Chapter 8
Adım adım, neredeyse ritmik ama ağır bir yankıyla kapıya doğru yöneldiler. Mehmet’in kalbindeki buz iğnesi, derinlere saplandıkça acı, soğuk bir çizgi halinde yayıldı. Solukları, gözlerinin önündeki karanlık gölgenin hareketiyle yarışıyordu; herkesin nefesi tutulmuştu. O an, anda durdu zaman sanki, yüreğinde fırtınalar koparken, zihni geçmişin kırılmaz zekâsıyla anıların teker teker aynı anda canlandığı karmaşık bir savaş alanına dönmüştü.
Kapı, sessizce ama derin bir gıcırtıyla aralandı. Işığın bulanık huzmesi, içerinin puslu karanlığında keskin bir çizgi çiziyordu. Göz göze geldikleri o kısa an, Mehmet’in kalbindeki güven duvarının ilk çatlaklarını açığa vurdu.
Kimdi bu? Dost musun, düşman mı? Sırrın perdesinde saklı ipuçları, gözlerde parlayan kaygı ve telaşla birlikte belirmişti.
Mehmet, derin bir nefes aldı. Parmak uçları titriyordu; tenine soğuk bir ter serpintisi çökmüştü. Karanlığın içinde bekleyen kişi, ağır adımlarla içeri girdi; yüzündeki maskenin altında tanıdık bir ifade.
“Emir,” dedi Mehmet, sesi sert ama kırılgan. “Sen... buradasın?”
Emir, gözlerini kaçırmadan tam karşısında sabitlendi. Gözlerindeki sıcaklık yavaş yavaş eriyip, yerini keskin bir soğukluğa bıraktı. “Evet,” dedi, kelimeler yumuşak ama amansızdı. “Buradayım. Ama bu senin istediğin gibi değil, Mehmet.”
Mehmet’in içinden sert bir sancı yükseldi. Tüm güzel anılar, paylaşılan sırlar aniden paramparça oldu. “Neden?” diye sordu, sesi sıyrılarak. “Neden bana ihanet edersin?”
Emir gülümsedi; ama o gülümseme, kurumuş bir yaprağın hışırdaması gibiydi; hayat vermekten çok can yakıyordu. “Bunu bir daha düşünmelisin. Kimi dost, kimi düşman seçtiğin... ve kimseye %100 güvenmemelisin.”
Mehmet’in yüreği, derin bir boşluğa savruldu. “Bana ihanet ettin.”
“Belki de senin gerçek düşmanın ben değilim,” dedi Emir. “Kaderin ve geçmişin.”
O an, Mehmet’in zihninde flaşlar gibi geçmiş günler, konuşmalar, gizli işaretler ve küçük şüpheler hızlandı. Gözleri ışıldadı, yavaşça dimdik durdu.
“Nasıl yapabildin...” diye mırıldandı. “Ömrümü, güvenimi bu kadar kolay mı sattın?”
Emir’in yüzünde donuk bir ifade belirdi. “Senin geçmişin, benim geleceğimle çatışıyor. Bu çatışmada kim kazanacak, onu zaman gösterecek.”
İçeriye dolan soğuk hava, Mehmet’in omuzlarını titretti. Kalbindeki buz, daha da derinleşirken bir kıvılcım çaktı; ihanetin tam ortasında, eski dostunun gerçek yüzünü müthiş bir netlikte görüyordu.
“İhanetin kıvılcımı burada yandı,” dedi Mehmet, sesinde zamansız bir ağırlık. “Ve sen, dostum, yüzündeki maskeyle karşımdasın.”
O sırada, kapı bir kez daha çarptı. Dışarıdan yükselen bir hamle sesi, anı parçalayarak gerilimi doruğa taşıdı.
Mehmet gözlerini Emir’den ayıramadı. İçinde patlamaya hazır bir fırtına vardı.
Ve o andan sonra, her şey değişecekti.
### Devam edecek...