını yere kaçırdı. “Hiçbir şey, sadece... fazla düşünüyordum.”

Ama Kağan, yalanı duyabiliyordu. Mert’in sesindeki çatlak, sözcüklerin arasındaki kusur, bir sırra işaret ediyordu. Kardeş gibi bildiği adamın içten içe değiştiğini fark ediyordu artık.

“Bana söyle. Ne var üzerindeki yükte?” diye ısrar etti Kağan, sesini düşürüp.

Mert kaçınılmaz olanı fark etmiş gibiydi, küçük bir tereddütle dudaklarını araladı: “Kağan… uzun zamandır bir şeyi saklıyorum. Bu yük giderek büyüyor, affet beni ama artık dayanacak gücüm kalmadı.”

Kağan’ın kalbinde bir zonklama daha başladı. “Nedir o?” dedi, nefesini tutarak.

Mert derin bir nefes aldı, gözlerini ateşe dikti. “Bir mektup aldım geçenlerde. Seninle ilgili. Kimden geldiğini tam bilmiyorum ama içi… karanlık bazı gerçekler barındırıyor.”

Kağan, hafifçe geri çekildi. Omuzlarına çöken şey sadece gece değil, bu sözlerin yarattığı soğukluktu. “Göster bana,” dedi, sesi sertleşerek.

Mert, cebinden hafifçe buruşmuş, eski bir kağıt çıkardı. Kağan’ın parmakları titrerken mektubu aldı, kağıdın üzerinde beliren mürekkep lekeleri, tanıdık bir el yazısını taşıyordu. Kalbi bir anda yüzünden uçup gidecek gibiydi. Çünkü o yazı…

Varys’in yazısına aitti.

Gecenin sessizliğinde, Kağan’ın gözleri mektubun sözlerinde takılı kaldı:

"Ne kadar da körsün, Kağan. En yakın bildiğin adamlar, aslında karanlığın bir parçası. Gerçek hainin kim olduğunu öğrendiğinde bir daha asla gözlerine inanamayacaksın."

O anda, kampın etrafındaki gölgeler daha da derinleşti. Kağan’ın dudaklarında fısıltı gibi döküldü: “Mert, sen bana yalan mı söyledin?”

Mert’in çenesi titredi, gözleri alev alev. “Benden vazgeçme, Kağan. Hayatta kalmak için yapmam gereken her şeyi yaptım.”

Fakat Kağan, dostunun gözlerindeki o eskimeyen sıcaklığı artık tanıyamıyordu. İhanetin tohumu, sessizce çatlamaya başlamıştı ve her bir kırılma, kaderinin iplerini daha da sıkıyordu.

Ve tam o anda, kampın dışından keskin bir çıtırtı duyuldu. Kağan, elini kılıcına götürürken vücudu uyarı dolu bir kedi gibi gerildi.

Gecenin karanlığı bir anda daha da tehditkar görünürken, mektubun gizemi Kağan’ın içinde yeni bir kâbusun kapılarını aralıyordu.

Kim hain? Ve daha ne kadarını bilmiyorduk?

---

Kapıya gelen sessiz ancak keskin bir tıklama. Kağan, nefesini tutup ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü…