Chapter 9
Kapının ardındaki gölge, Ada’nın göz bebeklerinde kıvılcım gibi yanan neon ışıklarla birlikte titredi. O an, soğuk bir nefes ense kökünde gezdi. Vücudunun içinde bir alarm çalmaya başlamış gibiydi; kalbi boğazına çıkmış, ciğerlerine çektiği hava ince, keskin bir buz tanesi gibi yerleşmişti.
“Buradasın nihayet,” dedi ses, kuru, tanıdık ama bir o kadar yabancı. Ada, sesin sahibini... o adamı tanıyordu. Yalnızca ismine değil, ona yüklediği tehlikeye de. Fakat tanıdık olduğunu görmek aslında onu biraz daha sarsıyordu. Çünkü karşısında duran kişi, güvenle içini ısıtan, uzun süredir yanında olan, en beklemediği kişi olabilirdi.
Gölge adım adım aydınlığa çıktı. Cadde ışıkları, yüzündeki çizgileri ve titrek bir tereddütü fazla açık etti.
“Seren.” Ada’nın sesi hemen bir tokayla yerden yere vuruldu. Parıltılı implantının ışığı, Seren’in yüzündeki maskeyi bir an için parçalıyordu.
“Evet, benim. Sana yalan söyledim, Ada.” Seren’in sesi çatallandı, sertleşti. “Ama nedenini dinlemeden karar verme.”
Ada’nın elleri titremeye başladı. İçinde, binlerce çizgi üst üste binen kodlar gibi karmaşık bir his vardı şimdi. Gözlerine inanamıyordu. “Sonuna kadar yanındaydım, Seren. Günlerdir seninle yaptığım her plan, her bilişim... hepsi yalan mıydı?”
Seren gözlerini kaçırdı. Neon ışıklar, onun saklamak istediği gerçekleri birer gölgeye dönüştürüyordu etrafında. “Şirketin adamıyım,” dedi sonunda, kelimeleri soğuk ve sarsıcıydı. “Ama iş sadece para değil, Ada. Kağan’ın planları çok daha büyük. Beni kullanıyor, evet. Ama aynı zamanda sana karşı da korumak zorunda.”
Ada bir adım geriye çekildi. “Beni korumak mı? Nasıl? Binlerce kez yanıma gelip sırlarımı çalarak mı? Benim içimdeki sırları... ama neden?”
Seren’in elleri istemsizce titremeye başladı. “Çünkü o teknoloji... senin içinde uyanan. Kağan sadece onun gücünü almak istemiyor; o, senin kontrolünü de istiyor. Eğer Kağan onu kontrol ederse, insanların özgürlüğü biter. Biliyorum, çok zor bir itiraf ama ben aslında başka bir plan peşindeyim.”
Ada’nın aklı zihninde bir fırtına gibi dönüyordu. Her sözcük, sanki kemiklerine saplanan bıçak izleri gibi. Güven, ihanetle boğuşurken içinde umut hala varsa da avuçlarından kayıp gidiyordu.
“Peki, o zaman neden buradasın? Neden kendini gösterdin?”
Seren’in gözleri, yorgun ve kararlı arasında gidip geliyordu. “Çünkü artık gizlenemem. Kağan’ın gölgesi büyüyor ve bu şehirde devam eden her soluk onun planının bir parçası. Sana yardım etmek zorundayım. İstersen bizi bitirebilir.”
Ada’nın yüreği buz tuttu. “Ve ben sana inanmalı mıyım?”
“Bunun son tercihi senin, Ada. Ama bilesin ki, Kağan’ın ajanları çok yakında kapında olacak.”
O anda dışarıdan hızla yankılanan ayak sesleri geldi. Ada ve Seren birbirine kilitlenmiş, nefesleri kesilmişti. Dış dünya, karanlık planların içinde koridorlardan sızıyor gibiydi.
“Zaman daralıyor,” dedi Seren fısıltıyla, “Şimdi karar vermelisin.”
Kapının dışında, sert bir tıklama duyuldu. Ada’nın tüm planları, tüm hazırlıkları, Seren’in itirafıyla birlikte darmadağın oldu. İhanetin kıvılcımı, içindeki dünyayı alevler içinde bırakmaya hazırdı.
Ve tam o anda...
Kapı ağır ağır açıldı.