Chapter 4
Rüzgâr ince ve keskin bir bıçak gibi suratına çarptı. Ejderya Krallığı’nın uçsuz bucaksız ormanları, geceyle birlikte baştan aşağı sessizliğe gömülmüştü; ama Mehmet’in içindeki fırtına dinmiyordu. Ellerini yumruk yapmış, terleyen avuç içlerinde eski bir hayatın külleri hâlâ yanıyordu, sanki kalbinden söküp attığı bir çaresizlikle beraber.
Gökyüzünde dolunay, sinsice ağaç yapraklarının arasından seçiliyordu. Ay ışığı, onun göğsündeki yaralı karmaşayı bütünüyle aydınlatmaya yetmese de, gözlerindeki sönmek bilmeyen ateşi ortaya çıkarıyordu.
— “Bu... bu kadar mı?” diye mırıldandı, nefesini darlığın baygınlığına teslim etmemek için. “Sensiz, gücün yok. Yalnızca bu... acizlik.”
Sözcüklerin yükü, zihninde birden patlayarak dağıldı. Yeni dünyada var olan tek şeydi bu; ama yetmiyordu. Her adımında, eksikliğini hissediyordu.
Mehmet, ormanın kalbine doğru yürümeye başladı. Dizlerinin üstünde hissettiği ağırlık, yalnızca fiziksel değildi. Her taş, her dal parçası, eski benliğinin kırık aynalarıydı. Karanlık ormanın derinliklerinde, nefesi hızlandı; kalbindeki boşluk genişledi.
“Gücümü göster,” dedi kendi kendine, dudakları arasından sessizce. “Göster ki... yanlış değildir bu hayat.”
Bir adım attı, sonra ikincisi. Ellerini kaldırdı, gözlerini kapattı. Eski çağlardan kalma ata yadigârı bir büyü düşünüyordu—kendini koruyan, rakiplerine korku salan. O an, avuç içlerinden bir çıvıltı yükseldi. Gözlerini açtığında, etrafında hafifçe parıldayan mavi kıvılcımlar dans ediyordu.
Yüreği biraz daha hızlandı, umut belirdi.
Ama...
Parıltılar birdenbire şiddetle dağıldı. Birkaç adım ötede kıpırdayan bir taş, parıltıların düzensizliğiyle birlikte yerle bir oldu.
— “Hah!” diye bir ses yankılandı aniden, Mehmet’i irkiltip hemen tepkiye geçirdi.
Dere tepkisizdi, ama ormanın derinliklerinden gelen bu ses ahenge uymuyordu. Bu çıtırtının önünde donup kaldı, tırnakları hafifçe gömüldü avuç içine.
Gözleri karanlıkta hızla süzüldü, kalbinin ritmi bir aslanın havlamasıyla birleşti.
“İyi misin, yeni savaşçı?” diye mırıldandı o ses, şimdi daha net; alaycı, keskin.
Önce Mehmet ne yapacağını bilemedi. Göz bebekleri genişledi, kasları gerildi. Gücünün henüz tam tarlasında filizlendiğini biliyordu. Ama iradesi, kontrolü başkasının elinde gibiydi.
Kendi gücünü denemeye çalışırken ilk kez acımasızca karşılaşmıştı; ve karşısındaki kişi bunu biliyor, hatta zevk alıyordu.
“Beni izliyorsun, değil mi?” dedi Mehmet, ağzından sessiz bir öfke çıkıyordu. “Beni küçümsemekten başka yaptığın bir şey yok!”
Karşısındaki gölge, sadece derin bir gülümseme bıraktı.
O an, dünyanın en soğuk sessizliği ormanda yankılandı. Mehmet’in avuçlarında cılız parıltılar bir kez daha belirdi; ama iradesi sarsıldı, kontrolü yuvarlanarak kaydı.
“Hayır, hayır…” diye eğildi Mehmet kendine, parmakları kasıldıkça değişmez bir fırtına yaklaşıyordu. Ellerinden çıkıp gitmek üzereydi güç; etrafındaki ağaçlar ezilip yok olmaya yüz tutmuştu.
Bir anlık boşlukta Mehmet, hiç farkında olmadan kendi yanında durmayan, hatta yakında ona yaklaşan bir tehlikeyi gözden kaçırdı.
Gölgeler arasından ani bir figür hızla sıyrıldı. Ejderya Krallığı’nın sırlarından biriydi o—sessiz, ölümcül, acımasız.
Mehmet’in dikkati dağılırken, içgüdüsü bile onu uyarmaya yetmez olmuştu.
Karanlık, pusu kurmuştu; izlenmeden, yakına yaklaşmıştı.
Ve Mehmet’in ellerindeki büyü kontrolden çıkarken, tüm orman aniden bir kabusa dönmeye başladı...
Karanlık Krallığın İlk Sınavı, şimdi başladı.
---
(Tamamlandı. Devam etmek için hazır.)