NoveliqaNeon Kanı: Sibernetik Uyanış / Dr. Kağan'ın Gölgesi :0%
Log in

Chapter 4

Dr. Kağan'ın Gölgesi

Kapı arkasında beliriveren yalnızca bir gölge değildi. O gölgenin kalbine işlemiş bir soğukluk vardı; o soğukluk, derinlere kök salmış korkularımı, yitip gitmiş umutlarımı yeniden kıvılcım kıvılcım tutuşturuyordu.

“İçeri gel, Ada.”

Ses, zifiri karanlıkta devrilen bir bıçak gibiydi. İnce, keskin ve hiç şakası olmayan bir tınıda.

Titreyen ellerimle dengeyi bulamamaya çalışırken, ardımda kapanan kapının metal sesi beynimde yankılanıyordu. Hemen ardından, odamın neon ışıkları donuk bir şekilde yanmaya başladı ama gözlerime bir anlamı yoktu; dünyam bulanıktı, üzerime çöken ağırlık şehre ait yasaklı bir sis gibi nefes almamı engelliyordu.

“Beni dinlemen lazım.”

O ses bir adım daha attı, ardından birkaç adım daha. Her adımda içimde bir şeyler çökerken, aynı zamanda donuyordu zaman. Ayağa kalkmaya gücüm kalmamıştı ama kendimi zorlayıp bedenimi doğrulttum.

“Sen kimsin?” kelimesi boğuk ve öfkeliydi. O an, kendi sesim bile yabancı geliyordu.

Kağan Eren çıktı karşıma; onun varlığı, jilet gibi keskin takım elbisesi, soğuk duruşu etrafındaki karanlık kadar yoğundu. Bakışları, üzerime sabitlenmiş bir tür hesaplaşma meydan okumasıydı.

“Bunların hepsi sürekti,” dedi. “Biliyorum, zor ama aslında sen bir son değilsin, bir başlangıçsın.”

Yarım gülümsemesi, moralimi daha fazla oyuyordu. Uyandırılmamış bir kâbus gibiydi. Sanki bedenimdeki tüm silahlarımı, duvarlarımı, direncimi bilmeli ve ona göre hamle yapmalıydım.

“Bir laboratuvardan ibaret olmadığımı sanıyor musun?” diye devam etti. “Sen, bizden çok daha fazlasısın. İçindeki teknolojiyi kontrol etmen, dünyayı değiştirecek olan o sırdır.”

İçime bir ürperti düştü. Her “biz” kelimesi, beni o karanlık odada yalnız bırakanların varlığını hatırlattı.

Sahip olduğum birkaç saniyede, kelimeleri dizmeye çalıştım: “Neden benimle ilgileniyorsun? Ben sadece bir denekim. Bir deney.”

Kağan’ın yüzünde ani bir sertleşme oldu. Başını hafifçe yana eğdi, gözlerinin içindeki av sözünün kıvılcımını yansıttı:

“Denek dediğin şeyi çoktan aştın, Ada. Ve sana bunu söylemek için buradayım. Çünkü geçmişin, beklediğimizden çok daha karmaşık. Kim olduğunu düşündüğünden daha önemli.”

Kalbim göğsümde bomboş bir odaya dönmüştü. İşte tam o anda, içeride fısıldanan ve ben duyamadığım o gizemli kelimelerin yankısı başladı:

“...Kanında, ailenin sırları yatıyor. Kaderin, sadece senin değil bizim de.”

Bu sözler bir bomba gibi patladı. Oda ani bir sessizliğe gömüldü. Herkesin nefesi kesilmişti. Ben, adımların donduğu o noktadaydım.

“Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadım, yutkunarak.

Kağan’ın bakışı derinleşti, gözlerinin içini okur gibi sabırla beni süzüyordu.

“Bu sadece başlangıç, Ada. Çok daha fazlası var. Ve seni bekleyen gerçekler... seni hazırlamak için buradayım.”

O anda kapının ardında bir tıkırtı duyuldu. Ada’nın yüreği düğüm düğüm oldu.

“Kime hazırlanacağım?”

Ve tam o sırada, dışarıdan yükselen yürüyüş sesi, kapıya yaklaşırken yankılanıyordu.

Kağan hafifçe yana baktı; yüzünde ani bir gerginlik belirdi.

“Hazır ol, çünkü bu gece kaderin değişecek. Ve biz, bu gölgelerden doğacağız.”

Kapı aniden açılmaya başladı—

Ve kelimeler boğazımda düğümlendi. Kim o kapının ardında? Ada’nın tüm varlığı, o tek soruyla sarsıldı.

“Kim o?”

Ve cevap, asla unutamayacağım bir sırra dönüşmek üzereydi…