NoveliqaÖlümden Doğan Kaderin Kılıcı / Sırların Gölgesinde :0%
Log in

Chapter 5

Sırların Gölgesinde

Bir anlığına dünya, Mehmet’in etrafında sessizleşti. Nefesinin buharı soğuk havada titreyerek yükseliyordu. Gözlerini açtı; etrafındaki ağaçlar hala uğursuzca hışırtılar çıkarıyor, dallar sanki derin nefes alırmış gibi kıvrılıyor, gökyüzü ise ağır, koyu bulutlarla kaplanmıştı. Ellerini yukarı kaldırıp, parmaklarını hicranla süzdü. O büyü, kontrolünden nasıl çıkmıştı? İncecik bir ip misali parmaklarının arasından kayıp gitmişti her şey…

Yerde serilmiş kuru yaprakların üzerine eğildi, kalbinde yanan yangının haricinde etrafında hiçbir ses yoktu. Korku ve suçluluk, karanlığın içine sinsice girmişti. On yıllar öncesinden kalan bir hata, bugün tekrar yüzünü göstermiş görünüyordu. Kendine sordu: Peki, bu yıkımın ilk kıvılcımı nereden doğmuştu?

*

Ormanın derinliklerinden ağır adımlarla gelen bir ses duydu. Karşısına çıkan o sessiz figür, genç adamın en yakınındaki dostuydu: Cemal.

Cemal’in yüzünde uzun zamandır görmediği ciddiyet vardı; gözleri edip etmeden Mehmet’e bakıyordu, kelimelerinin önüne engin bir yük binmiş gibiydi.

“Mehmet…” diye başladı, sesi kıvrılarak. “O gece… o gece yaşananlar sadece senin değil, bizim kaderimizi de değiştirdi.”

Mehmet sert bir nefes aldı. “Neyi kast ediyorsun? Söyle...”

Elleri titriyordu, gölgeye karalanmış bir geçmişin kapısını aralıyordu yavaşça.

Cemal, gözlerini kaçırmadan üç kelimeyi fısıldadı:

“Ares Vargan’ı gördüm.”

*

Kelimeler Mehmet’in beyninde bir cam kırığı misali paramparça oldu. Ares... O isim, sadece eski söylencelerde, unutulması gereken karanlık bir zamanın figürü olarak anılırdı.

“Nasıl… nerede?” diye soru kafasında alev alev dönerken, dilinde düğümlendi.

Cemal adımlarını kesti, sesini alçaltıp devam etti:

“O gece, ormanın kalbinde... Sana yardım etmeye geldiğimizde... Onu gördüm. Karanlık gözleriyle, o gücüyle... O, bizim yıkımımızın anahtarı.”

Mehmet titredi. Göğsüne bir ağırlık çöktü, nefesi baskılandı. Gemlerin en derinindeki bir sızı yeniden canlanıyordu; geçmişiyle yüzleşme vakti gelmişti.

“Bana yalan söyleme, Cemal. Ares’i gördüğün ne zaman ve ne şekilde?”

Cemal gözlerini bastırıp derin bir nefes aldı. Gözlerinde tuhaf bir ürperti vardı.

“Eski kale kalıntılarında, yıkıntılar arasında... O karanlık enerjiyle, seni bekliyordu. Biliyordu ki, sen geri döneceksin. Ve o gün, sana yaklaşacak.”

*

Bir an sessizlik çöktü. Mehmet kendini bir aynanın içine bakar gibi hissetti; yıllardır kendisinden kaçtığı o korkunç gerçeğin siması tam karşındaydı. Anılar gözünün önünde dans etmeye başladı.

O gün… o lanetli gece…

Kılıcının ucunda parlayan büyü ile karşısına çıkan o figür… O anda yaptığı seçim, krallığın yıkılışına giden zincirin halkalarını sıralamıştı. Kendi elleriyle ördüğü kaderi görmek, tüyler ürperticiydi.

Cemal devam etti, sesi derinden, yumuşak fakat çelik sertliğindeydi:

“Ares, güç peşinde. Sana engel olmaya çalışıyor; korkuyor, seni… geçmişini.”

Mehmet gözlerini kapattı, kendini toparlamaya çalışırken titremesi biraz daha arttı. Kalbindeki sessiz fırtına gürlüyordu; hatalarının ağırlığı omuzlarında bir yüktü artık.

Bu yüzyıllık sır, şimdi bir lanet gibi üzerindeydi.

“Ne yapacağız Cemal?” diye zor söyledi.

Cemal ona bakarken, gözlerinde çözülmez bir gizem vardı, “Önümüzde iki yol var. Ya geçmişin karanlığında kaybolacağız, ya da o karanlığı kendimiz yeneceğiz.”

Kapının aniden hızlı bir vuruş sesi, odada yankılandı. Mehmet irkilerek başını kaldırdı, gözleri almanca bir ışıkla doldu.

Bir adım attıktan sonra, içeri giren figürün dudaklarından çıkan tek kelime, tüm odanın havasını donuk bir buz tabelasına çevirdi:

“Ares…”

Mehmet’in yüzü buzlandı. Kalbi duracakmış gibi sert çarptı. Gözleri karardı. Dünyası başına yıkılmak üzereydi.

*

Devam edecek...