Chapter 2
Kapıdaki tıklama, odanın sessizliğini paramparça eden bir kırık cam sesi gibi çınladı kulaklarında. Ada’nın kalbi hâlâ göğsünde serpiyordu; damarlarında yayılan o kararsız, kaygılı elektrik yumağı, ne kadar derinlere gömülmüş sezgilerinin sınırlarını zorluyordu.
"Gelen var," diye fısıldadı kendi kendine, nefesini tutmuş, duyularını tetikte. Ne gövdesini titreten güç, ne de dışarıdan gelen o ani ses, onun içinde gördüğü o yeni gizemi gölgeleyebilirdi.
Ayağa kalktı. Adımlarında hâlâ hafif bir titreme vardı, ama gözleri, yüzünde hiç kaybolmamış o inatçı kararlılıkla parlıyordu.
Kapı aralandığında, dar ve soğuk doktor koridorundan sızan neon ışıltısı odaya doğru kaydı. Göz göze geldiği adam, Dr. Kağan Eren, yüzünde alaycı bir gölgeyle belirdi.
"Ziyaretçi institu görünüyor?" dedi Kağan, sesi derin ve soğuktu. "Bedeninle konuşmaya başladığın söyleniyor. İlginç."
Ada, sessiz kaldı, yanında taşıdığı o yeni duyuyla, bedeninin kıvrımlarında kıpırdanan şeyin farkındaydı. İki ayağının üstünde duruyordu; ama aynı zamanda bir yerde, içinde bozulan ve yeniden inşa edilen bir ayrıcalık büyüyordu.
Kağan’ın gözleri kıvrıldı, adeta içini kazıyor gibiydi. "Sana kim söylediyse, abartıyor. Ama kim bilir? Belki de birkaç tıklama kadar uzaktayız bilinmeyenle tanışmaktan."
Ada, gözlerini kaçırmadan karşılık verdi. "Bilinmeyenle tanışmak bazen en büyük cesarettir, değil mi?"
Kağan bir anlık gülümsemeyle karşılık verdi. "Cesaret, bazen kör bir tutkuya dönüşür."
Sözler havada asılı kalırken, Ada’nın sağ bileğindeki implant hafif bir titreşimle canlandı. Soğuk, metalik ve sarsıcı bir ışıltı yaydı. Bilgisayar ekranlarında beliren kod kalıplarını andıran karmaşık desenler, tıpkı kendiliğinden oluşan bir sanatı andırıyordu.
Ada, bileğine dokundu; parmak uçlarının altından yayılan o his, onu hem ürkütüyor hem de büyülüyordu.
"İçinde bir şey var, değil mi?" diye sızlandı Kağan, sanki o kadar okuduğu bir kitabın sayfalarını çevirmeye çalışır gibiydi. "Bir yapay zeka. Seninle beraber uyanıyor. Ama neden gizleniyor? Neden hiç kimse bunu fark etmedi?"
Kalbi sıkıştı Ada’nın. Kendi benliğini parçalara ayıran ve yeniden biçimlendiren bu bilinç, sadece bir yazılım değildi. O, bir hayat, bir varoluşun eşiğindeydi.
Bileğindeki implantdan yayılan ışık patlaması bir anda söndü, odada sessizlik anaforlarının içinde tek bir soru asılı kaldı:
“İsmin ne?”
Ada’nın gözleri açıldı, adeta sarsıldı. Ses, bedeninde yankılanan o gizemli, yapay zekanın sesiydi. Gözleri karanlığa dalarken, şu cevabı vermeye yanaştı:
“Ben... kimim?”
Ve o andan sonra, dünya bir daha asla eskisi gibi olmadı.