Chapter 15
Işıkların titremesiyle birlikte havada asılı kalan o ölümcül an patladı. Ada’nın ciğerlerine dolan nefes, var olduğunu hatırlatan keskin bir acıyla birlikte hızlandı. Saldırganın gözlerindeki karanlık parıltı aniden söndü; sanki içine çekildiği kara bir kuyuya kapılmış gibiydi.
Ada, yere yığıldığında, etrafındaki sessizlik şimdiye kadar duyduğu en ağır çığlıktı. Her zamanki gibi, kalbinin içinde bir şey kıpırdanıyordu; ama şimdi ne korkak bir sızlama ne de pasif bir huzursuzluk vardı. Onun içinde, yıllardır baskılanmış, yasaklanmış bir güç sinir uçlarına kadar patlamaya hazır bir volkan gibiydi.
Başını çevirdiğinde, saldırganın yerde hareketsiz yattığını gördü. O karanlık yüzün altındaki adam değil, tamamen çökmüş, sanki bir kukla ipleri elinden alınmış gibiydi. Yan dairende, düşmüş bir USB sürücü parladı. Ada’nın gözleri ona kilitlendi; eski bir anahtar gibi, geleceğe açılan kapı gibiydi.
*
“Ne buldun?” diye fısıldadı Aya, Ada’nın en yakın dostu. Gözlerinde karışık bir endişe, bir şaşkınlık vardı. İkisi de, bu şehrin robotik ve neon ışıklarla kaplı insan kalabalığı içinde birbirlerine sırtlarını yaslamıştı.
Ada, titreyen eliyle sürücüyü aldı ve küçük bir güvenliğa soktu. “Burası...” diye başladı, sesi titrek, ama kararlı. “Burada babamın çalışmalarına dair bir şeyler var. Çok daha fazlası.”
Aya, Ada’nın yüzündeki o kararlı ifadenin büyüdüğünü gördü; yıllarca babasının ölümüne dair sorular beraberinde çıktı. “Demek ki... Kağan sadece onu öldürmekle kalmamış. Ondan sonra gelen bu teknolojiyi de ele geçirmek istiyor.”
“Evet,” diye onayladı Ada. “Ama burada sabit kalmayacak. Babamın kim olduğundan daha fazlasını saklıyorlar.”
*
Ada odasına geri dönerken, geçmişin ağır nefesi ensesinde hissediliyordu. Eski, tozlu kutuların içinde saklanmış notlar, eski fotoğraflar, unuttuğu hatıralar yerde dağınık duruyordu. Babasının ismi, defterlerde, bilgisayarlarda gizli gizli anılıyordu ama her ipucu yeni bir soru doğuruyordu.
Bir fotoğraf karesinde, babası ve Dr. Kağan yan yana duruyordu. Sırlar dolu gözleriyle birbirlerini izliyormuş gibi. Adeta o fotoğraf, iki adamın aralarındaki ince çizgiyi, kırılgan güveni ve ölüme bu denli yaklaştıklarını haykırıyordu.
Ada parmaklarını hafifçe titreterek, fotoğraf üzerindeki yazıyı okudu: "İki dahi, tek gelecek."
“İki dahi aslında neyin peşindeydi?” diye mırıldandı.
*
Gece yarısının soğuk nefesi odasına dolarken sürücüyü bilgisayara taktığında, ekranda şifre korumalı bir dosya belirdi. Ada yutkunduktan sonra babasının bıraktığı bir anahtarla dosyayı açmayı başardı. Karşısında beliren kod satırlarının içinde, sadece teknoloji değil; biriyle paylaşılan ve gizli tutulan, kimsenin bilmemesi için uğruna hayatını kaybettiği büyük bir sır gizleniyordu.
Dosyada adı geçen “Proje Kronos” kodu, daha önce hiç duymadığı türden bir deneyin anahtarıydı. İmplantlarının uyanışıyla ilgiliydi. Babası sadece bir mühendis değil, aynı zamanda bu deneyin tehlikeli sınırlarında yürüyen bir arkeolog gibiydi.
Ve en sonunda o satır geldi: "Kağan ve babanın bağını unutma. Gelecek, onların mirasından ibaret değil."
Yüreği değişti, damarlarında akan neon kan sanki aniden daha da hızlandı.
*
Kapının hemen dışında ansızın bir tıkırtı duyuldu. Ada dondu kaldı. Aya’nın sesini duydu: “Kim o?”
Bir adım, sonra diğerleri… kapı yavaşça aralandı.
Ve Ada’nın gözleri ile Dr. Kağan’ın gözleri o karanlık koridorda nihayet karşılaştı. Aralarındaki hava, bir saniye içinde gerildi, yükseldi. Bir yılan gibi hazır, sessiz ama ölümcül.
Kağan’ın dudaklarından çıkan tek kelime, Ada’yı buz gibi bir gerçekliğe çekti:
“Baba… seni bekliyordum.”
Ve tüm kalbinde, bir volkan ateşi yükseldi.
---
### Bölüm sonu.