NoveliqaÖlümden Doğan Kaderin Kılıcı / Kayıp Anılar :0%
Log in

Chapter 13

Kayıp Anılar

Soğuk taş duvarların arasında yankılanan ânın şokuyla Mehmet, adeta bir sis bulutunun içinde hapsolmuş gibiydi. Gözlerinin önünde parçalanan ışık huzmesi, kırık cam parçaları gibi zihin kıvrımlarını delip geçiyordu. Bir an için nefesini tutmuş, kalbinin göğsünde bir yumruk halinde sıkıştığını hissetmişti. O karmaşanın tam ortasında, her şey yeniden şekillenmek üzereydi ama ona dokunmanın nasıl mümkün olabileceğini bilmiyordu.

Karanlık, ağır adımlarla polemikle yükselen sarayın koridorlarında yankılanıyordu. Mehmet, elini hafifçe duvara yasladı. Parmağının ucunda taşın soğukluğu, sıcağı arayan yanmış bir iz gibiydi fakat kanlı değildi. Diğer eli hala kalbinin üstünde, ritminin kaybolmaması için kendisiyle sessiz bir anlaşma içindeydi.

“Büyük bir komplo...” dedi kendi kendine, “Ama nereden başlayacağım?”

Dudakları neredeyse şekilsiz bir şekilde kıvrıldı. Geçmiş ve gelecek arasındaki ince çizgide dengede durmaya çalışırken, zihnine bir görüntü hızla çaktı. Sislenen belleğinin kıyısından yakalayabildiği bir isim: Leyla.

Leyla... Onun eski hayatında, tozlu anıların bir kenarında saklanan o kadın. Kaderiyle bağlı ama şimdiye dek hiçbiri bu yeni dünyada bir izi yoktu.

Adımlar sessizdi ama belli belirsiz, uzaktan gelen fısıltıların içinde bir hayat nefesi vardı. Mehmet, duvara yaslanan eliyle doğruldu. O an, sanki rüzgâr aniden durdu ve tüm sesler bir boşluğa çöktü.

Bir şeyler ya da biri, çapraz koridorun sonunda belirdi.

Soluk mavi saydam bir siluet, ama... canlıydı.

“Leyla?” Mehmet’in sesi kendi kulağına dahi inanamıyordu. Boğuk, ezgisel bir çağrıydı bu.

Silüet ona doğru yavaşça elini uzattı; ama görüntü, bir hayal gibi hiç dokunulmazdı.

“Beni hatırlamalısın... Yoksa her şey bitecek.” Ses o kadar yakındı ki, Mehmet kelimenin tam anlamıyla başının içinde yankılandı.

İçgüdüsüyle siluetin elini tuttu; ama parmakları vahşice boşlukta kaldı.

Varlık aniden karanlığa karıştı.

Kayıp...

Öyle bir an oldu ki, Mehmet’in kalp atışları tüm bedenine bir bilinmezin şimşeği gibi yayıldı. Avucundaki boşluk, varlığın ardından kalan sessiz çığlık gibiydi.

“Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadı, kendi yüreğini susturmaya çalışarak.

Ama karşılık yoktu.

Derin nefes aldı, tozlu havayı ciğerlerine çekti. Umut ve korku birbirine karışmış, boğuk bir düğüm yaratmıştı. Eski hayatı mı? Yoksa bu yeni dünya mı — her şey onun anılarından yeniden doğacaktı.

Koridorun sonunda, sarayın loş ışıkları arasında küçük bir zarftan mıknatıs gibi çekilmişti. Dikkatle eğildi, zarfı yere düşmeden kaptı.

Üzerinde sadece tek kelime vardı:

“Mehmet.”

Kalbinin içindeki kırılgan anılar şimdi gözünün önünde dolaşıyordu. Hangi Leyla bu? Neden belirdi? Ve neden onu hatırlaması gerekiyordu?

Metin, titreyen parmakları arasında yavaşça açıldı.

İçinde bilinmeyen semboller ve tanıdık eski fotoğraflar vardı. Mehmet’in geçmişinden, bu dünyaya hiçbir anlam ifade etmeyen garip ama arafta kalmış bir mesaj.

Sesler tekrar kendini gösterdi; dışarıdan uzak bir kapı çarpması, süzülen bir fısıltı, neredeyse varsaydığı kötülüklerin ve ihanete karşı uyanan tüyler ürpertici bir nefes gibiydi.

Bir saniye bile düşünmeden, Mehmet cebine zarfları koydu ve koridor siyahlığında derin nefesle ilerledi. Artık anlaşılıyordu ki, bu kapı aralanmıştı. Kayıp anılar, onun yıkılmış dünyanın kalbinde tetikleyici bir bomba gibi yerleşmişti.

Öfke, korku ve inanç arasında gidip gelen ruhu sarayın soğuk taşlarını arşınlarken, içindeki ses bir kez daha mırıldandı:

“Beni hatırlamalısın. Yoksa her şey bitecek.”

Ve tam o anda, tam köşeyi dönmek üzereyken... bir gölge, sessiz adımlarla ona doğru yaklaşmaya başladı.

Mehmet durdu. Gözleri karanlığa odaklandı.

“Kim varsın?” diye kesti havayı sert bir sesle.

Yanıt gelmedi ama çığlık gibi bir nefes, hemen ardından geldi.

Ve tam o sırada, kapının ardından derin bir vızıltı yükseldi. Elindeki zarf hafifçe ısındı; parmaklarının arasında titreşti.

Bir anda kapı gıcırdayarak açıldı.

Ve içeriye bir figür daldı.

Mehmet’in kalbine çiviler gibi saplanan, eski bir anının canlı sureti.

Ama bu, hayatında görmediği bir tür insan değildi.

Tanıdığı biri.

Ya da öyle sandığı biri.

Gözlerindeki sır perdesi henüz aralanmamışken, sesi yine fısıldadı:

“Beni hatırlamalısın... Yoksa her şey bitecek.”

Ve o kişi, karanlığın içinde kayboldu.

Mehmet, sessizliğin soğuk boşluğuna kendini bıraktı.

Kendi yüreğiyle yalnız kaldı.

Ve hayatının gizeminin derinliklerinde, cevaplar bekliyordu.

*

Devam edecek...