Chapter 3
“Ben... kimim?”
Ses, boğuk ve yabancıydı. Kendi suyumu yutmuş gibiydim; ciğerlerimde kalmış bir nefes gibi. Gözlerimi açtığımda, neon ışıklarının eğreti dansı duvarları parçalıyor, yüzümü yakıyordu. İçimde, sibernetik implantın metal soğukluğu ve damarlarımı saran elektrik titreşimi, beynimin her köşesine yayılıyordu. Zaman ve mekan bulanıklaşmış, gerçeklik çatırdarken ben, savruluyordum.
Göğsüme bastıran o tanımsız ağırlık... Ne kadar derine gömülse de benliğimden kaçamayan bir varlık gibi. Duygularım zincirlenmiş, hatıralarım birbirine karışmıştı. Kendimi tutmaya çalıştım, ama sarsıntılar dalga dalga yükseliyordu.
“Ne... ne oluyor bana?” içimden fısıldadım. Kağan’ın sesi hala kulağımdaydı; sinsice, ciddi bir tehditle.
“Tepkilerini kontrol etmek zorundasın, Ada. Bu sadece bir başlangıç.”
O tek kelimenin yankısı, kafatasımda çiviler gibi patlıyordu.
Kendime, yutkunmaya çalışırken, bir an duraksadım: Neden hâlâ ‘Ada’ydım? İçimdeki sibernetik parça, benim kimliğimi eritmeye başlamıştı. Parmaklarımda elektrik hissettim; istemsiz, ritmik.
O sırada, küçük bir ekran yan duvarda belirdi. Üstünde bir satır kırmızı alt yazı:
İŞLEM: SINIR AŞIMI
Altında, küçük paragraflar hızla akıyordu; tanımlanamayan kodlar, mimarisi çözülemeyen algoritmalar... Yabancı, ama davetkar.
Aklımda bir fısıltı: “Kontrol sende değil.”
Bedenimi saran elektrik dalgası, kalbimin ritmini bozmuştu. Dış dünyadan soyutlandım; oda sessizliğe gömüldü. Tek duyduğum, içimde yükselen tıklamalar, çiplerin şarkısıydı adeta.
Dışarıda ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Göz kapaklarım aralandığında, dünya küçük bir ekranla dolmuştu: Kendi beynimin içinden geçen veriler, düşüncelerimden izler.
“Bir hata mı yaptım?” dedi ses, bu sefer yumuşak bir tonla — implantın kendi kendini sorguladığını hissediyordum. Sanki, benimle savaşıyordu; ben onu, o beni.
Yine kapkara bir boşluğa sürüklendim. Anılar, yer yer parlak flaşlar halinde beni boğdu: Çocukluğum, annemin dudaklarından dökülen “Güçlü ol.” cümlesi. Üniversitenin beyaz laboratuvarları. Sonra Kağan’ın ürkütücü yüzü.
Ve sonra...
Ani, keskin bir başlıkla bilincim bayıldı.
Etrafa yayılmış bir sessizlik. Ne gözlerimi açabildim, ne nefes alabiliyor gibiydim. Beynimde biri ya da bir şeyle kaynaşmıştım; bedenim onun etrafında, ben ise bulanık bir sisin içinde hapsoldum.
İçimdeki sistem devreye girmiş, benim zihnimi kilitlemişti adeta.
“Ne oldu?” diye mırıldandı içimden bir ses. Ama buna cevap veren olmadı.
Zaman, sanki durdu. Her şey çözüldü, parçalandı.
Ne olduğumu, ne olacağımı bilen kimse yoktu artık.
Ve bu son karanlık anın hemen ardından, kapı ağır bir gıcırtıyla aralandı.
---
İşte o anda, dünyamdan kopmuştum. tamamen.