Chapter 5
Kapının aralığından sızan neon ışığı, karanlık odada ince bir çubuk gibi süzülüyordu. İçerideki sessizlik dibine kadar inmiş bir nehir gibi ağır, soğuk ve keskinti. Nefesimi kontrol etmeye çalışırken, ellerim istemsizce titriyordu. Parmak uçlarımda elektrik gibi garip bir ürperti dolaşıyordu.
“Kim o?” diye tekrar ettim, sesim inceden çatlamaya başlamıştı.
Kapı daha da aralandı. Karşımda duran siluetin hatları loş ışıkta belli belirsizdi. Bir an, göz alışkanlığımın benden çaldığı bütün detayları yakalamaya çalıştım—ama gölgeler yine sırlarını saklıyordu.
Sonra yüzü gösterdi kendini, tanıdık ama aynı zamanda yabancı. Gözlerinde o eski dost güveni vardı, ama yanlarında parlayan bir şey vardı—bir soğukluk, bir mesafe.
“Ada…” dedi o kişi, sesi yumuşak ama kararlıydı. “Benimle gelmelisin. Duracak zaman yok.”
Kalbim göğsümde deli gibi çarpmaya başladı. “Sen misin? Gerçekten sen misin, Can?” diye fısıldadım. Can, üniversiteden, en güvendiğim arkadaşımdı. O kadar çok şeyi onunla paylaşmıştım ki, içimde hâlâ ousu kalmış tuhaf bir rahatlama belirmişti. Belki, kimseye açamadığım bu karmaşada en azından bir kişi yanımdaydı.
Can yana doğru eğildi, gözlerini kısarak bana baktı. “Burası artık güvenli değil. Kağan seni bulacak. O yüzden hızlı davranmalıyız.”
Kendi kendime söylenmeye başladım: Kağan. Adını duyduğum her an vücudumda yeni bir buz patikası kayıyordu. O adamın yüzünü an be an hafızama kazıdım—her çizgi, her gölge, o zekice planlarının iz düşümü.
Can’ın eli cebinden çıktı, ince, parlak bir cihazı hızla bana doğru uzattı. “Bu. Sana yardım edecek. Beni yanlış anlama, senin iyiliğin için.”
Cihazın metal soğukluğunu avucumda hissettim. Parlak yüzeyi yansımalardan dolayı kırıltılar saçıyor, içinde neon mavisi ışık dalgalanıyordu. Bu, sıradan bir oyuncak değildi. Ama soru: Neden Can bana böyle bir şeyi saklamıştı? Öfke ile karışık bir şüphe kendini göstermeye başladı ister istemez.
“Bana yalan mı söyledin?” diye sızlandım. “Bu teknoloji nereden çıktı? Kaç zamandır bunu saklıyorsun benden?”
Can gözlerini kaçırdı, dudaklarının kenarında ince bir çizgi oynadı. “Bunu açıklamam şu anda güvenli değil. Ama bana inanmalısın. Dr. Kağan'ı durdurmanın başka yolu yok.”
Sesindeki kararlılık beni şaşırtırken bir yandan da içimde şimşekler çaktı. Neden bu kadar emin konuşuyordu? Neden kendini riske atıyordu? Daha önce hep gizemliydi, ama bu sefer farklı.
“Tamam, anlaştık.” Dedim. “Ama şimdi her şeyi anlatacaksın. Beni neye soktuğun hakkında.”
O an, koridorun ucundan gölgelerin arasında bir hareket belirdi. Uzakta, ince bir tıkırtı, yumuşak ama düzenli bir ses. Can’ın gözleri karanlığa daldı, yüzünde gizeme açılan bir kapı gibi bir ifade belirdi.
“Bizi takip ediyorlar. İşimiz var. Güvendiğini bilmek istediğim kişi sen oldun, Ada. Ama bu iş derin ve karanlık. Her şey göründüğü gibi değil.”
Kulağımda hala o tıkırtılar duyuluyordu. İçimde bir diken gibi batıyordu o belirsizlik; Can tüm sırlara sahip gibi davranırken, neden benimle tam olarak paylaşmıyordu?
Bir an bile tereddüt etmeksizin, ayağa kalktım ve cihazı tuttum sıkıca. “O zaman başla. Söyle.”
Can derin bir nefes alırken, gözleri biraz daha karardı. “İsmim Can Eryılmaz. Ama artık sadece bir müttefik değilim. Beni dinle, Ada. Bu dünyanın taht oyununda kaybeden yoksun. Özellikle sen.”
Dudaklarının arasından çıkan bu son cümlede hepsi vardı: tehdit, koruma, gizem…
Tam o sırada kapı çarpıyla açıldı, dışarıdaki loş ışık odanın içine dalarken, Can’ın gözlerinde bir anda korku belirdi.
“Kim o?” diye tekrar soramadım. Ama gözlerimle sorudan çok daha büyük bir tehlikeyi çağırıyordum.
Can gözlerini bana dikti, beklenmedik bir tereddütle: “Bizi izliyorlar… ve o senin düşünüğünden daha yakın.”
Ve o anda, aramızda sessizliği bölen bir adım sesi yankılandı, soğuk ve kesin.
Kalbim tokat gibi çarparken, dahası oradaydı; beni saran o yabancı tehlike.
Ama Can… Can’ın gözlerindeki o şüpheli parıltı neden? Gerçekten müttefik miydi? Yoksa başka bir oyun mu oynuyordu?
Bütün cevaplar, henüz aramızda kıvılcımını yakmış ama parıltısını tam açmamış olan karanlığın içinde gizliydi.
Ve ben, o karanlığa dalmaya hazırdım.