NoveliqaÖlümden Doğan Kaderin Kılıcı / Gizli Geçmişin İzleri :0%
Log in

Chapter 10

Gizli Geçmişin İzleri

Kapıya vurulan ikinci darbenin yankısı, Mehmet’in kulaklarında çınladı, göğsünde ritmini bozup toparlanmaya çalışan kalbinin atışları arasında kayboldu. O an, her şey netti: Dışarıdaki savaş çok yakındı, belki de artık kapının hemen dibindeydi. O kapanan dünyadan kaçış yoktu; ama Mehmet ne geçmişinden ne de korkusundan kaçmaya niyetliydi. Derin bir nefes aldı, dudakları titreyerek açıldı.

"Kim o?" diye sordu, sesi hem sert hem incinmiş.

Kapı metalden hafifçe gıcırdadı; sonra, paslı menteşelerden yükselen uğultu geceye karıştı. Mehmet, arkasındaki duvara yaslanıp ellerini sıkıca yumrukladı. Parmaklarının arasından ince bir ter damladı. Hafifçe gerindi, zihni geçmişin tozlu labirentlerine dalmadan önce, ayağı takılmış paçalarını düzeltti.

"Yine sen mi, Ares?" diye fısıldadı, sesi bıçak gibi keskinleşti.

Kapı ardından ağır bir nefes duyuldu. Sonra, soğuk bir tınıyla yanıt verdi: "Sensiz bu krallık ayakta duramaz, Mehmet. Sana bir kez daha hatırlatıyorum: geçmişin yükü, sadece senin hayatını değil, tüm Ejderya’yı gömebilir."

Mehmet o sözleri duyunca ciğerlerine soğuk bir buz serpildi. Yüzündeki kaslar gerildi. Çocukluğunda kodlanmış o kötü kaderin ipuçları, yavaş yavaş annesinin anlattığı o karanlık günlere doğru sürüklendi: “Gece Yarısı Karanlığı” olarak adlandırılan o lanetli gece... Aniden, kafasında bir şimşek çaktı.

Hatırladı.

O gece, gençliğinin en büyük hatasını yapmış, bir sürü masumun ölümüne yol açmıştı. Taşlaşmış kalpleri, yangınlarla kül olmuş ormanı, ve o korkunç sessizlik... Kendi elleriyle yazdığı cehennemdi bu.

"Bahane yok, Ares." Mehmet yere baktı, sesi kırıldı. "O gece olanları değiştiremem artık."

"Değiştirmezsin ama çözümlemelisin," diye inledi Ares kapının ardından, "Çünkü o olayın unutulmuş parçası hala burada—bu krallığın kalbinde saplanmış bir hançer gibi. Ve biz onu çıkarmazsak, o hançer hepimizi kanatacak."

Mehmet bir adım geri çekildi, alnından aşağı sarkan ter damlasını sildi. Yerin taşlarına sessizce tırnaklarını geçirdi.

"Ne istiyorsun benden?" diye sordu.

Ares, kapının arkasında derin bir sessizliğe gömülürken, sonunda cevabı verdi:

"Eski kalenin altında—kaybolanlara ait bir kayıt var. Orada gizlenen sır; geçmişin gerçek yüzü. Hem hatanı anlamanı, hem de krallığı kurtarmanı sağlayacak bir anahtar... Ama dikkatli ol. Seçimlerin bununla başlar ve sonu, sadece krallığı değil, seni de yok edebilir."

Mehmet’in gözleri birden karardı, sonra meydan okuyarak parladı.

"Öyleyse o anahtarı bulacağım."

Gecenin soğuk nefesi tenine dolarken, Mehmet’te bir vuruş daha yükseldi: bu sefer sadece bir savaşçı değil, bunun ötesinde, kaderiyle yüzleşmesi gereken bir adam vardı. Karanlığın içinde, gizlenmiş kadim sırları açığa çıkaracaktı.

Ve o an, kapı hafifçe açılıp, yavaş yavaş dışarıdaki gölgelerin içine karışan bir figür belirdi.

Keskin bir mızrak ucunun parıltısı, bulanık ay ışığında titredi.

"Hayatının en büyük sınavı başlamak üzere, Mehmet."

Öyle ki, o mızrak ucundan yayılan sessiz tehdit hem krallığın, hem Mehmet’in kaderini biçimlendirecekti.

Ardındaki kapı, kendi kendine yavaşça kapanırken, Mehmet bir an duraksadı, ellerini yumruk yaptı, ve azimle fısıldadı:

"Bu sefer hata yapmayacağım."

Ama hiçbir seçim bedelsiz değildi; kapının kapanmasıyla beraber, şu gerçek yavaş yavaş belirmeye başladı:

Yaptığın seçimler, sadece Ejderya’yı değil, seni de aynı anda yok edebilir.

Ve işte o sırada…

---

(Duruş, nefes kesilmiş an, bir çığlık mı, yoksa ay ışığında parıldayan gizli bir kelime mi? Orada kesildi. Okuyucu, iki dünya arasındaki ince çizgide bekleyen Mehmet’in kaderine tanık olur.)

Devam edecek...