NoveliqaÖlümden Doğan Kaderin Kılıcı / Dost mu Düşman mı? :0%
Log in

Chapter 11

Dost mu Düşman mı?

Ay ışığı, eski kalenin taş duvarları arasında keskin bir bıçak gibi süzülüyordu. Mehmet’in kalbi göğsünde öylesine sıkışmıştı ki, neredeyse ciğerlerine sığmıyordu. O an, ne bir çığlık, ne de kelimeler; sadece derin bir sessizlik vardı – gözlerin içine işleyen sessizliğin ardında bir ihanetin soğuk nefesi.

*

Mehmet dizlerinin üzerinde, tozla karışmış taşların soğukluğunu hissediyordu. Elleri titriyordu; az önce duyduğu kelimelerin hâlâ gonca bir hançer gibi kalbini deldiği belliydi. Karşısında duranlar, yıllarca kardeş dediği dostları, en karanlık sırlarını saklayan yüzleriyle ona bakıyorlardı.

“Bunu nasıl yaparsın, Baran?” diye fısıldadı Mehmet, sesi boğuk, duyulması zor.

Baran, gözlerinde sinsi bir parıltı yükselirken şarap gibi koyu, acı bir gülümsemeyle cevap verdi: “Kardeşim, gerçeğin ağırlığı altında bazen en yakın olanlar dahi farklı yollar seçer. Senin yükün ağır. Ben ise… geleceği koruyorum.”

Mehmet’in zihninde kelimeler karmaşa içinde dönüyordu. Yıllar boyunca omuz omuza savaştığı adam, şimdi ismi bile anılmaması gereken karanlık figürler için çalışıyordu. Ares Vargan’ın lanetli hedeflerine.

“Nasıl karar verdin? Neden bana söylemedin?” sesinden kırılganlık daha çok yayıldı. Savaş alanlarındaki dostluğun, kahkahaların, kan kardeşliğinin üzerine bir kara bulut çökmüştü.

Baran sessiz kaldı. Taş zemine bakışı sabitlenmişti; yüzündeki maskenin altında kayıp bir adam vardı artık.

*

Bir adım attı Mehmet, gözlerinde derin bir acı ve öfke kıvılcımları. “Sen, bizim kanımızı, canımızı dökerken arkamdan neler çevirdin, Baran?”

O an, başka bir silüet ortaya çıktı karanlıktan, bir gölge gibi sinsice. Elinde, eski bir elbise pelerininin altından bakan bıçak, taşıyan kişinin gözlerini ay ışığı bile parlatamıyordu.

“İhanet burada bitmeyecek,” dedi o ses, buz gibi, içeri işleyen ürpertiyle.

Mehmet hemen arkasına döndü; yardım isteğiyle bakışlarını dostlarının yüzlerine çevirdi. Ama gözlerin içinde, daha önce hiç hissetmediği yabancı soğukluğun hakim olduğunu gördü.

“Öyleyse bu da sen misin, Elif?” diye sordu. Elif, çocukluğundan beri tanıdığı, sonsuz sadakatle yanında yürüyen yoldaş…

“Mehmet,” dedi Elif, sesi titriyordu ama gözlerindeki kararlılık korkunçtu. “Ben… gerçek gücün peşindeyim. Ve Ares Vargan’ın planları, senin bildiklerinden çok daha derin. Bunu engellemek için onun yanında olmak zorundayım.”

Sözcükler havada zehir gibi yayıldı. Mehmet’in kalbi paramparça olurken, bir yanda dostluğun ve hayatlarından kesitlerin çaresiz yankıları, diğer yanda çelik kadar soğuk bir ihanetin acısı vardı.

*

“Madem böylesin…” diye fısıldadı Mehmet, “O zaman seni engellemem gerekecek.”

Elif bıçakını yavaşça çıkardı. Gecenin sessizliğinde bıçak, ay ışığıyla buluşup ince bir çelik hışırtısı yarattı.

“Seninle burada hesaplaşacağımızı sanma,” dedi, “Ama bugün, kaderini sonsuza dek değiştireceğim.”

Çevresindeki diğer dostlar da yüzlerini gizlemeye başladı, ellerinde kılıçlar, yaylar ve bilinmezlik...

Mehmetin arkasında, kapı ağır ağır kapandı. Soğuk bir esintiyle birlikte, krallığın geleceği tehlikeye doğru hızla sürükleniyordu.

Karanlık altında, muhafızların adımları genç savaşçının etrafında yankılanıyordu.

“İhanetin ortasında kaldım,” düşünüyordu Mehmet, yutkunarak. “Ama şimdi geriye dönüş yok.”

Ve tam o anda, kapı aniden çarptı.

*

Devam edecek...