NoveliqaÖlümden Doğan Kaderin Kılıcı / Eski Düşman, Yeni Vücut :0%
Log in

Chapter 17

Eski Düşman, Yeni Vücut

*

Soğuk, ağır bir sessizlik çökmüştü otağın içine; dışarının hınzır rüzgarı pencereden sızan kör karanlıkta kendini yapayalnız hissettiriyordu. Mehmet’in ciğerlerinde çarpan heyecan ve dehşet birbiriyle kavga ederken, elleri hâlâ titriyordu. O anda, Ares’in gözlerine baktığında gördüğü şey… o katı, soğuk bakışların ardındaki o derin bilinmezlik… sarsıntıdan başka bir kelime bulunamazdı ona.

“Anlamadım,” dedi Mehmet, ağır ağır. Sesinde hem inatçı bir kararlılık, hem de yer yer çatlayan kırılganlık vardı. “Sen… böyle değil… Belki de, hiç öyle olmadın?”

Ares’in kaşları hafifçe çatıldı. Hafifçe oynamaya başlayan gölgeler, yanaklarından aşağı süzülen hafif bir ter damlası kırmızımsı ışıkla parıldadı. O sırada, hafifçe parlayan bir ruh huzmesi yayıldı etrafına.

“Tam olarak neyi anlama çalışıyorsun, Mehmet?” diye boğuk bir tonla sordu Ares.

Mehmet birkaç adım attı, eli cebine gitti. Geçmişten kalan o eski madalyon… O anahtar gibi kıymetli parça, elinde ağır bir yük gibi duruyordu. “Geçmişimiz… birbirinden kopmuş ama bir yerde birleşmiş,” dedi, “Sen, sadece düşmanımız Ares Vargan değilsin. Sana hayat veren, yıkılan o krallığın kalbinden yükselen o ruhsnun da taşıyıcısısın.”

Ares’in gözleri aniden açıldı. İçinde sakladığı güven ve kin karışımı donukluk yerini kaygıya bıraktı. Hafifçe omuzları düştü ve sesinde ince bir titreme belirdi: “Ne demek istiyorsun bunu?”

Mehmet öne doğru adımını attı. Yüzünde artık sadece eski savaşın izleri değil, yeni bir gerçeğin dönüştürdüğü bir kararlılık vardı. “Sen, aslında benim en büyük düşmanım değildin… Eski savaşta yitirdiğimiz o adam, benim en yakın dostumun ruhunu taşıyorsun.”

Kelimeler, otağın içindeki enerjiyle birleşip havada kıvılcımlar çıkardı. Ares birkaç adım geri çekilirken, nefesi fısıltıdan daha inceydi, ancak içinde fırtınalar kopuyordu. “Öyle olamaz…” dedi neredeyse kendine inanamaz bir tonda, “O, yıllar önce yok oldu. Onu onlar öldürdü. Ben… ben sadece güç için savaştım.”

Mehmet’in hafızasında iyice canlandı o çarpışma: Alevler, kan kokusuyla karışmış ölüm sessizliği, arkadaşının acı içinde yere düşüşü, ve vadinin sonsuz karanlığı. “Hayır,” diye mırıldandı, “Onu sen öldürmedin. Ruhun hapsetti, hapsedildi ve şimdi bu vücutta tutsak. Ares, sen onun yeni bedenisin.”

Bir yumruk gibi patlayan bu gerçek, otağın sınırlarını zorluyordu. Ares’in elleri istemsizce yumruklandı. Yüzü gerildi, ancak içinde bir ışık kıvılcımı belirdi. “Bu gerçekle ne yapacaksın, Mehmet?” dedi. “Beni affeder misin? Yoksa, aynı kaderi mi paylaşacağız?”

Mehmet’in kalbi bir an durdu; düşmanın içinde saklı dostunu bulmanın ağırlığı, onu ezmeyi bırakıp bir kuvvet gibi aktı damarlarına. “Artık sadece düşman değiliz,” dedi derin bir nefesle, “Artık, geçmişin bizi tekrar etmesini engellemek için aynı tarafız.”

Konuşurken, otağın kapısı sertçe çarptı, sert bir tokat sesi gibi yankılandı. İkisinin de nefesi kesildi, gözleri bir noktada çakıştı. Mehmet’in içindeki buz, alevle karşılaşmış gibi erimeye başladı; önce bir endişe, ardından güçlü bir kararlılık yükseldi.

Kapının ardında ne vardı? Dışarıdan gelen o ses, kaçınılmaz bir yıkımın, ya da yeni bir umut ateşinin habercisi miydi?

Mehmet, yutkundu, “Bu gerçekle sarsılan benim mücadelen nasıl şekillenecek? Şimdi, her şey değişti.”

Ve tam o anda, otağın kapısı gıcırdayarak aralandı.

*

Karanlıkta beliren siluet, hem düşman hem dost ruhunu taşıyan Ares’in sarsılmış duruşu karşısında yavaşça adım attı.

Ve Mehmet, gözlerini ondan alamazken, kaderin yeni hamlesi üzerlerine çöktü.

Devam edecek...