NoveliqaÖlümsüzlerin Gölgesinde: Ruhların Yükselişi / Varys'in Gölgesi :0%
Log in

Chapter 4

Varys'in Gölgesi

---

Çıtırtı kesilmiş gibiydi. Ya da etrafın sessizliği daha da yoğunlaşmıştı. Küçük, ani yankılanan o adım sesi, Kağan’ın ciğerlerinde bir buz hançeri gibi gezindi. Her nefesi, yaşadığı dünyayı kıymetli kılan tek şeydi şimdi. Onun bile farkında olduğu o derin, kirli sessizlikte... zaman, ağır ağır kıvrılıyor; geriye sadece boğuk kalp atışları kalıyordu.

Kağan gözlerini açtı. Kararan gece, tapınağın harabeleri arasında ona soğuk bir karşılama yapıyordu. Solgun ay ışığı, rüzgarla savrulan kuru yaprakların dansı eşliğinde etrafı süzüyor, gizli güçlerin kasvetli oyununu örtüyordu. İçinde titreyen bir algı vardı; sahte bir yıldırımın ardından patlayan anlık şimşekler gibi yırtıcı. Varys’in gölgesi.

Henüz bir nefes bile almadan, içindeki bütün hücreler uyarılarını yükseltti: Buradasın, ama değilsin. Tek bir yanlış adım, seni toprağa gömebilir.

Kağan, o karanlık cümleyi kulağında çınlatırken, hafifçe bir gövde hareketi hissetti. Gözlerini hızla karanlığa çevirdi. Alabildiği tek ışık kaynağı, tapınağın yıkılmış taşlarının arasından sızan ay ışığıydı. Adım sesleri yaklaşıyor, ama tam karşısında değil. Yanlardan, çevreden...

"Kim var orada?" diye kısıkça sordu Kağan. Sesinin titremesi, maskesinin altında çöken korkunun en küçük ipucuydu.

Hiç cevap gelmedi.

Tam o anda, yanan bir kibrit çakıldı. İncecik sarı alev, soğuk geceye meydan okuyarak bir face gibi açıldı. Alevin dans ettiği yamuk, yaşlı bir yüz ve derin yaralarla örülü bir göz çarptı Kağan’a.

Varys.

Yüzündeki alaycı tebessüm, Kağan’ın tüm bedenini buz gibi bir akıntıya kaptırdı. O an, yıllardır süregelen düşmanlığın gerçek yüzüyle burun buruna geldi. Varys, gözlerine bakıyordu ama gözleri değildi sadece; ruhunu okuyordu.

"Kağan Yıldırım," dedi Varys. Sesinin içinde karanlık bir melodi vardı. "İnan bana, geçmişin yalnızca anılardan ibaret değil... Aynı zamanda bir kılıçtır, seni özüne ezmek için keskinleştirilen."

Kağan kalbini sıkıştıran o batışı unutmamak için dudaklarını sıktı. "Senin planın ne, Varys? Sürdüğün bu oyun... Beni neden izliyorsun? Neden bu kadar umutsuzsun?"

"Umutsuzluğa ne gerek var ama?" dedi Varys, kibriti söndürürken. Gözleri karanlıkta parladı. "Ben sadece... düzenin muhafızıyım. Bu dünya, senin gibi çırpınan yaramaz sürücüleri kaldıramaz."

Kağan adım attı, göğsü Varys’in soğuk bakışlarıyla karşı karşıya kaldı. "Düzen senin koyduğun zincir değil, Varys. Ben bütün zincirleri kıracağım. Hem de o lanetin basamağından."

Aralarındaki havayla titreşen enerji, rüzgarı bile çözdü sanki. Varys’in dudaklarında yükselen alçak bir gülüşün ardından yere atılmış bir zarf belirdi. Kağan, refleksle eğilip aldı.

“Bu, bir teklif,” dedi Varys. “Ya yaşırsın, ya da sonsuz karanlığa karışırsın. Seçim senin.”

Kağan zarfa baktı. Üstünde sararmış bir mühür vardı, içindeki kıymetli bilgiden daha eski, daha tehlikeli.

Tam o anda, Varys’in arkasında bir hareket sezinlendi. Gözleri hemen kaydı ama karanlık arasında bulanık bir soru kaldı.

‘Yanındaki hain kim?’

Kağan’ın yüreği buz kesti. Varys, düşmanca bir sırla dolu saklı planlarını bu hainle paylaşıyor olmalıydı.

Çıtırtı bir kez daha duyuldu. Bu kez adım sesi değil, sedir yaprağına basan bir ayak gibi dikkatli... sessiz... tehlikeli.

Kağan, kalbinin kalınlaşan ritmine rağmen hazırlandı. Çünkü biliyordu ki, Varys’in gölgesi sadece bir başlangıçtı.

Ve o kişi—hain—tam da Varys’in en yakınındaydı.

---

Ay ışığı, ormanın derinliklerinden gelen uğultuyla örtüşürken, Kağan’ın aklında tek bir soru yankılandı:

Kim ihaneti içten inşa etmişti?