Chapter 9
Kapıdaki hamle sesiyle beraber, odadaki hava aniden bıçak gibi kesildi. Mehmet’in göğsüne çatır çatır çarpan kalp atışları, duvarda yankılanan o sert tokmak sesine eşlik ediyordu. Parmakları titriyordu ama gözlerini Emir’den ayıramadı; adamın yüzündeki gölge, bir tufanın ilk işaretiydi.
“Kimse hareket etmesin!” Emir’in sesi, kırmızı bir ateşin ilk kıvılcımları gibi keskinti.
Mehmet’in zihni bir anda durdu. Ardında bastırılan yıldırımlar, geçmişin ardına saklanmış sırları gün yüzüne çıkarmaya kararlıydı.
“Ne oluyor böyle?” Mehmet’in sesi, fısıltı ile tok arasında bir yerde kaldı. Şiddetle bastırılamayan endişe, kelimelerin arasından sızıyordu.
Emir, parmağını kapıya doğru kaldırdı. “Dışarıda bir haber var. Kadim ruhun sırrını bekleyenler geldi.”
Oda, bir anlığına sessizliğe gömüldü. Bu söz, Mehmet’in beyninde bir çan gibi çaldı; kendi tarihini bildiği kadar derinlerden, şeytani bir uğultu yükseliyordu. Kadim ruh... Krallığın en kudretli büyüsünün kaynağı...
Mehmet’in aklı, geçmişin izlerine doğru kaydı. O ruhun ismi, onu yıllarca aklını kemiren bir kabusun ortasına çekmişti. Emir’in ifadelerinde, o ruhun etrafında dönen eski efsanelerin, ihtişam kadar lanetli olduğunu görmek mümkündü.
“Anlat bana...” Mehmet’in sesi, sanki bir parça fısıldayan külçe gibiydi; sıcak ama ağır, yavaşça eriyen bir sır taşıyordu. “Kadim ruh nedir? Gerçekten yüz yıldır saklanan güç mü? Yoksa söylentilerden ibaret bir yalan mı?”
Emir derin bir nefes aldı. Gözleri karanlığa doğru yöneldi; tıpkı ormanın en derin, unutulmuş köşelerini ararcasına. “Kadim ruh... Sadece büyük büyüler ve unutulmuş lejyonlar değil, senin geçmişinle de doğrudan bağlantılı, Mehmet.”
Bu sözler bir kez daha kalbine saplandı. Mehmet’in dilinde dayanan bir düğüm gibi, nefesi bir anda kesildi.
“Benim... geçmişimle?”
Emir başını salladı. “Evet. Bu ruh, sadece krallığın değil, senin hayatının en kadim parçası. Ruhu serbest bırakılırsa, geçmişin yükünü hem taşır hem de biçimlendirir. Ve sana, ne olduğunu hatırlatır.”
Mehmet’in zihni alev aldı. Hangi hataların, hangi parçaların bu ruhun içinde hapsolduğunu düşünmeden edemedi. Her gece gördüğü karanlık rüyalar, onu onunla yüzleştirmek için mi var olmuştu?
“Nasıl?” diye sordu Mehmet, sesi titrek ama kararlı. “Beni neden bekliyor? Bu ruh neden şimdi ortaya çıktı?”
“Çünkü kaderler bizim inandığımızdan daha çetindir. O ruh, sadece biri tarafından uyandırılabilir. Ve o kişi...” Emir’in dikkat çekici bakışı, Mehmet’in gözlerine yapıştı. “Sen olabilirsin.”
O an, odadaki ışık titredi. Pencereden dışarı sızan ay ışığı, Mehmet’in yüzünü bir maske gibi örttü, gölgeleri derinleştirdi. Kendi kimliğiyle, geçmişiyle hesaplaşmanın eşiğindeydi şimdi.
Birden kapı tekrar çatlattı; ama bu sefer sertti, yıkıcı. Odanın dışından, derin ve karanlık bir ses yükseldi:
“Kadim ruhun sırrını öğrenmek istiyorsan, kendi geçmişinle yüzleşmeye hazır olmalısın. Çünkü o ruh... senin olmazsa yıkılacak.”
Mehmet, donmuş bir heykel gibiydi. Nazikçe ellerini yumruk yaptı, avuç içleri terlemişti.
“Hazırım,” dedi, sesi çelikten sağlam.
Ve o anda, gizem perdesi yavaşça aralandı.
Ama Mehmet’in en korktuğu gerçek de böylece ortaya çıktı. Kadim ruh, onun geçmişiyle, hatalarıyla ve en derin acılarıyla birleşen sonsuz bir zincirdi.
Tozlu kitaplardan, yasaklı parşömenlerden daha değerliydi; tarih onun üzerine titriyor, kader onu yüzleşmeye zorluyordu.
Ve şimdi, kadim ruhun uyanışıyla beraber, Mehmet’in hayatı baştan yazılacaktı.
Bir adım dışında olan bilinmezlik, onu öldürmeden önce teslim olmaya zorluyordu.
Mehmet’in gözleri, hafifçe parıldayan bir mana ışığıyla doldu.
“Kaderin kılıcı, şimdi daha keskin.”
Ve tam o sırada, ay gökyüzünde kaydı. Kapıya ikinci bir darbe vuruldu.
Bir adım ötede duran savaş çok yakındı.
Ama Mehmet ne geçmişten kaçarak ne de korkarak yaşayacaktı artık.
Ve böylece, sırrın kalbine yürüdüğü o an başladı.
Devam edecek...