Chapter 5
Defne dudaklarını daha sert ısırdı; diş etleri bir an için acı verdi. Pençe gibi içi meselelere sıkılmış bir el gibiydi; masanın soğuk kenarı avuç içini yarattı. Hava, o an odada bir çarpıntı oldu — klima hafif bir uğultu bıraktı, kahvenin buğu bulutları yavaşça dağıldı.
"Tamamen kamuya açık olmak?" dedi Emir tekrar, bu kez neredeyse nazik bir soru gibi. "Bunu kabul ediyor musun?"
Parmaklarının ucunda kâğıdın tırtıklı kenarı vardı; o boşluk, yırtık hâlâ duruyordu. Gözleri sözleşmenin altındaki imza çizgisine kaydı. Altı aylık bir çizgi. Altı ay — aile sicil defterini bir daha açtırmayacak kadar kısa; borçları kapatmaya, annesinin hukuk bürosuna tekrar nefes aldırmaya yetecek bir zaman dilimi. Ama altında yatan başka bir gerçek daha vardı: Bir patent, bir şirket defteri; bir anahtar. Onu açmak için gereken en küçük bahane belki de bu sahte nişandı.
Nefesini yuttu. Dilinin köşesi hâlâ hafifçe titriyordu.
Emir bir adım öne geldi; papyonu düzeltti, yüzü kameralara hazırlanmış bir maskeyle gergin bir rahatlamaya büründü. "Kamuya açık olmak, yani tüm etkinliklerimiz, röportajlarımız, sosyal medyada ortak paylaşımlar. Sözleşme ihlalinde tazminat ve yaptırım maddeleri uygulanır. Senin için de yükümlülükler var; benim için de. Adım adım ilerleyeceğiz."
Salondaki avukat, kelimelerini tartar gibi konuştu: "Altı ay. Haftada en az üç ortak görünürlük. İçeriklerin koordinasyonu PR ofisi tarafından yapılacak. Gizlilik maddesi... ihlal durumunda taraflar önceden belirlenmiş arabuluculuk ve tazminat prosedürlerine riayet edecek. Ayrıca, medyada kişisel saldırı ve ifşa yasağı hükmü vardır."
Defne kulaklarını kapatmak istedi; kelimeler çırılçıplak bir ticaret gibi çınlıyordu. "Tazminat" dediler. Para. Güvelik. Huzur. Belki de bir daha o eski borç çağrılarını duymayacaktı.
Gözleri Emir'e kaydı. Kararlı, soğuk bir ağız kıvrımı. "Miktar nedir?" diye sordu Defne.
Emir bir an tereddüt etti — sadece bir an. Sanki herkesin gözleri onun söylediklerine kilitlendiği için kendi şovunu kontrol etmesi gerekiyordu. "İlk ödeme peşin yapılacak. İmzadan sonra banka trafiği iki iş günü içinde tamamlanır. Kontrat maddeleri ve detayları avukatlarımız arasında netleşecek. Sen sadece... dışarıya ait olanı yerine koy; ben şirketi korurum."
Defne sordu: "Şirketinizin bana vermeyi teklif ettiğiyle ailemin yaşadığı arasındaki farkı nasıl keseceğim? Sadece 'rol yapmak' için mi borçlarımı ödüyorsunuz?"
Selim, PR müdürü, o sırada öne eğildi. Saçları jöleli, sesi kaygan. "Defne Hanım, bu bir anlaşma. Hepimiz oynamalıyız. Biz sana platform veriyoruz; sen de bize bir hikâye. İnsanlar hikâyeyi sever. Bizim hikâyemiz şimdi sizin hikâyeniz olacak. Prestij, görünürlük, karşılıklı çıkar."
Defne dudaklarını kıvırıp hafifçe güldü; gülümsemesi gerçek ile sahte arasındaki ince çizgiyi taşıyordu. "Hikâye için ailem satılmaz."
"Satılmıyor," dedi Emir, gözleri donuk. "Kurtarılıyor."
Kurtarılmak mı, yoksa daha fazla saklanmak mı — kulağındaki kelimeler, raflardaki tozlu dosyalar kadar ağırdı.
Sonunda kalem parmaklarına soğuk metalini koydu; tırnakları hafifçe etini bastırdı. İmzaladı. Mürekkep kururken odada bir sessizlik yayıldı, o sessizlikten önceki fırtına gibi. Kâğıtta çizilen harfler, bir zaman dilimi için hayatına yazılıyordu.
"Resmi olarak altı aylık nişan." Selim kameraya dönerek konuştu, görevini yapıyordu; gülüşü otomatik.
Çekim planı hazırlanınca, ekip iş bölümlerini hızla yaptı. Makyaj masasında Defne'nin yüzüne hafif katmanlar konuldu; kamera ışıkları daha da parlak bir hale gelince cildinin küçük damarları parladı. Merve, yönetmen, yüksek sesle talimatlar veriyordu: "Samimi bakış, gülüş, 'şanslıyım' vurgusu..." Her cümlesinin altına bir not koyuyordu; ritmi yumuşak ama emirdi.
Defne aynada kendi yüzünü izledi. Kendisi olmayan bir kişinin gülüşünü prova ediyordu; dudaklarının içindeki demir tuzu tadı gerçekliği hatırlatıyordu. Bir toka saçının dalga şekli, bir cümleye yerleştirilmiş bir yalan gibi duruyordu.
Set kabinlerinin arkasında küçük bir kâğıt mendilden bir parça çıkardı; parmakları hâlâ titriyordu. Kameralar, mikrofon boomları, kablolar; her şey bir ateş hattı gibiydi. İlk çekim, "çiftin ilan" görüntüsü — birlikte yürürken kılı kırk yaran bakışlar, sonra kameraya doğru dönüp kısa bir konuşma: "Biz, hayatlarımızı birleştiriyoruz." Klişe; fakat işin gerçek yanı dokunduğu yerlerde titriyordu.
"On üç, on iki..." Merve saydı. Işıklar ısındı. Sıcak hava yüzünü yumuşatmaya başladı; yapay güneşin hafif ter kokusu vardı. Emir kolunu nazikçe Defne'nin omzuna attı. Hareketi mekanik değildi; deneyimli bir aktörün dokunuşuydu — insanı hem rahatlatır hem de örter.
Defne kalp atışlarını saydı. Gülümsemesi yavaştan geldi; gözlerinin köşesindeki çizgi zorla yumuşatıldı.
Kamera kayıt düğmesine bastı.
"Sevgili izleyiciler," dedi Emir, sesi canlı, güven veren bir bariton. "Bugün yeni bir başlangıcı kutluyoruz. Defne benim hayatımda bir aydınlık."
Motorlu bir hava gibi, kameranın mikrofonu yakınlaştı. Defne yutkundu ve konuştu: "Herkese teşekkürler. Bu... yeni sayfa için teşekkür ederim." Sesi camdan inceltilmiş bir tonda çıktı; gerçek karşılığı olmayan bir kabullenmeydi.
Set arkasında birkaç flaş patladı; stilistler memnun görünüyordu. Sosyal medya editörü telefonunda bir şeyleri hızla yazıyordu: "Yeni hikâye. #KarahanAilesi #AşkVeKurtuluş" Hemen paylaşılacak bir başlık hazırlandı.
İlk çekimler güzel geçti. Kameralar çekip kaydı çevirdi; bazı sözler senkronize edildi, bazı bakışlar prova edildi. Defne, elini adam akıllı tutmadığı müddetçe bir kukla gibi yönlendiriliyordu.
Bir ara Emir ona dönüp fısıldadı, sesi mikrofonun arkasından gelen bir dalga gibi hafifti: "Güzel oynadın." Sözün içinde bir tebrik vardı ama siması değişmişti; gözlerinin ucunda bir bıçak parıltısı vardı.
Defne, "Teşekkürler," dedi. Dudaklarının arasından çıkan hava, bir tür bedava nefesti.
Çekimler arasında kısa bir mola verildi. Işıkların azıcık sönmesiyle set arkasında serin bir gölge oluştu. Merve herkese su dağıtırken, kameramanlar görüntüleri kontrol ediyor, monitörü yakınlaştırıp uzaklaştırıyordu.
Defne biraz geriye çekildi, sağ elindeki soğuk fincanı avuçladı. Ekibin gürültüsü uzaklaşmış gibiydi; kendi iç sesi daha yüksek çalmaya başladı.
Emir de kısa süre için yanında durdu. Yüzündeki kaygısızlık, kamera önünde takındığı kılıfın kenarındaki bir dikiş gibiydi; parmak uçlarıyla dikişi çekince içindekiler görünüyordu. O an göz ucuyla Defne'yi inceledi; bakışı bir rapor gibi, nokta nokta.
"İlk çekim iyi gitti," dedi, sesi normalin birkaç derecelik altında, soğuk bir viyola teklesi gibi. "İyi adapte oldun."
Defne bir kez daha gülümsedi; gülümsemesi içindeki kum tanelerini saklıyordu. "Siz de çok… kibar gözüküyorsunuz kamerada."
"Her şey için kamera var," dedi Emir. Dudaklarında alttan bir gülme yoktu; sadece bir tonda onay.
Merve yaklaştı: "O sesi biraz daha içten verelim. Emir, elini omzuna koy. Defne, gözlerine bak, ama daha… sakin."
Tekrar hazır olundu. Işıklar yandı, mikrofonlar öne geldi. Defne kalbini göğsünde hissedebiliyordu; ritmi bir davul kadar düzenliydi.
Kayıt başladı. Emir sahte bir kahkaha attı, Defne de ona eşlik etti. Çekim bir ani yakın planla bitmeyi planlıyordu — yüzler, göz pınarları, kamera kapanmadan önce bir dokunuş.
"Kes!" diye bağırdı Merve. Işıklar sönerken, setteki insanlar aniden yavaşladı; dolayısıyla o meşakkatli sessizlik eğer şov yorgunluğunun sonundan başka bir şeyse, yine de herkes için normaldi.
Kameralar kapandı.
O anda Defne dondu; bir şeyin değiştiğini hissetti. Sanki perde arkasındaki hava bir bıçak gibi inmişti. Emir'in yüzü, birkaç saniye içinde ve kademeli olarak, kameralar önündeki sıcak maskeden sıyrıldı. Gözlerindeki ışık aynıydı ama içindeki hareket, buzlu bir nehre benziyordu. Dudaklarının köşesi, bir emir beklercesine sertleşti.
İlk gelen fısıltı, hafif bir uğultu gibi duyuldu: "Good take," diye mırıldandı kameraman. Ama Defne hiçbir şeyi duyamıyordu. Kulakları tıkanmış gibi, dünyanın dışındaki frekanslarda yalnızca Emir vardı.
Onun yüzü, bir fotoğrafın iki tarafı gibiydi: bir tarafta sahtelik, diğer tarafta keskin bir gerçek. Gözleri bir an için Defne'nin çenesine saplandı; bakışında öfke vardı — göze çarpan, zihninde bir kıvılcım çakar gibi. Bu, setin içine sinen, kameranın görmediği bir kemer gibi; her saniye daha da gerildi.
Defne nefesini tutmuştu. Vücudu, o bakışla birlikte küçülmüş gibi oldu. Gülümsediği halde tüm gövdesi ağrıyordu; parmakları, fincanın kenarına beyaz bir iz bıraktı.
Emir bir adım attı. Ayakkabısının tabanı zemine net bir sesle vurdu; ses odaya yankı yaptı. Mimikleri geri geliyordu, ama şimdi maskenin arkasındaki şey daha netti: kontrolsüz bir öfke.
"Bu, işin kuralları," dedi Emir daha önce olmadığı bir tonda, kulağa bir ilahi emrediği gibi; sesi soğuk, düz ve kesin. Defne'nin omuzlarının arasına gizlenmiş bir buz hortumu gibi soğuk yayıldı.
Setin gürültüsü aniden bir kabuk içinden çıkan bir çığlık gibi kesildi; herkes kendi işiyle meşgul nükteler atıyor, derin bir nefes alıyordu. Ama Defne sadece o bakışı görüyordu; o bakışın içinde geçmişin ve geleceğin saldırgan bir birleşimi vardı.
Merve araya girmek için bir adım attı, gülümsemesi profesyoneldi ama gözlerinin dibinde kaygı vardı: "Tamam, ara verelim. Herkes dağılıyor, on dakika..."
Kimse hareket edemiyordu. Defne, fincanı masanın üzerine koyarken ellerinin titremesini hissetti. Gözünü Emir'den ayırmadı. O anda, kameralar kapılıp kablolar gevşemişken, gerçek bir kapatma düğmesi vardı — ama o düğme Emir'in içindeki zorunlu verilişi kapatamıyordu.
Emir iki adım daha attı ve konuşma ivmesini, profesyonel kalkanının altına gizlenmiş bir keskinlikle değiştirerek sürdürdü.
"Unutma," dedi, her kelimeyi dikkatlice seçerek, "kurallar olmazsa hiçbir şey olmaz. Sen de biliyorsun; oyun kurallarına uy."
Defne dudaklarının arasından çıkan tek kelimeyi bile duyamadı. Sesi, birer taş gibi dökülüp yere düşüyordu. Gözlerinin kenarındaki küçük kırışıklıklar, bir sabah aynasında görülen yorgunluğun izleriydi.
Emir'in gözleri onun yüzünde dolaşırken, sabit bir şimşek gibi bir an için yandı. Kimse o an ne olacağını bilmiyordu. Işıklar sönmüş, kameralar durmuş, ama aradaki hava şimdi daha tehlikeliydi. Defne, eliyle boynunun önünü ovuşturdu; durgun kanı bir an için hızlandı.
O bakış, kırık bir pencereyle dışarı bakan bir ev gibi içeriye bir koku dışarıya döktü: metalik, soğuk ve kaliyle yıkanmış bir tehdit hissi.
Emir daha da yaklaştı. Yüzüne hiç varmamış bir gölge indi; dudağının kenarındaki çizgi, bir ip gibi çekildi.
Setin arkasındaki kalabalık aniden bir perde ile ayrılmış gibiydi; herkes resimsel bir sorumlulukla uzaklaştı. Ama Defne için perde yoktu. Orada, açıkta bir öfke vardı.
Kameralar kapandıktan sonra ne olur? O soru odanın içindeki nemli sessizliğe saplandı ve Defne, bir anlığına tüm nefesinin kesildiğini hissetti.
Emir’in gözleri, tam o an…