NoveliqaNefret Sözleşmesi / Sözleşme Masası :0%
Log in

Chapter 4

Sözleşme Masası

Defne'in parmak uçları kağıdın üzerinde dondu. Satırın ortasında yarım kalan o kelime, odada aniden bir boşluk açtı; nefesi orada sıkıştı, sanki ciğerlerine bir el bastırılmıştı.

Pencereden yağmur ince bir perde gibi iniyordu. Damlaların ritmi camdaki ışıkla çarpışıp, Emir Karahan'ın ofisinin metalik soğukluğunu daha da belirginleştiriyordu.

"Madde neydi?" dedi Defne. Sesi inceden titredi ama soruda sivri bir kenar vardı. Korku yoktu; yerini hesaplanmış bir öfke almıştı.

Emir, koltuğunda geriye yaslandı. Siyah takım elbisesinin içinden görünen bej gömlek düğmeleri soğuk bir hat gibi parlıyordu. Bir an için gözleri masanın üzerindeki sözleşmede dolaştı, sonra Defne'ye baktı. Gözlerinin ucunda, her zamanki gibi, bir labirentten çıkmış bir kurtarıcı-mazlum ifadesi vardı; ama Defne artık o ifadeyi yemedi.

"Orada eksik bir kelime yok," dedi Emir sakince. Sesi, camdan yansıyan ışık gibi pürüzsüz ve keskinti. "Senin tarafın onu koparmış olabilir."

Defne parmağını eğri çizgiye sürttü. Mürekkebin kesildiği yerde çok ince bir yırtık vardı; kâğıdın yapısı hafifçe kalkmıştı. Birisinin kelimeyi kasten çıkardığı açıktı. Yine de bu eksik kelime, teklifin kaderini değiştiriyordu.

"Benim tarafım mı?" Nefesine bir kurt düşmüştü. "Bu sözleşmeyi sen gönderirken benim tarafım nerede?"

Emir bir çay kaşığı gibi dudaklarını kıstı. "Benim avukatım hazırladı. Ama bazı maddeler müzakereye açıktı. Sen de bir müzakereci gibisin?"

Defne bir adım öne geldi. Masanın üzerindeki sözleşmeyi itti; parmakları kâğıdın kenarını köpük gibi kavradı. "Müzakere ettim çünkü ailemin itibarını geri istiyorum. Borçlarımızı kapatacak garanti istiyorum. İftiranın geri çekilmesini ve kamuya yapılacak resmî bir özrü istiyorum."

Emir kaşlarını kaldırdı. "İtibarın geri verilmesi mi? Sanki bir damga silinebilecekmiş gibi. Sosyal medyada bir şey yayıldığında bir imza yeter mi sanıyorsun?"

Sessizlik çabukça büyüdü. Defne, bir anlığına çocukluğunda annesinin eski bir fotoğrafını gördü; halının üzerindeki kahverengi lekeler, babasının titrek el yazısı. Her bir an, geri almak istediği bir parça. Dudakları birbirine yapıştı; sözlerini hiç bu kadar net kurmamıştı.

"Benim için sadece para değil," dedi Defne. "İtibar... insanların bize bakışını düzeltmek. Şirketinizin resmi açıklaması. Bir düzeltme, bir mahkeme sürecinin geri çekilmesi. Ben size bir şey vermeye hazırım ama karşılığında bunlar olmalı."

Emir parmağını masanın yüzeyinde ritmikçe tıklattı. "Karşı tarafında ne var peki? Senin avukatın dediği gibi, içerideki belge ve patent bilgileri... Ortada bir güç dengesi var. Bunu bana vermelisin."

Defne'in yüzünde anlık bir katman kaydı; gülümsedi ve bu gülüş derde leke sürer gibiydi. "Benim elimde bir şirket defteri, birkaç e-posta ve o patent dosyası var. Bunlar bir şirketi sarstığı gibi, benim ailemin hayatını da düzene sokar. Benim teklifim şu: Borçların kapanacak, ailem adına resmi bir düzeltme yayınlanacak, ve sen beni sosyal medyada hedef gösteren ekibi geri çekip isimlerimi sileceksin. Karşılığında…"

"Karşılığında?" Emir tekrar sözünü kesti. Gözleri titredi, ama bu kez içindeki dalga daha karmaşıktı. "Seninle bir anlaşma yapmak istiyorum. Bir sözleşme anlaşması. Benimle işbirliği yapacaksın. Belirli şartlar... sosyal hayatımızın bir kısmını seninle paylaşacağım."

Defne'in kalbi hopladı. Bu teklif, konuşulmamış korkuların gölgesiyle geldi. "Ne tür bir işbirliği?"

Emir derin bir nefes aldı. "Sahte bir nişan. Kamu önünde belirli bir imaj... Benim ailemin itibarı için gerekli. Senin de aile itibarını geri kazanman için bir araç. Basitçe söylemek gerekirse, ben seni korurum. Sen de bana zarar vermezsin."

Masadaki hava, bir anda inceldi. Defne, gözlerini kısarak ona baktı. "Benim için bu bir kölelik anlaşması gibi. Kendimi satmamı mı bekliyorsun?"

Emir'in yüzünde bir gölge gezindi. "Beklemiyorum. Ancak seninle herkesin gözü önünde olursak, ikimiz de birbirimize karşı bir pazarlık gücü elde ederiz. Sen beni hedef alırsan—halkın gözünde ben de seninle aynı gemideyim. Aynı şekilde, ben de seni korurum; gerekirse tüm kaynaklarım devrede."

Defne'in parmakları masaya bastı; o an odadaki ışıkların sertliğini hissetti. "Senin koruman... ne kadar güvenilir?"

Emir’in gülüşünde bıçak vardı. "Güven" kelimesine inancı yoktu. "Sana yeterli para sağlanacak. Borçların tümü kapatılacak. Senin adının itibarını silecek bir açıklama yayınlatacağım. Artı bazı şartlar…"

"Şartlar?" Defne sanki ipleri sıkan bir mağara kapısını açıyor gibiydi. Her madde, onun özgürlüğünden bir parça koparacaktı.

"Senin sosyal medyada davranışlarını kısıtlayacağım," dedi Emir. "Belirli etkinliklere katılacaksın, onlarla ilgili konuşmalar yapacaksın, ama parayla sağlanan bir yaşamı simgeleyen bir imaj çizeceksin. Basına vereceğimiz röportaj metinleri olacak. Ayrıca, elindeki belgelerin içeriğini sadece benim avukatlarımla paylaşacaksın; üçüncü şahıslara sızdırılmayacak."

Defne'in içi kıvrıldı. Belgeleri paylaşmak, onun güç anahtarını bırakmak demekti. Ama karşılığında ailesinin onuru, borçları, belki de annesinin yüzündeki o sürekli endişe çizgileri silinebilirdi. "Ve süre? Ben nasıl garantiler alırım ki sen bu sözleri tutacaksın?"

Emir cebinden bir zarf çıkardı. Zarfın içinde bir satırda yazılı bir rakam vardı. Defne gözlerini kısarak sayıyı okudu. Gözleri büyüdü. Yeterliydi. Aile borçlarını ödetiyordu, belki de biraz fazlasını. Ama para her şeyi çözmezdi.

"Garanti olarak, bir escrow hesabı açılacak. Paranın bir kısmı bugün hesapta, geri kalan kademeli olarak itibar düzeltmesine bağlı. Senin avukatın kontrolünde olacak; ben de imza atacağım. Ayrıca, seni karalamak için kullanılacak hiçbir dava açılmayacak. Benim adımı da kapsayan resmi bir düzeltme yayımlanacak."

Defne bir süre oturdu. Rüzgar camda bir hışırtı yaptı; yağmur daha sertleşmişti. Her damla küçük bir terazinin kefesini öyle bir sallıyordu ki, karar vermek ağırlaşmıştı.

"Benim bir başka şartım var," dedi Defne, sesi daha düşük ama kesin. "Şirket defterleri ve e-postalar… bir kısmını resmi bir denetime vermek istiyorum. Eğer bulduklarımın büyük kısmı suç teşkil ediyorsa, bununla ilgili adım atacağım. Ama eğer sen bu denetimi kabul edersen, ben de ortaya çıkarmanın değil, çözüm getirmenin bir parçası olurum. Bunu herkesten saklamayacağım ama... bunu reklam malzemesi de yapmayacağım."

Emir’in yüzünde ilk kez gerçek bir dikkat belirdi. "Denetim mi? Bu, şirket için büyük risk demek."

"Benim için de büyük risk," dedi Defne. "Ama ben adalet istiyorum. İstediğim tek şey, bunun kötü niyetli bir kullanıma çevrilmemesi."

Emir bir an durdu. Masanın üstündeki lüks tükenmez kalem onun parmakları arasında döndü. "Peki" dedi sonunda. "Senin istediklerini kısmen kabul edebilirim. Parayı koyarım, özrü yayınlatırım. Denetimi belli sınırlarda kabul edebilirim. Fakat bir ek şartım olacak."

Defne doğrudan ona baktı. "Söyle."

Emir hafifçe öne eğildi, eliyle kâğıdı, son imza yerini işaret etti. "İmzalamadan önce sözleşmeye bir madde daha ekleyeceğim. Bu madde, ilişkimizin doğasını ve kamuya nasıl sunulacağını belirleyecek."

Defne'in nefesi kesildi; kâğıdın üstündeki mürekkebi izledi. O eksik kelime tekrar zihninde yankılandı. "Ek madde mi? Nedir o?"

Emir gülümsedi; gülüşü soğuk pırıltılar saçtı. "Basit bir şey." Kaşları hafifçe oynadı. "Bu ilişkinin tamamen kamuya açık olmasını istiyorum."

Defne'in kalbi düşmeye başladı. O kelime şimdi sadece cümleyi tamamlamıyordu; bütün dünyasını değiştirebilecek bir kilit gibiydi.

"Tamamen kamuya açık olmak?" Emir tekrarladı, daha yüksek, sorgulayıcı bir tonla. "Seninle olan bağımızın herkes tarafından bilinmesini istiyorum. Nişanlarımız resmî açıklamalarla duyurulacak, fotoğraflar paylaşılacak, ortak davetlerde yan yana duracağız. Her şey medyada takip edilecek."

O anda odamın saatinin tik takları daha yüksek çalıyor gibiydi. Defne'in göğsünde bir kar kümesi çöktü. Kamuya açık olmak demek, sosyal medyanın acımasız merceği; tanımadık insanların ahkam kesmesi; annesinin mahalledeki insanlar tarafından farklı gözlerle görülmesi demekti.

Ama kamuya açık olmak, aynı zamanda onun elindeki belgeleri kullanırken kimsenin karşı çıkamayacağı bir perde de sağlayabilirdi. Kamusal imajı paylaşmak, onun yasal baskılarına engel olur muydu? Yoksa tüm mahremiyetini yerle bir eder miydi?

Yağmurun sesi bir anda yükseldi. Defne gözlerini kapadı. İçinde bastırdığı öfke, utanç ve hesap etme duygusu bir araya gelip bir fırtına oluşturdu.

Emir bekledi. Onun bekleyişi, bir avcının sessizliği gibiydi; bir karar verme anının ağırlığını artırıyordu.

Defne dudaklarını ısırdı. Parmakları masanın kenarına takılıp kalmıştı; kâğıdın kenarındaki yırtık hâlâ oradaydı, bir boşluk; bir bilinmezlik.

"Tamamen kamuya açık olmak?" dedi Emir tekrar, bu kez neredeyse nazik bir soru gibi. "Bunu kabul ediyor musun?"