NoveliqaÖlümsüzlerin Gölgesinde: Ruhların Yükselişi / Kayıp Kardeşin Gölgeleri :0%
Log in

Chapter 16

Kayıp Kardeşin Gölgeleri

Kapının arkasından yayılan nefes almaya zorlayan soğuk, Kağan’ın ciğerlerine yavaş yavaş dolup kara buz kristallerine dönüştü. O anda zaman, ağır ağır akarken, karanlık bir siluet belirdi. Karanlık içinde kıvrılan bir yılan gibi kıpırdanan adımlar. Ayak seslerinin yankısı, Kağan’ın kulak zarında bir orkestra gibi çınladı. İçindeki her kırık kemik, her deri kıvrımı, korkunun şimşekleriyle kıvranıyordu; ama o, dimdik duruyordu.

Silüetin arkasından sızan tek ışığın gölgesinde bir yüz ortaya çıktı.

“Varys…” Kağan’la titreyen sesini boğmaya çalışan kelimeler, vahşi bir fırtınanın ortasında savrulan yapraklar gibi düştü yere.

Varys’in gözlerinde, eski bir denizin kıyametdeniken dalgaları gibi karmaşa vardı. Tüyleri diken diken eden o eski bakışlarında, yılların küskünlüğü, nefretin soğuk serpintisi saklıydı.

“Evet, Kağan. Benim,” diye fısıldadı Varys, sesi belirsiz bir gururla karışık bir acı taşıyordu. “Kayıp kardeşin... Seninle aynı kanı taşıyan, ama benden habersiz yürümeye çalıştığın bu dünya kadar yalnız.”

Kağan’ın midesine bıçak saplandı. Kardeş… Ellerini sıkarken, parmak uçlarında dolaşan buz gibi bir gerçek vardı şimdi. Varys, yıllardır aradığı kayıp parçaydı—aynı zamanda en derin yarası.

“İnanamıyorum,” dedi Kağan, soluk soluğa. “Nasıl... Benim…?”

“Bırakmamalarını anlıyorum,” dedi Varys, alaycı bir gülümseme belirdi dudaklarında. “Beni, seni, bu laneti, geçmişimizi… Her şeyi yok etmek istiyorlar. Ama ben burada, senin tam karşında, hala dimdik duruyorum.”

Kağan içindeki korkuyu bastırmaya çalışırken, cesaretin damarlarında kan gibi aktığını hissetti. “Neden gizlendin? Neden ortaya çıkmadın?”

Varys, titrek bir hüznü saklayamazdı. “Senin için değil, kendim için. Ailemizi parçalayandan intikam almalıydım önce. O karanlık güçle karşılaşmalı, ona karşı dimdik durmalıydım. Ama... Kardeşim, benim yolum seni yok etmekle kesişiyor artık.”

Kağan’ın gözleri anlamsız bir kızgınlıkla parladı. “Senin yolun... benim yoluma düşemez. Ben gerçek ölümsüzlüğü arıyorum. Sen ise... sadece karanlıkta kayboldun.”

İkisi, tapınağın puslu avlusunda karşı karşıya kaldığında, gölgeler birbirini kovalayıp kayboluyordu etraflarında.

“Bakıyorsun yüzüme ve sadece düşman görüyorsun,” dedi Varys, sesi alçaldı. “Ama ben, aynı kan, aynı yaşam. Ölümsüzlüğün sırlarını ararken, düşmanın kim olduğunu göremedin mi, Kağan?”

Kağan’ın kalbi bir anlığına durdu, sonra deli gibi atmaya başladı. “Ne demek istiyorsun?”

“Senin düşmanın içinden biri,” dedi Varys. “Ailemizi bitiren, bizi parçalanmaya sürükleyen kişi çok yakında. Gerçek yüzünü sana göstermek için burada olduğumdan emin ol.”

Kağan nefesini tutup karşısındakine baktı. Bu, yıllardır duyduğu sessiz acının, tüm sırların patlayacağı an olabilirdi.

“Önce seninle yüzleşmemiz gerekiyor. Kardeşim, ama düşmanım. Kayıp gölgelerimizi açığa çıkarırken…”

Varys’nin elinde buz gibi bir bıçak belirdi, ışığın kırıldığı noktada kan kırmızısı parlıyordu.

Kağan adım attı, tok ve kararlı. “O zaman... başlayalım.”

Tam o anda, kapının sertçe çarpmasıyla ikisi de birbirine kilitlendi.

Dışarıdan gelen adım sesleri, yaklaşıyordu. Bu yüzleşme, sadece iki kardeş arasında kalmayacak, onları kıyametin ortasına fırlatacaktı.

Ve dünya, onların kaderleriyle birlikte titriyordu.

---

Devam edecek…